Kent

Dubai’deki Uzlaşı Yerel Yönetimler için Çığır Açtı!

COP28 zirvesinin sonuç metninde kentler ve bölgesel yönetimlerle ilgili ifadeler farklı kararlarda yer aldı. Bunların her biri uzun yıllar verilen mücadelenin bir sonucu. Sürdürülebilirlik için Yerel Yönetimler, ICLEI Küresel Savunma Direktörü Yunus Arıkan da Dubai’deki uzlaşının kendileri açısından yepyeni bir çığır açtığını söylerken, “Dubai; Paris veya Glasgow COP’ları ile kıyaslanıyor ancak ben kişisel olarak bu müzakerelerin karşılığının 1992 Rio Zirvesi olduğunu düşünüyorum. O dönemdeki vurgulara bakıldığında Dubai’de alınan kararlar gerçekten tarihi bir noktaya işaret ediyor” dedi.

Yazı: Bulut BAGATIR

COP28’in en önemli sonucu, birçok kişiyi haklı bir şekilde tatmin etmemesine rağmen fosil yakıtlardan uzaklaşma kararı oldu. Ancak yerel yönetimlere dair önemli ifadeler de sonuç metninde yer alıyor. Örneğin, Kayıp ve Zarar Fonu başlığında ilk kez yerel yönetimlerin iklim fonlarına doğrudan erişimine değinildi. Zirve yerel yönetimler açısından nasıl geçti?

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Uzlaşısı (UEA Consensus) bir paket. İçerisinde Küresel Durum Değerlendirmesi Sonucu, Kayıp ve Zarar Fonu, Azaltım, Adil Dönüşüm, Uyum ve Gençlik Şampiyonu kararları var. Bütünsellik içinde ele alındılar. Bizim açımızdan bakıldığında COP28’deki resmi kazanımlarda üç temel alan var: Birincisi Kayıp ve Zarar. Burada finansmana doğrudan erişimin de yer aldığı toplamda üç paragraf var. İkincisi, Küresel Durum Değerlendirmesi’ndeki paragraf 161 ve diğer altı paragraf. Uyum programında da paragraf dokuz ve diğerlerini örnek gösterebiliriz. Bütün bunların üzerinden Coalition for High Ambition Multi-Level Partnerships (CHAMP) inisiyatifi elde edildi. Buna COP’un bitişi itibarıyla 71 ülke katıldı. İlk duyurulduğunda Türkiye dahil değildi ancak sonrasında katılım gösterdi. Biz CHAMP girişiminin, Küresel Durum Değerlendirmesi 191. paragrafında yer alan ve COP28-29-30 üçlüsü tarafından oluşturulacak “1,5 Derece Misyonu Yol Haritası”na (Roadmap to Mission 1,5) dahil edilmesini bekliyoruz. Ayrıca Küresel Durum Değerlendirmesi’nde fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısıyla beraberküresel yenilenebilir enerji kapasitesinin üç katına, enerji verimliliğinin ise iki katına çıkarılması taahhüdü de yer aldı. Hatırlarsanız, yenilenebilir enerjiler için Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde bir hedef belirlenmesi konusunda 2002’deki Rio+10’dan bu yana çabalar vardı. Bütün bunlar değerlendirildiğinde, COP28 kentsel ve bölgesel yönetimler açısından tarihin en başarılı COP’u olarak kayıtlara girdi.

