#ekoIQ Ekonomi İklim Krizi Mücadelesinde Döngüsel Ekonominin Rolü
Ekonomi

İklim Krizi Mücadelesinde Döngüsel Ekonominin Rolü

Emisyonların %70’i her gün ürettiğimiz ve tükettiğimiz ürünlerden kaynaklanıyor. İklim krizinin döngüsel ekonomi ile kesiştiği nokta ise tam da bu. Ürün ve bunların üretildiği kaynakları daha uzun süre ve mümkün olan en yüksek değerinde tutarsak, emisyonların iki ana kaynağı olan madencilik ve atık depolama ihtiyacını azaltmış oluruz.

Yazı: Gülin YÜCEL, gulin@brikasurdurulebilirlik.com

COP28’de 198 ülke, ilk Küresel Stok Sayımı’na imza attı. Bundan sonra her beş senede bir Paris Anlaşması’na oranla ne kadar ilerleme kaydedildiğini raporlayacak olan dizilerin ilki Dubai’de kabul edildi. Bir noktada bu, tüm ülkeler için sonun başlangıcının kabulü olarak da düşünülebilir. Fosillerden çıkışın kaçınılmaz bir “son” olduğuna ve buna rağmen kayıt ve hasarların kaçınılmaz olduğuna dikkat çeker. Daha mağdur olanlara 31 ülke tarafından bağışlanan 12,8 milyar dolar kuşkusuz yetmeyecektir. Diğer tarafta 2022’de rekor bir ölçekte, dünya GSYH’nin yaklaşık %7,2’si yani yaklaşık 7 trilyon dolar (IMF rakamı, 24 Ağustos 2023) fosil desteği olarak devletler tarafından dağıtılmıştır.

Özetle iklim krizi ile baş etmek için gidilecek yol oldukça uzundur.

Diğer yanda hem IPCC AR6 Raporu hem de ilk Küresel Stok Sayımı enerji sisteminin dönüşüm zorunluluğundan bahsediyor. Emisyonların 2030’da 1990 seviyesinden %43 azalması, sadece enerji üretim kaynaklarının dönüşmesini değil, enerji kullanım şekillerinin de değişmesini şart koşuyor.

Enerjiyi kullandığımız en temel alanlardan biri yer altından malzemelerin çıkarılmasıyla ilgili. Dünyadaki emisyonların %15’i sadece madencilikten kaynaklanıyor –ki bu rakam içerisine ormancılık, arazi kullanımı vs. dahil değil. Aynı zamanda madencilik sektörü biyoçeşitlilik kaybının %80’inden sorumlu. Bu noktada döngüsel ekonomiyi değerlendirmekte fayda var.

Neden Döngüsel Ekonomi?

Döngüsel ekonomi iklim krizi, biyoçeşitlilik kaybı, atık ve kirliliğin ortadan kaldırılmasına yönelik sistem dönüşümü için şu çerçeveyi sunar:

  • Tasarımların değişmesi ile atık ve kirliliğe son verilmesi,
  • Ürün ve malzemelerin döngüselleşmesi,
  • Ve bu sayede doğa sistemlerinin yeniden canlandırılması.

Emisyonların %70’i her gün ürettiğimiz ve tükettiğimiz ürünlerden kaynaklanıyor. İklim krizinin döngüsel ekonomi ile kesiştiği nokta ise tam da bu. Ürün ve bunların üretildiği kaynakları daha uzun süre ve mümkün olan en yüksek değerinde tutarsak, emisyonların iki ana kaynağı olan madencilik ve atık depolama ihtiyacını azaltmış oluruz.

Bununla birlikte döngüsel çözümlerin, eğer iklim hedefleri ile yeterince uyumlu değiller ise yeniden düşünülmeleri ve tasarlanmaları gerekir. Örneğin, bir marka yeniden kullanılabilir ambalaj sunuyorsa ancak ambalaj, dayanıklılık için kullanılan ek malzemeyi telafi edecek kadar uzun süre dönüştürülmüyorsa, iklim açısından sonuç daha kötü olabilir.

