#ekoIQ Sivil Toplum Sürdürülebilir Bir Geleceği İnşa Etmede Kooperatiflerin Önemi
Sivil Toplum

Sürdürülebilir Bir Geleceği İnşa Etmede Kooperatiflerin Önemi

Demokratik karar almayı teşvik eden kooperatifler, üyelerine gidişatı şekillendirmeye aktif katılma yetkisi vererek sosyal kapsayıcılığı ve eşitliği destekliyor. Bu özelliği ile daha demokratik bir toplum hayaline yaklaşmamızda önemli rol oynayan kooperatifler; gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve sosyal adaletsizlik gibi karmaşık sorunlarla karşı karşıya kaldığımızda bir umut ışığı oluyor.

Yazı: Aynur KOLBAY HÜLYA, MarjinalSosyal Direktörü ve Strateji Departmanı Koordinatörü

Yıllardır hatta yüzyıllardır dünya üzerindeki toplulukları ve ekonomileri önemli ölçüde etkilediğini söyleyebileceğimiz kooperatifler, ekonomik istikrarın desteklenmesinin yanı sıra bireylerin ve toplumların güçlendirilmesinde de hayati bir rol oynuyor. Özellikle dışarıda kalmış, belli pazarlara erişemeyen, kaynak yönetimi konusunda yetersiz kalan küçük işletmeler ve gruplar için cankurtaran görevi görmesi, onlara sürdürülebilir geçim kaynakları ve ekonomik bağımsızlık fırsatları sunması nedeniyle kooperatifler, gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere tüm dünyada çok daha büyük önem kazanıyor. Demokratik karar almayı teşvik eden kooperatifler, üyelerine gidişatı şekillendirmeye aktif katılma yetkisi vererek sosyal kapsayıcılığı ve eşitliği destekliyor. Bu özelliği ile daha demokratik bir toplum hayaline yaklaşmamızda önemli rol oynayan kooperatifler; gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve sosyal adaletsizlik gibi karmaşık sorunlarla karşı karşıya kaldığımızda bir umut ışığı oluyor.

Kriz Anlarında Kooperatiflerin Yarattığı Etki

Ekonomik kriz, doğal afetler veya küresel sorunlar karşısında kooperatif üyelerinin zorlukların üstesinden gelmek için kolektif stratejiler oluşturması krizlerin atlatılmasında büyük etkiye sahip. Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşmada kooperatiflerin önemini kabul etmesi, onların küresel değerini daha da artırdı. Dünya, ekonomik kalkınmanın daha adil ve sürdürülebilir modellerini ararken kooperatifler giderek olumlu değişimin araçları olarak görülmeye başlandı.

Tüm dünyada çevresel zorlukların ve küresel karmaşaların karşısında sürdürülebilirliğin önemi arttıkça, yenilenebilir çözümlere olan ihtiyaç büyüdükçe kooperatiflerin önemi daha da belirgin hale geliyor. Çünkü günümüzde pek çok kooperatif sürdürülebilir uygulamalarda ön sıralarda yer alıyor. Çevre yönetimini benimseyerek sorumlu iş yönetiminin işaretçileri olarak hizmet eden kooperatifler, kâr oranı ile çevreyi korumanın el ele ilerleyebileceğini gösteriyor adeta.

Önemli Bir Dönüm Noktası: Covid-19

Derin etkilerine rağmen kooperatiflerin birçok zorlukla karşılaştığını söylememiz yanlış olmaz. Hızla değişen küresel ekonomide, teknolojik gelişmelere, gelişen tüketici tercihlerine ve karmaşık düzenleyici ortamlara uyum sağlamak zorunda olmak kooperatiflerin varlığını sürdürmesinde engel teşkil ediyor.

Covid-19 salgını, kooperatiflerin üyelerini ve topluluklarını desteklemeye devam ederken öngörülemeyen aksaklıkları aşması gerektiğini çok net bir şekilde göstermesi açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Salgın gibi öngörülemeyen büyük kriz zamanlarında kooperatifler, üyelerinin refahını sağlamada önemli roller üstlendi. Temel ürünleri sağlayan yerel gıda kooperatiflerinden, mücadele eden üyelere destek sunan finans kurumlarına kadar bu işletmeler dayanışma ve karşılıklı yardımlaşmayı temsil etti ve etmeye de devam ediyor.

Türkiye’de Kooperatifçilik

Türkiye’deki kooperatifler son yıllarda istikrarlı bir ivme kazanarak dayanıklılık ve büyüme sergiliyor. İşbirliği ve karşılıklı destek ruhunu benimseyen bu kuruluşlar, ekonominin güçlendirilmesinde de oldukça etkili.

Kooperatiflerin hem ekonomik hem de sosyal hedeflere değerli katkılarda bulunması ise gittikçe artan bir eğilim olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin tarım alanına bakacak olursak çiftçiler, kaynakları bir havuzda toplamak, pazarlık gücünü artırmak ve pazarlara daha etkili bir şekilde erişmek için giderek artan oranda tarım kooperatifleri kuruyor. Bu gelişme yalnızca bireysel bir fayda sağlamakla kalmıyor aynı zamanda bir bütün olarak tarım sektörünün de güçlenmesini sağlıyor.

