Biyoçeşitlilik kaybındaki mevcut eğilimleri ortaya koyan Küresel Biyoçeşitlilik Görünümü 3 (Global Biodiversity Outlook 3 –GBO3) adlı rapora göre, halihazırda iklim değişikliği biyoçeşitlilik üzerinde etkili olmaya başladı. Rapor bu durumun önümüzdeki on yıllarda giderek daha büyük bir tehdit haline gelebileceğini de öngörüyor. Her yıl 22 Mayıs tarihli Uluslararası Biyoçeşitlilik Günü’yle ise biyoçeşitlilik kaybının gezegenimizdeki her şeyi etkileyeceğine dikkat çekiliyor.
22 Mayıs tarihi 2000 yılından bu yana Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Uluslararası Biyoçeşitlilik Günü olarak kabul ediliyor. Bu tarih, 1992’de Kenya’nın başkenti Nairobi’de yapılan bir konferansta Biyoçeşitlilik Sözleşmesi metninin kabul edildiği güne atıfta bulunuyor.
Biyoçeşitlilik kavramı gezegenimizde genlerden ekosistemlere kadar canlı her şeyi kapsıyor. Uluslararası Biyoçeşitlilik Günü ile de biyoçeşitliliğin doğa temelli çözümlerden, iklim, sağlık, gıda ve su güvenliğine kadar birçok alanda sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasında oynadığı kilit role dikkat çekiliyor. Halihazırda 1 milyon kadar hayvan ve bitki türünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu göz önüne alındığında bu eğilimin devam etmesi durumunda Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın (SKA’lar) %80’ine yönelik ilerlemenin sekteye uğrayacağı da aşikar.
2030 Hedefi: Bozulmuş Ekosistemlerin %30’u Eski Haline Getirilmeli
Bu gerçeklik üzerine farkındalığı daha da artırmak amacıyla Uluslararası Biyoçeşitlilik Günü’nün 2025 teması olarak “Doğa ile Uyum ve Sürdürülebilir Kalkınma” başlığı seçildi. Temayla SKA’lar ile dünya genelinde biyoçeşitlilik kaybını durdurmak ve tersine çevirmek amacıyla oluşturulan, 2030 ve 2050 hedeflerini içererek tarihi öneme sahip bir anlaşma olan Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi (KMGBF) kapsamındaki Hedefler ve Amaçlar arasındaki bağlantılara işaret ediliyor.
Bu çerçevenin kabul edilmesiyle doğa kaybını durdurmak ve tersine çevirmek için 2030’a kadar 23 hedef ve 2050’ye kadar beş küresel amaç belirlenmişti. Hedefler arasında bozulmuş ekosistemlerin en az %30’unu eski haline getirmek ve istilacı yabancı türlerin yayılımını %50 azaltmak da yer alıyor.
2025 temasıyla küresel toplum doğa ile ilişkisini yeniden gözden geçirmeye çağrılırken biyoçeşitliliğin, yeryüzündeki tüm yaşam için olduğu kadar yoksulluk ve eşitsizlik gibi tüm SKA’larla ele alınan sosyoekonomik sorunlar için de merkezi bir öneme sahip olduğuna dair kamuoyunun farkındalığını artırmak hedefleniyor.
Arktik Deniz Buzullarının Kaybı Tüm Biyoçeşitliliği Tehdit Ediyor
Biyoçeşitlilik kaybındaki mevcut eğilimler ise güncel olarak Küresel Biyoçeşitlilik Görünümü 3 (Global Biodiversity Outlook 3 –GBO3) adlı raporda gözler önüne seriliyor. İklim değişikliğinin biyoçeşitlilik üzerinde halihazırda etkili olmaya başladığına dikkat çekilen raporda, bu durumun önümüzdeki on yıllarda giderek daha büyük bir tehdit haline geleceği öngörülüyor. Özellikle Arktik deniz buzullarının kaybının, tüm biyoçeşitliliği tehdit ettiği, atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun artışıyla bağlantılı olan okyanus asitlenmesi baskısının da şimdiden gözlemlendiği hatırlatılıyor.
Biyoçeşitlilik kaybı tüm düzeylerde yaşanırken, en önemli başlıklardan birini ormansızlaştırma oluşturuyor. Rapora göre, 1990’larda yıllık net orman kaybı yaklaşık 83 bin kilometrekare olurken, 2000-2010 arasında bu oran yılda 50 bin kilometrekareye düşmüş durumda. Dünya Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre de 1980-2005 arasında dünyadaki mangrov ormanlarının beşte biri kaybedildi. Son yıllarda mangrov kayıplarının hızı azalsa da kayıp hâlâ endişe verici düzeyde.
Bir diğer büyük biyoçeşitlilik kaybı da mercan resiflerinde yaşanıyor. 1980’li yıllardan bu yana canlı mercan örtüsünün genel düzeyi dengede kalmış gibi görünse de önceki seviyelere geri dönebilmiş değil. Yine aynı rapora göre, 1970 ila 2006 yılları arasında, yaban omurgalı türlerinin nüfusu dünya genelinde ortalama %31 oranında azaldı. Yanı sıra omurgalı, omurgasız ve bitki grupları arasında, şu anda türlerin %12 ila %55’i yok olma tehdidi altında. Ayrıca bitki türlerinin %23’ü de tehdit altında.