2015 Paris Anlaşması’nın giriş maddelerinde tüm düzeydeki hükümetlerin önemi vurgulanıyordu. COP26 Glasgow İklim Paktı´nda da yine giriş maddelerinde çok katmanlı yönetişimin acil bir ihtiyaç olduğu belirtiliyordu. 2023 BAE Uzlaşısı’ndaki Küresel Durum Değerlendirmesi kararının 161. maddesinde kullanılan dilin çok daha güçlü olduğunu görüyoruz. Metin taraflara çok katmanlı eylem çağrısında bulunuyor. Bizim üzerinde çalıştığımız başka maddeler de vardı. Daha güçlü referanslar istiyorduk ancak bu bile kendi başına son derece önemli. Bizim açımızdan Dubai’deki uzlaşı yepyeni bir çığır açtı. Yerel yönetimlerden farklı kararlarda farklı referanslarla söz edilmesini bekliyorduk çünkü 2023 boyunca G7’den Amazonlar’a, Afrika´dan Avrupa Birliği´ne (AB) pek çok metinde yer alan geçmişe göre çok daha güçlü referanslar; ulusal hükümetlerin, kentlerle ve bölgesel yönetimlerle iç içe çalışmasının kaçınılmaz olduğunun, aslında kendileri için de bunun bir gereklilik olduğunun göstergesi. Dubai; Paris veya Glasgow COP’ları ile kıyaslanıyor ancak ben kişisel olarak bu müzakerelerin karşılığının 1992 Rio Zirvesi olduğunu düşünüyorum. O dönemdeki vurgulara bakıldığında Dubai’de alınan kararlar gerçekten tarihi bir noktaya işaret ediyor.

Siz de CHAMP girişiminden bahsettiniz ancak ona ayrı parantez açmak gerekiyor sanırım çünkü birçok kişi onu Paris Anlaşması’ndan sonra iklim mücadelesinde şehirler ve bölgeler için en önemli gelişme olarak yorumladı…

CHAMP geldiğimiz son noktayı işaret ediyor. Geçmişte gösterdiğimiz çabalar ve attığımız temeller olmasa bugünlere gelemezdik. Bu bir süreç. Emek, güven ve deneyim üzerine kurulan çalışmalardan bahsediyoruz. 2009’dan beri bu süreçleri yönetiyoruz. Paris Anlaşması kabul edildiğinde üç temel nokta vardı: 1,5 derece, karbon nötr hedefi ve tüm paydaşların katılımı. Paris öncesinde hazırlanan INDC’lerin hiçbiri bunlara göre hazırlanmamıştı. Dolayısıyla Küresel Durum Değerlendirmesi’nin ortaya çıkardığı da buydu. Şu ana kadarki NDC’lerin de hiçbiri Paris ile uyumlu değil. Buna rağmen, özellikle Glasgow’a giderken, bazı ülkelerdeki çabalarımız sonucunda onların ulusal bildirilerinin daha iyi noktalara çekildiğini gördük. Bunun da kent ve yerel yönetimlerle beraber yaptıkları çalışmalar sonucunda olduğunu söyledik. Örnekleri Japonya, Ruanda, Dominik Cumhuriyeti ve ABD gibi 60’a yakın ülkede mevcut. Aradan geçen süreçte Glasgow’da bunun konseptini çoklu eylem olarak ortaya koymuştuk. Geçen yıl COP27’de de ilk defa Kentleşme ve Çevre Bakanları Toplantısı düzenlemiştik. CHAMP bütün bunların üzerine kurulan bir yapı ve bu yapının enbüyük farkı ülkelerin taahhütte bulunması. Gerçekten bambaşka bir bakış açısı getiriyor. Bu anlaşmanın ev sahibi kent ağları değil. Ulusal hükümetlerin taraf olduğu bir girişim bu. Danışma, beraber hazırlanma ve yatırımları belirleme, bunların Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SKA) eklenmesi ve bunun takibini yapacak üst düzey bir yönlendirme komitesi gibi temel başlıkları var. Elbette ki kentler için de yeni bir bakış açısı.

Geçtiğimiz Temmuz ayı itibarıyla çoklu eylemi anlatan bir pozisyon belgemiz vardı. Bunların pek çoğu CHAMP girişiminde de yer alıyor. Çok katmanlı yönetişim artık daha somut ve elzem. Her ülke bunu kurgularken kendi doğrularını kendisi bulacak. Bu yeni anlayışa hepimizin hazırlanması gerekecek. Çoğu ülkedeki bazı kentler ve bölgeler özel mevzuatlarla yönetiliyor. Tek bir ülkede bile çeşitli yönetişim modelleri var. Burada önemli olan, imzacı ülkelerin daha kararlı ve güçlü ulusal bildirimlere ihtiyaçları olduğunu ve bunları beraber hazırladıkları takdirde bunların hayata geçmesinin daha kolay olduğunu idrak etmeleri. CHAMP’nin başarılı olup olmadığı da 2025’te Brezilya, Belem’de düzenlenecek COP30’da ortaya çıkacak. İmza atan ülkeler buna ne kadar sadık kaldılar, ne derece hayata geçirdiler orada göreceğiz. Biz bu konuda da oldukça güzel bir gelecek öngörüyoruz. Şimdiden bunun sinyallerini almaya başladık. Örneğin Japon hükümeti ilk defa bir UNFCCC oturumunda CHAMP’yi resmen gündeme getirdi ve öneminden bahsetti.