Bunun dışında kadın emeğini değerlendiren kadın kooperatiflerinin, yerel üreticilere destek olan kooperatiflerin, tarımdan tüketici hizmetlerine kadar çeşitli sektörlerde kooperatif oluşumlarının artmasının yanı sıra kooperatiflere kaynak yaratmak üzere başvurulabilecek hibe programlarının da günden güne çoğaldığına şahitlik ediyoruz. Geleceğe baktığımızda

Türkiye’deki kooperatif potansiyelinin umut verici olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’deki kooperatif hareketi gelişmeye devam ettikçe paydaşların bu kuruluşların potansiyelinden daha fazla yararlanmaları, küresel zorlukların üstesinden gelmek ve çeşitli sektörlerde olumlu değişimleri teşvik etmek için kolektif güçlerinden faydalanmaları hayati önem taşıyor.

Kooperatiflerin Sürdürülebilirliğini Nasıl Sağlayacağız?

Sürdürülebilir tarım uygulamalarından yenilenebilir enerji projelerine kadar kooperatifler Küresel Sürdürülebilirlik Amaçları’na uyum sağlıyor. Bu doğrultuda kooperatiflerin sürdürülebilirliğini sağlamak; güçlü bir toplum duygusunu ve demokratik karar almayı teşvik etmek, çevresel sorumluluğu benimsemek ve uzun vadeli ekonomik istikrara öncelik vermek anlamına da geliyor.

Hükümetlerin kooperatif gelişimini teşvik etmeyi amaçlayan destekleyici politikalar oluşturması ve kooperatiflerin kapsayıcı ekonomik büyümeyi özendirmedeki rolünü kabul etmesi kooperatiflerin ilerlemesine ve genişlemesine katkıda bulunabilecek en önemli adımların başında geliyor. Finansmana erişim birçok kooperatif için ortak bir engel olmaya devam eder ve büyüme potansiyelini sınırlarken düzenleyici politikalar onların sürdürülebilirliğine büyük katkı sağlayabilir.

Ekonomik krizlerin, doğal afetlerin ve aniden ortaya çıkabilecek pek çok farklı krizin artık doğallıkla karşılandığı Türkiye gibi bir ülkede, MarjinalSosyal olarak elimizden geldiğince kooperatiflerin modern iş ortamlarında daha fazla kabul görmesi için çalışmalar yürüttüğümüzü söyleyebiliriz. Çalıştığımız kurumları bu alanda bilinçlendirmeye ve kooperatiflere destek olmaya davet ederken kurum çalışanlarının da bireysel farkındalıklarını artırmaya ve katkıda bulunmalarını sağlamaya gayret ediyoruz.

Bu kapsamda özel sektörün kooperatiflere desteğini kolaylaştırabilecek, hem finansman hem de gönüllü desteği olarak onların yanında yer almasını sağlayacak pek çok işbirliği seçeneği mevcut.

Bu alanda faaliyet gösteren pek çok kurum olmakla birlikte tecrübeleri ve ulaşabildikleri hedef kitle açısından başarılı işlere imza atan ve MarjinalSosyal olarak sık sık işbirliği sağladığımız ilk üç önerimizi de paylaşmadan geçmek istemedik:

KEDV (Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı)

1986 yılından bu yana, yoksulluk ve eşitsizliklerin var olmadığı güçlü bir toplum oluşturmaya katkıda bulunmak amacıyla kadınların yaşamlarını iyileştirme çabalarına destek olmak ve yerel kalkınmadaki liderliklerini güçlendirmek için çalışıyor. Bu doğrultuda bireysel ve kolektif kapasite geliştirme, kooperatifleşme, ekonomik güçlenme ve afet/göç alanlarında programlar yürütüyor.

I4D – Innovation for Development (Kalkınma için İnovasyon Derneği)

Kalkınma için İnovasyon Derneği, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı desteklemek amacıyla yararlanıcıların, yaratıcı endüstrilerin ve kalkınma uygulayıcılarının aktif katılımını sağlayarak politikayla ilgili bilgiler sağlıyor ve etkili programlar yürütüyor.

IDEMA (International Development Management)

Türkiye ve dünya çapında yenilikçi sosyoekonomik kalkınma çözümleri hayata geçirmek amacıyla 2011’de kuruldu. 2011 yılından bu yana Türkiye’de ve dünyanın çeşitli noktalarında sosyoekonomik kalkınma alanında projeler geliştiriyor, uyguluyor ve yeni fikirleri hayata geçiriyor. IDEMA, varlık amacı olan sosyal, ekonomik, çevresel ve kültürel kalkınmaya katkıda bulunmak üzere ortaklıklar kuruyor ve inisiyatif alarak kalkınma projeleri gerçekleştiriyor.

About Post Author