Açık denizlerde biyolojik çeşitliliği korumaya yönelik dönüm noktası niteliğindeki Ulusal Yetki Alanlarının Ötesindeki Biyoçeşitlilik (Biodiversity Beyond National Jurisdiction-BBNJ) adlı anlaşma, 15 yıllık müzakerelerin ardından Mart 2023’te sonuçlandırıldı ve 17 Ocak’ta yürürlüğe girdi. Anlaşma, ülkelere aşırı avlanma gibi tehditlerle mücadele etmek ve 2030 yılına kadar okyanusların %30’unu koruma hedefine ulaşmak için yasal olarak bağlayıcı bir çerçeve sunuyor.
Açık denizlerde biyolojik çeşitliliği korumaya yönelik dönüm noktası niteliğindeki küresel anlaşma, 17 Ocak Cumartesi günü yürürlüğe girdi ve ülkelere aşırı avlanma gibi tehditlerle mücadele etmek ve 2030 yılına kadar okyanusların %30’unu koruma hedefine ulaşmak için yasal olarak bağlayıcı bir çerçeve sundu.
Ulusal Yetki Alanlarının Ötesindeki Biyoçeşitlilik (Biodiversity Beyond National Jurisdiction-BBNJ) olarak isimlendirilen anlaşma, 15 yıllık müzakerelerin ardından Mart 2023’te sonuçlandırıldı ve uluslararası sulardaki geniş okyanus ekosistemlerinde küresel deniz koruma alanları ağının oluşturulmasına olanak sağlayacak.
Avustralya Dışişleri Bakanlığı Birinci Müsteşarı ve anlaşmanın hazırlık komitesinin eş başkanı Adam McCarthy, bir basın brifinginde yaptığı konuşmada, “Okyanusun üçte ikisi ve gezegenin yüzeyinin yarısı, ilk kez kapsamlı bir yasal rejime sahip olacak” dedi.
Anlaşma, geçen yıl 19 Eylül’de 60 ülke tarafından onaylanma eşiğine ulaşmıştı; bu da anlaşmanın 120 gün içinde resmen yürürlüğe gireceği anlamına geliyordu. O zamandan bu yana onaylayan ülke sayısı 80’i aştı ve listeye Çin, Brezilya ve Japonya gibi ülkeler de eklendi.
İngiltere ve Avustralya da dahil olmak üzere diğer ülkelerin de yakında aynı yolu izlemesi bekleniyor. Amerika Birleşik Devletleri anlaşmayı önceki yönetim döneminde imzalamıştı ancak henüz onaylamadı.
Çevre örgütlerinin oluşturduğu bir koalisyon olan Açık Denizler İttifakı’nın direktörü Rebecca Hubbard, “Yürürlüğe girmesi için sadece 60 ülkeye ihtiyacımız olsa da anlaşmanın uygulanması ve mümkün olduğunca etkili olması için küresel onayını sağlamamız elbette çok önemli. Amacımız, Birleşmiş Milletler (BM) üyesi tüm devletlerin anlaşmayı onaylaması” dedi.
Anlaşmaya göre, ülkeler okyanus ekolojisini etkileyen faaliyetlere ilişkin çevresel değerlendirmeler yapmak zorunda. Ayrıca, ülkelerin mavi ekonominin kazanımlarını, özellikle biyoteknoloji gibi sektörlerde kullanılan deniz genetik kaynaklarını paylaşmalarına olanak sağlayacak mekanizmalar da oluşturacak.
Uzmanlar, okyanusların %30’unu 2030 yılına kadar resmi koruma altına alma hedefi olan 30’a 30 hedefine ulaşmak için 190 binden fazla koruma alanının oluşturulması gerektiğini söylüyor. Şu anda, tüm denizel alanın %8’ine denk gelen, 29 milyon kilometrekare koruma altında.
Ancak bu anlaşmanın, bazı uzmanların deniz ortamının karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri olarak tanımladığı, okyanus tabanından mineral kaynakları çıkarma talebi üzerinde çok az etkisi olacak.
McCarthy, “BBNJ çok iddialı ama belirli sınırları var” derken şöyle devam etti: “Deniz tabanında madencilik yapılması meselesi tamamen ISA’nın (Uluslararası Deniz Tabanı Otoritesi) yetki alanına giriyor. BBNJ’nin bunda bir rolü yok” diye konuştu.