Bizi sevindiren bir başka nokta ise Küresel Durum Değerlendirme Metni’nin 191. maddesinin ilk defa bir troykadan bahsetmesi. Bu, COP28, 29 ve 30 başkanlarının “1,5 Derece Misyonu Yol Haritası” adını taşıyan ortak bir program geliştirmesi anlamına geliyor. COP26’da ve COP27’de daha önce dönem başkanlarının inisiyatifiyle geliştirilen bu tip işbirliklerinin hiçbiri resmi maddelerin arasına giremezdi. Şu an itibarıyla BAE’nin hayata geçirdiği 30’a yakın girişim, bir COP Başkanları Troykası aracılığıyla COP kararına girmiş oldu. Bunu talep eden de Brezilya hükümeti. COP29’un ev sahibi Azerbaycan biraz daha düşük profilli kalıyor ancak BAE ve Brezilya bu iki yıllık süreci bir bütün olarak görüyor. Bu da bizim açımızdan çok sevindirici. Brezilya aynı zamanda çok katmanlı yönetişimde son derece güzel örnekler veren bir ülke. Nitekim, Dubai’deki Kentleşme ve Çevre Bakanları toplantısının kapanışını yapan da Brezilya Kentler Bakanı ile beraber Belem Belediye Başkanı idi. Onların verdiği destekle bizim umudumuz COP26’daki ve COP27’deki örneklerin aksine bu sefer hayata geçirilen girişimlerin hiçbirinin göz ardı edilmeyeceği, mutlaka sonuca varacağı ve COP30’a yani Belem’e çok hazırlıklı gelineceği yönünde. Biz CHAMP’yi “1,5 Derece Misyonu Yol Haritası”na destek olacak ilk girişimlerden biri olarak görüyoruz. ICLEI’nin her üç yılda bir yapılan kongresinin bir sonraki durağı da Sao Paulo. Haziran 2024’te düzenlenecek kongre hem ICLEI hem Yerel Yönetim ve Belediye Otoriteleri Kozası (LGMA) için Belem yol haritasının açıklandığı kongre olacak. Dolayısıyla önümüzdeki iki yıl içerisinde Brezilya ile çok yakından çalışacağız.

Belem’den önce, önümüzde Azerbaycan’da yapılacak olan COP29 var. Orada yerel yönetimler açısından nasıl bir COP bizi bekleyecek? Siz bu zirveye nasıl hazırlanacaksınız?

Dönüm noktası zirvelerden sonraki bir veya iki toplantı her zaman rölantide geçer. Azerbaycan’ın nasıl ev sahibi olduğunu hatırlamakta fayda var. Çok uzun bir süre muallakta kalmıştı. Dönem sırası Doğu Avrupa’da, ki burası eski Sovyet Bloku aynı zamanda. Buna Orta Asya’daki cumhuriyetler de dahil. Dolayısıyla Rusya ve Avrupa arasında Ukrayna savaşı nedeniyle bir güvensizlik ve çekişme söz konusuydu. Bu koşullarda ne Rusya’ya yakın ne de AB içerisindeki bir ülke böyle bir ortamda COP’a ev sahipliği yapabilirdi. Genelde eski Doğu Bloku ülkelerinin lojistik, altyapı ve maddi olarak böyle büyük toplantılara ev sahipliği yapma kapasiteleri sınırlı. Kazakistan gibi diğer seçenekler de konuşuldu. Azerbaycan bu noktada jeopolitik gerçekliklerin avantajını yakaladı belki de. Özellikle Azerbaycan-Ermenistan savaşı ve Azerbaycan’ın görece Rusya’dan uzaklaşması ve ABD’ye yakınlaşması biraz daha ülkeyi tarafsız bir pozisyona soktu.

