Gıda

Gıda ve Tarım Sürdürülebilirliği İklim Krizine Karşı Ne Kadar Etkili?

İklim krizi gerçeğinin artık yadsınamayacak ya da görmezden gelinemeyecek kadar hayatlarımıza işlemiş olması hem insanlığın hem de gezegenin sağlığı açısından çok farklı çözümlerin ortaya çıkmasını sağlıyor.

Yazı: Aynur KOLBAY HÜLYA

Eminim pek çoğumuz bireysel olarak sağlıklı beslenme ile ilgili eskisine nazaran çok daha fazla endişelenmeye, çok daha fazla ince eleyip sık dokumaya başladık. Gıdanın üretimi, temini, tüketimi gibi aşamalar artık eskisine göre daha riskli ve meşakkatli süreçlerden geçiyor. Son iki yıldır küresel boyutta, gerek Covid-19 gerek doğal afetler gerekse insan eliyle yaratılan tahribatlarla mücadele ettik ve etmeye de devam ediyoruz. Hem bizim hem de dünyanın sürdürülebilirliğini sağlamak, sağlığını korumak eskisinden çok daha büyük önem kazandı. İklim krizinin geldiği nokta, tüm dünyada büyük endişe yaratmanın yanı sıra pek çok ülkeyi, kurumu, kişiyi de bizzat harekete geçmek ve bu konuda daha somut adımlar atmak zorunda bıraktı.

Geleceği Kurtaracak Adım Olarak Sürdürülebilirlik

Geldiğimiz bu noktada, sürdürülebilirlik kavramı da oldukça büyük anlam kazandı ve farklı alanlara dair sürdürülebilir ve kalıcı, dolayısıyla da dünyayı kurtarabilecek, sağlıklı yaşamamızı mümkün kılacak çözümler geliştirilmeye başlandı.

Sürdürülebilirlik genel tanım olarak ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarda üretim ve çeşitliliğin devamını sağlarken ihtiyaçlarımızı gelecek nesillerin ihtiyaçlarını yok etmeden karşılayabilmeyi ifade ediyor. Tanımdan yola çıkarak sağlıkla bağlantılı tüm sürdürülebilirlik çalışmalarının da sosyal, ekonomik ve çevresel etkileri ile ele alınması gerektiği aşikar. “Sürdürülebilirlik nihayetinde şu net ve temel anlamı taşır: Sürdürülebilir bir yaşam geleceğe odaklı bir yaşamdır.”* Bu kapsamda açlığın sona erdirilmesi, gıda güvenliği, daha iyi beslenme güvencesinin sağlanması ve sürdürülebilir tarımın desteklenmesini amaçlayan 2 numaralı Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’na yönelik aksiyonlar da gittikçe daha önemli olmaya başladı.

Araştırmalardan Çarpıcı Sonuçlar

Gezegenimizi korumak ve tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasını sağlamak üzere Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşmak için ülkeler pek çok farklı alanda gerekli olan adımları atmaya başladı. Buradan yola çıkarak pek çok araştırma yapılıyor, rapor yazılıyor ve çarpıcı veriler ortaya çıkarılıyor. Sağlıkta sürdürülebilirliği gıda ve tarımla ilişkilendiren araştırmalar ise endişe verici sonuçlar ortaya koyuyor:

  • Dünya nüfusunun 2050 yılına gelindiğinde 10 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor ve buna bağlı olarak şehirlere kayan nüfusun yeterli beslenebilmesi için önümüzdeki 30 yılda gıda üretiminin yüzde 60 oranında artırılması gerekiyor.
  • Dünyada tarımın büyük oranda suya dayalı olmasının gıda sürdürülebilirliği açısından önemi vurgulanıyor. Bireysel olarak şu anki hızla su tüketmeye devam edilirse ileride günde “sadece 25 litre su” hakkımız olacak.
  • Her yıl tahıl ve bakliyatta yaşanan kayıplar nedeniyle 75 milyar metreküp su israf ediliyor.
  • İnsanların tüketimi için üretilen gıdaların yaklaşık %30’u çöpe atılıyor.
  • Gıda kaybı ve israfının küresel ayak izi 3,3 milyar ton karbondioksite eşdeğer. Bu rakam toplam sera gazı emisyonlarının %7’sini ifade ediyor.
  • Her dört insandan biri yeterli gıda güvencesine sahip değil ve dünya nüfusunun %8,8’i günlük kalori ve enerji hedeflerine ulaşamıyor.

