Hukuk

Irkçılık Küresel Güvenliği Tehdit Ediyor

Tarih boyunca ırkçılık, çatışma ve nefreti körükleyerek dünya barışının inşası için gerekli olan karşılıklı anlayış ve hoşgörüyü zedeledi. Sürdürülebilir kalkınmanın sosyal boyutuna yönelik adımları da sekteye uğratan ırkçılık, küresel güvenliği tehdit ediyor.  

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 26 Mart 1996’da, 21 Mart’ın her yıl “Uluslararası Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Günü” olarak anılacağını ilan etti. 1960 yılında aynı gün, Güney Afrika’nın Sharpeville kentinde apartheid’ın “geçiş yasalarına” karşı düzenlenen barışçıl bir gösteride 69 kişi, polisin açtığı ateş sonucunda hayatını kaybetmişti. 1966’da Güney Afrika’daki apartheid politikasına son verme mücadelesini simgeleştirmek adına harekete geçen BM Genel Kurulu, uluslararası topluma her türlü ırk ayrımcılığını ortadan kaldırma çabalarını hızlandırma çağrısında bulundu.

Mücadelelerin ardından Güney Afrika’daki apartheid sistemi çöktü. Birçok ülkede ırkçı yasa ve uygulamalar kaldırıldı; ırkçılıkla mücadele için Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme‘nin rehberliğinde uluslararası bir çerçeve oluşturuldu. Sözleşme evrensel olarak onaylanmaya yaklaşsa da halen dünya genelinde çok sayıda birey, topluluk ve toplum ırkçılığın getirdiği adaletsizliklere maruz kalıyor.

Irkçılık Çatışmaları ve Nefreti Körüklüyor

Tarih boyunca ırkçılık, çatışma ve nefreti körükledi. Dünyada barışın inşası için gerekli olan karşılıklı anlayış ve güven duygusunu zedeledi. Irkçılık BM’nin sürdürülebilir kalkınmanın sosyal boyutuna yönelik çabalarını da sekteye uğratıyor.

UNESCO tarafından kurulan Uluslararası Kapsayıcı ve Sürdürülebilir Şehirler Koalisyonu (ICCAR), UNESCO’ya bağlı bir birim olarak eğitim, istihdam ve barınma desteği ile birlikte kültürel faaliyetler gibi çeşitli alanlarda politika üretiyor ve hizmet sağlıyor. Yanı sıra yerel yönetimlere ayrımcılıkla mücadelede yardımcı çalışmalar da yürütüyor.

Tüm İnsanlar Eşittir ve Özgürdür

BM Genel Kurulu, 27 Ocak 2020 tarihli A/RES/74/137 sayılı kararında; tüm insanların özgür ve eşit bir şekilde doğduklarını, onur ve haklar açısından sahip oldukları potansiyelin toplumlarının gelişimine ve refahına yapıcı bir şekilde katkıda bulunabileceğini yineledi. Ve “Ayrı insan ırklarının varlığını belirlemeye çalışan teorilerle birlikte ırk üstünlüğüne ilişkin her türlü doktrinin bilimsel açıdan yanlış, ahlaki açıdan kınanabilir, toplumsal açıdan adaletsiz ve tehlikeli olduğunun ve reddedilmesi gerektiğinin” altı çizildi.

Irk ayrımcılığının yasaklanmasının uluslararası temel insan haklarına ulaşma araçlarından olduğunu vurgulayan BM, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile devletlerin üstlenmesi gereken yükümlülüklere dikkat çekiyor. Bildirgeye imza atan her devlet, kamusal ve özel alanlarda ayrımcılığın ortadan kaldırılması görevini üstlenmeye yönlendiriliyor.

Covid-19 salgınının etkisiyle belirli etnik kökenlere veya milletlere karşı yükselen küresel yönelim, tehlikeli bir dezenformasyon, nefret söylemi ve şiddet kültürüne yol açtı. Var olan eşitsizliklerin daha da derinleştiği günümüzde, çoklu krizler toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını engellemenin yanı sıra Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SKA) ulaşmada kaydedilen ilerlemeyi de baltalıyor. Savaş ve çatışmaların arttığı günümüzde ırk ayrımcılığının sona erdirilmesine yönelik farkındalık çalışmalarının önemi de artıyor.

About Post Author