Özetle döngüsel bir ürün, lineer bir bakış açısı ile tasarlanamaz. Döngüsel ekonomi bir tip çözüm ile gerçekleşmeyecektir. Ancak bütünsel çözümler sayesinde sistemsel bir dönüşüme ışık tutacaktır.

Söylenmesi, yapılmasından çok daha kolay bir durum bu… İç içe geçmiş ve çoğu tanımlı bile olmayan yüzlerce tedarik zincirinden bahsediyoruz.

Ancak bu karmaşıklık, çözüm yolunda bir fırsat tanımı da yaratabilir. Doğru araçlarla, şeffaflığı öne çıkararak ve teknolojiyi devreye alarak, tüm zincir üzerinde katalitik bir etki yaratabilir ve geçişi hızlandırabilir. Bu şekilde geçişi hızlandırmak, kuşkusuz farklı bir etki yatırımı bakış açısı gerektirir.

Döngüsel Ekonomi Yatırımları Neyi Gözetmeli?

Öncelikle şeffaflığı öne çıkarmayı ve bol bol teknoloji kullanımını gözetmelidir. Tüm zincirdeki etki anlaşılmalı ve sistem düşüncesi ile, yani iç içe geçmiş birçok ayrı sistem arasındaki bağlar anlaşılmaya çalışılarak ilerlenmelidir.

Geçiş bir günde gerçekleşmeyecek. Ve kuşkusuz deneme-yanılma payı da bırakılmalı. Doğru ölçekte bir etki yaratmak için, deneysel de olmak gerekiyor.

Bu amaçla yatırım fonlarının farklı olgunluk aşamasındaki şirketleri desteklemesi gerekir. Bazı iş modelleri daha uzun süredir ortada var, bazıları ise yeni ortaya çıkıyor. Birbirini tamamlayan –yani döngüyü kapatacak (close-the-loop) şirketlerin portföyde olması, altyapıları kuvvetlendirecek ve çalışan örnekler ortaya çıkaracaktır.

Yatırım yapılan konuların doğrudan etki yaratmaya odaklı olması fark edecektir. Örneğin malzeme akışlarına odaklı bir yatırım yapmak, atığın azaltılması için yapılan bir yatırıma oranla daha doğrudan bir etki yaratacaktır. Her geridönüşüm döngüsü değerin azalmasına sebep verir; bu sebeple atık oluşmadan malzeme kullanımına müdahale etmek daha doğrudan bir yaklaşım olacaktır.

Geri kurtarma altyapılarının hızlı büyüyen ve çeşitlilik gösteren malzeme akışları ile baş edebilir olması, yeni malzeme teknolojileri, azaltma ve yeniden kullanma gibi çözümlerin yanı sıra döngüsel ekonomiyi ilerletmek için kritik öneme sahiptir.

Özetle tasarım aşamalarının her noktasını gözeten, yeni malzeme ve paketleme şekillerine odaklanan ve iş modeli bazında farklılık yaratan çözümlere yatırımları yönlendirmek kaynakları iyi kullanma adına iyi fikir olacaktır.

Sonuç

2030’a kadar emisyonları 1990 seviyesinden %43 azaltmak, tüm sistemin gözden geçirilmesini gerektirir. Bunun da ötesinde senede yaklaşık 2,5-3 trilyon dolar dönüşüm finansmanına ihtiyaç var.

Doğru çerçeveler ile, tüm sistemi anlayarak, doğru müdahale noktaları yaratmalıyız. Bu noktada döngüsel ekonomi ihtiyacımız olan çözüm ihtiyacını tanımlıyor. Kavramı anlamaya ve altını doldurmaya ihtiyacımız var. Azerbaycan’da yapılacak COP29’da bu konuda daha fazla şey duymayı umuyoruz.

About Post Author