Azerbaycan COP’unun bizim açımızdan hem bir zayıf halkası hem de güçlü bir yönü var. Azerbaycan kentlerinin uluslararası ağlara katılımı çok zayıf. Orta Asya’daki ülkelerin pek çoğu küresel ağlara fazla katılmıyor. Muhatap bulmakta zorluk yaşayabiliriz. Ancak güçlü bir yön var ki bu çok büyük bir sürpriz. Bakü, COP28’den iki hafta önce 2026 13. Dünya Kent Forumu’nun ev sahibi olarak ilan edildi. Dolayısıyla UN Habitat şu anda kentleşme camiasında Azerbaycan’a en yakın kurum oldu. Mısır’da da benzer bir örneği yaşamıştık. 2021’de Glasgow’da COP’un açıldığı gün aynı zamanda Dünya Kentler Günü’ydü. O gün Luxor, Mısır’da kutlanmıştı. Mısır bundan iki hafta sonra COP27’nin ev sahibi ilan edilmişti. Orada önemli adımlar atılmıştı. Seneye ise Kahire 12. Dünya Kent Forumuna ev sahipliği yapacak. Mısır kent ve çevre konusunda toplamda üç yıl etkinliklere ev sahipliği yapmış olacak. Benzer bir şey Bakü için de geçerli. Bu açıdan bakarsak iklim camiasında LGMA olarak Azerbaycan’a en yakın grupların başında geliyoruz. Azerbaycan hiç tahmin etmediğimiz bir şekilde bize olumlu katkı sağlayabilir.

Ayrıca Azerbaycan ve Brezilya da CHAMP imzacıları arasında. Biz 2024 Kasım ayına kadar CHAMP’nin ilk ürünlerini getirmek istiyoruz. Aynı zamanda, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) 7. raporlama döngüsü başlıyor. 2016’daki IPCC Genel Kurulunda bu döneme ait alınan bir karar vardı. Buna göre IPCC AR7 döngüsünün ilk özel raporu kentler üzerine olacak. Bu kararı o zaman aldırmıştık. Azerbaycan aynı zamanda bu hazırlığın bir parçası olacak. Özetleyecek olursak Dünya Kentsel Forumlarının iki ev sahibi Mısır ve Azerbaycan olacak. Brezilya da 2024’te G20 dönem başkanlığı, 2025’te ise COP30 başkanlığını üstlenecek. Dolayısıyla klasik bir tek senelik COP başkanlığı yapmayacak. Bizi avantajlı kılan bir başka konu G7’nin dönem başkanı İtalya yerelleşmeye oldukça güçlü bir destek veriyor. 2025 G7 başkanı Kanada da bu alanda önemli çalışmalar üstleniyor. 2025 G20 başkanı Güney Afrika ise tarihsel olarak çok katmanlı yönetişime sıcak bakan bir ülke. Her ne kadar şu an

CHAMP’de yer almasalar bile onların da dönem başkanı olması avantaj. Güney Afrika’nın bir darboğazı gelecek yıl ülkenin seçimlere hazırlanması. Bu nedenle siyasi anlamda farklı sonuçlar çıkabilir, ki şu anda dünyanın her yerindeki seçimler öngörülemeyen sonuçlara yol açabiliyor. Bu yıl ABD başkanlık seçimleri ve Avrupa’daki parlamento seçimleri hepimizin ciddi anlamda başını ağrıtabilir. Ulusal süreçler değişik bir ivme yaratabilir ve çok katmanlı yönetişimin COP süreçlerine yapısal olarak katılımı, bu süreçlerde iklim acil durumu eylemlerinin karşılaşabileceği olası geri gidişleri engellemede önemli rol oynayabilir.

Bu yazı ekoIQ’nün 109. sayısında “COP28 Yerel Yönetimler Adına Tarihin En İyi COP’u Olarak Kayda Geçti” başlığıyla yer almaktadır. 

About Post Author