Tüm bu verilerde gördüğümüz ve her birimizin bizzat yaşayarak şahit olduğu üzere, mevcut gıda üretimimiz ve tarım sistemlerimiz sürdürülebilirlik kriterlerini karşılayamıyor. Petrole bağımlı tarım sistemlerinden yeterli olmayan miktarlarda ürün elde ediyor, kullandığımız kimyasallarla toprağa zarar veriyor, yanlış yöntemler ve zamansız avlanmalarla denizdeki canlı ekosistemini bitiriyor ve aslında tüm ekosistemde geri dönüşü olmayacak şekilde tahribat yaratıyoruz.

Yenilikçi Çözümler Şart

Doğa kendi sürdürülebilirliğini sağlayacak muhteşem bir güce sahip olsa bile gerek insan eliyle gerekse doğal afetler aracılığı ile pek çok doğal kaynak da tükenmeye ya da zarar görmeye başladı. Tarım sektörünün ve gıda üretiminin iklim krizi ile büyük bir mücadele içinde olduğu düşünülürse sürdürülebilir bir ekosistem yaratmanın en birincil yöntemi, gıda döngüsündeki değişimin desteklenmesi olarak görülebilir. Bu kapsamda gıda girişimciliği ve yenilikçi tarım uygulamaları konusunda başarılı örnekler ortaya çıkıyor ve konuya dair daha sürdürülebilir ve pozitif etki yaratacak çözümler bulunmaya çalışılıyor. Özellikle bu alanlarda gerçekleştirilen etki odaklı girişimcilik faaliyetleri ihtiyaca yönelik fayda elde etmede oldukça olumlu sonuçlar yaratabiliyor.

Sürdürülebilir tarım uygulamaları uygun maliyetle ve bol miktarda üretim sağlayacağı gibi, yeterli besin kaynaklarına ulaşamama gibi bir problemi de önemli ölçüde azaltabilir, hatta uzun vadede tamamen ortadan kaldırabilir. Sürdürülebilirliğin uygulandığı bir tarım alanı çevredeki ekosistem için de olumlu sonuçlar doğurmanın yanı sıra bölgedeki hayvanlar için sağlıklı bir yaşam alanı yaratabilir.

Artan gıdalara yönelik uygulamalar sayesinde ise atık gıdalar biyogaza ya da hayvan yemlerine dönüştürülebiliyor veya hâlâ tüketilebilecek durumda olanlar gıda bankalarına ya da aşevlerine bağışlanarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyor. Böylelikle gıda atığından kaynaklı karbon salımının ve gıda israfının önüne geçilebiliyor. Son yıllardaki benzer gelişmelere baktığımızda bütüncül atık yönetimi, yenilikçi tarım uygulamaları ve bu alanlara dair gerek yapay zeka gerek farklı dijital uygulamaları devreye sokarak ortaya çıkan girişimlerle ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan fayda sağlamak ve iklim krizi ile mücadelede kayda değer adımlar atmak oldukça mümkün. Ülkeler izledikleri stratejilerini SKA’lar doğrultusunda tekrar oluştururken bir yandan da gerek yerel yönetimler gerek şirketler gerekse de sivil toplum örgütleri bu tarz oluşumları ve girişimcilik faaliyetlerini de desteklemeye daha fazla özen gösterir durumda. Bir başka deyişle gıda ve tarım alanında atılacak fayda odaklı adımların ve yatırımların iklim krizine karşı oldukça güçlü ve fark yaratan sonuçlar ortaya çıkardığı artık gözle görülür bir hale geldi.

Hem kendimizin hem de yaşadığımız gezegenin sağlıklı bir şekilde devamını sağlamak için bu tarz girişimlerin ve bu girişimleri destekleyecek kişi ya da kurumların artması, iklim krizine karşı ve gezegenimizin sürdürülebilirliğine dair daha somut faydalar elde etmek umuduyla…

*Bryan G. Norton, Sustainability, A Philosophy of Adaptive Ecosystem Management. University of Chicago Press, Chicago.

About Post Author