Kültür

İklim İnkarcılığının Yeni Yüzü: Cazibesini Kaybeden Anlatıların Yerini Ne Aldı?

İklim bilimi açık: İklim krizi şu an yaşanıyor ve ana nedeni kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtların yakılması. Sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 1,5 derecede sınırlandırmak için emisyonları 2030’a kadar yarı yarıya azaltmamız gerekiyor. Ancak iklim inkarcıları iklim biliminin objektif, sistemli ve tutarlı verilerini reddederken yaydıkları yalanları da sürekli yeniden biçimlendiriyor…

Bulut BAGATIR

İklim değişikliği dünyamızı sarsıyor. Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) 2023’ün kayıtlardaki ve muhtemelen 100 bin yıldaki en sıcak yılı olduğunu duyurdu. 2023 yılında gezegen, insanların fosil yakıtları endüstriyel ölçekte yakmaya başladığı ve atmosfere karbondioksit pompaladığı 1850-1900 sanayi öncesi döneme göre 1,48 derece daha sıcaktı. Bir önceki rekorun kırıldığı yıl olan 2016’ya göre 0,17 derecelik bir artış söz konusu ki C3S Direktörü Carlo Buontempo, bunun “dikkate değer bir marj” olduğunu söylüyor.

Aslına bakarsanız yıl içerisinde sıcaklık rekorlarının defalarca kırılmasının ardından bilim insanları yıl sonu için bu sonucun gelmesini bekliyordu. Peki, 2023’ün sonlanmasıyla sıcaklık rekoru sona erdi mi? Ne yazık ki hayır. Dünyanın şimdiye kadarki en sıcak Nisan ayını yaşadığı ve son 12 ayın üst üste kaydedilen en sıcak aylar olduğu duyuruldu.

2023’te yalnızca sıcaklık alanında mı rekor kırıldı? Bu sorunun cevabı da hayır. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün Küresel İklimin Durumu isimli raporu, seragazı seviyeleri, okyanus ısısı ve asitlenmesi, deniz seviyesinin yükselmesi, Antarktika deniz buzu örtüsü ve buzulların geri çekilmesi konularında bir kez daha rekorlar kırıldığını ve bazı durumlarda bu rekorların yerle bir edildiğini gösteriyor. Sıcak hava dalgaları, seller, kuraklıklar, orman yangınları ve hızla yoğunlaşan tropikal siklonlar sefalet ve kargaşaya neden olarak milyonlarca insanın günlük yaşamını altüst ederken milyarlarca dolarlık ekonomik kayba yol açıyor.

Pek tabii Türkiye de tüm bu yaşananlardan payını alıyor. 2023, kayda geçen 1.475 aşırı hava olayıyla Türkiye’de tüm zamanların en çok aşırı hava olayı görülen yılı oldu. Bir yıl öncesine göre %45’i bulan bir artış söz konusu ki, son altı yıldır bu sayının sürekli arttığını hatırlatmamız gerekir. Verilere göre 2023 yılında aşırı hava olaylarının %38’ini şiddetli yağış ve seller oluşturdu. Şiddetli yağış ve selleri fırtına (%23) ve dolu (%16) olayları izledi.

Peki, tüm bunların arkasında ne var derseniz, cevabı basit: İnsan faaliyetleri. Nereden mi biliyoruz? İklim bilimi yıllardır bize bunu söylüyor. İklim değişikliğinin fiziksel temeli hakkında bugüne kadarki tam kapsamlı bilgileri temsil eden Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 2021’de yayımlanan altıncı raporu, deniz seviyesindeki yükselmeler, eriyen buzullar, sıcak hava dalgaları, seller ve kuraklıklar dahil olmak üzere iklimdeki hızlı değişikliklerin nedeninin “kesin olarak” insan faaliyetleri olduğunu söylüyor.

İklim bilimciler, insan faaliyetlerinin dünyanın iklimini binlerce veya yüz binlerce yılda “benzeri görülmemiş” şekillerde değiştirdiği ve bazı değişikliklerin artık kaçınılmaz ve “geri döndürülemez” olduğu konusunda uyarıyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde, sıcaklıkların sanayi öncesi seviyelerin 1,5 derece üzerinde artmasının; 2015 Paris Anlaşması’nın amacının ihlal edilmesi, yaygın bir tahribat ve aşırı hava koşulları gibi sonuçlarının olması bekleniyor. IPCC’ye göre, bu 10 yılda seragazlarında yalnızca hızlı ve ciddi azaltımlar bu tür bir iklim felaketini önleyebilir.

İklim İnkarcılarının Yeni Taktikleri

İklim bilimi açık: İklim krizi şu an yaşanıyor ve ana nedeni kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtların yakılması. Sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 1,5 derecede sınırlandırma hedefini yakalamak için ise emisyonları 2030’a kadar yarı yarıya azaltmamız gerekiyor. Ancak iklim inkarcıları için durum hiç de böyle değil ve yaydıkları yalanlar sürekli değişiyor…

İklim inkarcıları iklim biliminin ortaya koyduğu objektif, sistemli ve tutarlı verileri kabul etmezken iklim felaketini önlemeye çalışanlar, sürekli olarak eylemi geciktirmek için tasarlanmış büyük bir dezenformasyon dalgasıyla uğraşmak zorunda kalıyorlar. Mali açıdan çıkar sağlayan petrol ve gaz patronları tarafından memnuniyetle karşılanan, mümkün kılınan ve sıklıkla finanse edilen iklim değişikliğinin yaşanmadığı, yaşanıyor dahi olsa bunun fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanmadığı, aksine doğal bir döngü nedeniyle dünyanın ısınıp soğuduğu gibi yalanlar, siyasi liderlerin neden acil eylemde bulunma konusunda inatla yetersiz kaldıklarını açıklamak için alaycı bir şekilde kullanılıyor.

