#ekoIQ Hukuk Canavarlarla Savaşanlar Kendilerine Dikkat Etmeli!
Hukuk

Canavarlarla Savaşanlar Kendilerine Dikkat Etmeli!

İsrail-Filistin’de başlayan savaş aslında hiçbir zaman bitmedi. Neredeyse 80 yıla yakın bir zamandır öyle veya böyle halklar boğazlaşıyor. Olan her zamanki gibi sivillere oluyor. Tabii savaşçıların da bir zamanlar sivil, hatta çocuk olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Savaşlara karar verenlerin öldüğünü ise neredeyse hiç görmedim.

YAZI: Dr. Barış Doğru

Bu kaçıncı savaş ve çatışma üzerine yazdığım yazı bilmiyorum ekoIQ’nun 100 küsur sayısında. İnsanlık, üzerine gelen büyük meydan okumaları iplemeden, her türlü toplumsal ve çevresel sorunla boğuşurken bir yandan da savaşmayı ihmal etmiyor ne yazık ki… Dünyanın muhtelif yerlerinde bazen çatışmalar, bazen basbayağı savaşlar insanlığı adım adım yiyor. Savaşta sadece askerlerin öldüğünü sanan kimse olduğunu sanmıyorum. Savaşta önce gerçekler, sonra da kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere siviller ölür, yaralanır, eziyet çeker.

İsrail-Filistin’de başlayan savaş aslında hiçbir zaman bitmedi. Neredeyse 80 yıla yakın bir zamandır öyle veya böyle halklar boğazlaşıyor. Olan her zamanki gibi sivillere oluyor. Tabii savaşçıların da bir zamanlar sivil, hatta çocuk olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Savaşlara karar verenlerin öldüğünü ise neredeyse hiç görmedim.

Savaşın haklılığını haksızlığını tartışmanın elbette bir mantığı var. Bu noktada, binyıllardır yaşadıkları anavatanlarında mülteci konumuna düşen Filistin halkının haklılığı bence tartışılmaz. Ancak Nietzsche’nin isabetli bir şekilde söylediği gibi, “Canavarlarla savaşan, kendisinin de bir canavara dönüşmemesine dikkat etmelidir”. Nazilerin soykırımına uğrayan Yahudi halkının acılarını paylaşmamak için, insanlığın dışına çıkmak gerekir. Ama canavarların soykırımından kurtulanların kurduğu bir ülkenin yöneticilerinin adım adım canavara dönüştüğünü görmemek için de aptal ya da kör olmak… Peki adım adım bir Apartheid rejimi kuran İsrail’e karşı savaşan Filistinlilerin belirli kesimlerinin canavara dönüşmesine ne demeli!

“Taç giyen baş akıllanır” şeklinde bir söz vardır hepimizin bildiği. Ancak sanırım tam tersi bir durum söz konusu. Ya da “akıl-akılsızlık” konusu fazlasıyla karmaşık. İsrail yöneticileri, kendi zulümlerinin suretinde bir düşmanı adım adım yarattı. Şimdi o düşmanı gösterip, kendi zulümlerini meşrulaştırıyor. Ancak ne bu savaştan, ne de başkalarından mesut çıkan hiçbir halk görmedim tarihte. Bu nasıl bir akılsa, uzun vadede kimsenin işine yaramayan, daha da ötesi hepimizin yuvası dünyayı adım adım yok eden bir aptallığın içine yuvarlanıveriyor önüne gelen.

İnsanlar boğazlaşır ve tüm bunlar da hiçbir mutluluk, refah ve huzur yaratmazken, insan uygarlığı, iklim krizinden çevresel bozulmaya, eşitsizlik ve yoksulluktan küresel sağlık sorunlarına uzanan tehlikelerin içine çoktan yuvarlanmış durumda. Bir dünya hükümeti olması gereken Birleşmiş Milletler’in adı bile geçmiyor bu hengamede. Ve insanlığa yeni bir uygarlığın kapılarını açmayı, tüm küresel sorunlarımıza çare olması için hazırlanan Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SKA) yaklaşamıyoruz bile. Savaşlar, toplumsal cinsiyetten eşitsizlik ve yoksulluğa, çevresel yıkımdan iklim krizine kadar zaten SKA’ların tam tersini ifade ediyor. Atılan her bomba, dezavantajlı kesimlerin ya başına düşüyor ya da bulundukları koşulları daha da kötüleştiriyor. İnsan bu savaşlara harcanan bütçelerin dünyanın ne kadar çok sorununun çözümünde kullanılabileceğini düşündükçe kahroluyor.

İsrail’in, çözüm olarak Filistinlileri çöle sürmeyi düşündüğü yazılıyor çiziliyor. Ancak o öyle bir çöl ki, Filistinlilerden İsrail yurttaşlarına, tüm insanlığı yutacak gibi. Taç giymemiş başlara öyle çok ihtiyaç var ki!

About Post Author