Dezenformasyonlar zaman içerisinde farklılaşıyor. YouTube ise yeni iklim inkarcılığının yalanlarının yayılmasında hiç olmadığı kadar popüler. Dijital Nefretle Mücadele Merkezi’nin (CCDH) geçtiğimiz Ocak ayında yayımladığı bir rapora göre, içerik oluşturucular YouTube’un yanlış bilgilendirmeyle mücadele politikalarından kaçan yeni taktikler kullanıyor. Elbette YouTube da, iklim değişikliğiyle ilgili asılsız iddialarda bulunan kanallardaki reklamlardan yılda milyonlarca dolar kazanıyor.

CCDH, Alphabet Inc.’in 96 kanalındaki son altı yıla ait 12.058 videonun transkriptlerini incelemek için yapay zekayı kullanırken, raporda, “yeni inkarcılık” adı verilen ve iklim değişikliğine karşı bilimsel fikir birliğini baltalayan içeriklerin nasıl desteklendiği açığa çıkarılıyor.

Çevrimiçi nefret söylemini izleyen kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan CCDH, yaptığı analizde iklim inkarcılığı içeriğinin, küresel ısınmanın gerçekleşmediği veya bunun fosil yakıtların yakılmasıyla üretilen seragazlarından kaynaklanmadığı yönündeki yanlış iddialardan uzaklaştığını tespit ettiğini ortaya koyuyor. Aslına bakarsanız bunun nedeni Google’ın politikaları. Buna göre, bu tür iddiaları savunan videoların YouTube’da reklam geliri sağlaması açıkça yasak. Ancak iklim inkarcılığı iklim bilimine saldırmak için yeni yollar bulmuş gibi görünüyor. Çalışma, geçen yıl analiz edilen kanallardaki iklim inkarcılığı içeriklerinin %70’inin, iklim çözümlerine “İşe yaramaz” diyerek saldırmaya, küresel ısınmayı zararsız veya faydalı olarak göstermeye veya iklim bilimini ve çevre hareketini güvenilmez olarak etiketlemeye odaklandığını ortaya çıkarıyor.

“İklim Değişikliği Var ama Çözüm Yok”

2018’de “hava soğuk” ve “buz devrine doğru gidiyoruz” gibi açık inkarcı iddialar iklim inkarcıları arasında popülerdi ancak sıcaklıklar ve küresel ısınmaya dair kanıtlar arttıkça bu anlatılar da cazibesini kaybetti. 2018’den bu yana 4458 saatlik, yani yaklaşık 186 günlük YouTube içeriğinin analizi, 2018’de tüm eski tip inkarcılık iddiaları arasında “antropolojik iklim değişikliği yaşanmıyor” iddiası %65’iken, 2023’te bu iddianın %30 seviyelerine düştüğünü gösteriyor. CCDH İcra Kurulu Başkanı Imran Ahmed’e göre busavaşta yeni bir cephe açıldı: “İncelediğimiz kanallar, iklim değişikliğinin gerçekleşmediğini söylemek yerine, bunu kabul ediyorlar ancak bir umut veya çözüm olmadığını savunuyorlar.”

CCDH, YouTube’un, raporun analiz ettiği kanallardaki reklamlardan yılda 13,4 milyon dolar kazandığını aktarıyor. Araştırmacılar, çalışmanın merkezinde olan yapay zeka modelinin makul şüphecilik ile yanlış bilgi arasında ayrım yapabilmek için tasarlandığını da belirtiyor ki bu konuda gelebilecek itirazlara böylelikle yanıt vermiş oluyorlar. YouTube ise rapor hakkında doğrudan yorum yapmaktan kaçınırken politikalarını savunmaya devam ediyor. Ancak açık bir şekilde görüldüğü üzere YouTube hızlı bir şekilde iklim inkarcılığı içeriğine ilişkin politikasını güncellemeli.

Analiz küresel iklim hareketinin iklim değişikliği ile ilgili yanlış iddialarla daha geniş anlamda mücadele etmesinde de önemli bir rol edinebilir. Yayılan yalanlar şekil değiştirdikçe, buna karşı çıkma biçimleri de yeniden şekillenmeli. Türkiye için iklim inkarcılığı şu an için ciddi bir tehdit oluşturmuyor gibi görünüyor. İklim Haber’in KONDA ile yaptığı araştırmada çıkan sonuç toplumun yalnızca %2’sinin iklim değişikliği diye bir şey olmadığını düşündüğünü ortaya koyuyor. Ancak önünde sonunda bu topraklarda da iklim inkarcılığının sesinin daha güçlü çıkması muhtemel. O sesler güçlenmeden, güçlü iklim eylemleri ve doğru, güvenilir bilgi akışlarıyla, toplumun bu konuda bilinçlenmesine ihtiyaç var.

Bu yazı, ekoIQ’nun 112. sayısında yayımlanmıştır. Dergiye buradan ulaşabilirsiniz.

About Post Author