Polonya’da kuraklığa bağlı olarak Vistula Nehri’nde su seviyeleri kritik derecede düştü ve soğutma suyu tedarikinin kısıtlanmasıyla iki kömür santralında üretim düşürüldü. Ülkenin mevcut elektrik kapasitesinin yaklaşık %2’si sistemden çıkarken, araştırmalar santralın soğutma sisteminin her yıl koruma altındaki altı tür de dahil olmak üzere 23 balık türüne ait 102 milyon balık larvasının ölümüne yol açtığını ortaya koyuyor. Polonya’daki tablo, gözlerin Türkiye’ye çevrilmesine yol açıyor: Türkiye’deki aktif 37 kömürlü termik santral, ülkedeki elektriğin %34’ünü karşılıyor ve bu santrallarda üretilen elektrik enerjisinin üçte ikisi ithal kömürden geliyor.
Polonyalı enerji şirketi Enea, 4 Ağustos Salı günü Vistula Nehri’ndeki kritik derecede düşük su seviyelerinin soğutma suyu tedarikini kısıtlamasının ardından Kozienice ve Połaniec kömür santrallarında üretimi düşürmek zorunda kaldı. Bu durum Polonya’nın mevcut elektrik kapasitesinin yaklaşık %2’sini (1,3 GW) sistemden çıkarırken kesintiler de devam ediyor. Bu durum sıcak dalgaları ve kuraklığın Avrupa’daki su kaynaklarını rekor düzeyde düşük seviyelere itmesiyle yaşanıyor ve yoğun su kullanan fosil yakıt santrallarının iklim krizine karşı giderek artan hassasiyetini gözler önüne seriyor.
Vistula Nehri üzerinde yer alan Kozienice güç santralı, 4 GW’lık kapasitesiyle Polonya’nın taş kömürüyle çalışan en büyük elektrik santralı. Vistula üzerindeki çevresel etkileri yıllardır belgeleniyor. 5 Ağustos’ta Kozienice Güç Santralı yakınlarındaki nehir debisinin 135 m³/s seviyesine kadar gerilemesi, şiddetli kuraklık koşullarını gözler önüne serdi. Santralın soğutma sistemi nehirden saniyede yaklaşık 80–100 m³ su çekiyor ki bu da böylesi koşullar altında geriye kalan debinin yarısından fazlasına denk geliyor. Yapılan araştırmalar, santralın soğutma sisteminin her yıl koruma altındaki altı tür de dahil olmak üzere 23 balık türüne ait 102 milyon balık larvasının ölümüne yol açtığını ortaya koymuştu.
Nehir ve çevre üzerindeki artan baskıya rağmen Enea, Kozienice sahasına 1,3 GW kapasiteli yeni bir gaz santralı kurma planlarını sürdürmeye devam ediyor. Yeni tesisin mevcut kömür üniteleriyle eş zamanlı olarak işletilmesi hedefleniyor. Bu da yüksek soğutma suyu talebinin sürmesi nedeniyle Vistula Nehri ekosistemi üzerindeki baskıyı daha da artırabilir. İnşaatına 2026 yılında başlanan gaz ünitelerinin 2029’da faaliyete geçmesi bekleniyor. Mevcut kömürlü termik santralların ise 2032 yılına kadar devre dışı bırakılması planlanıyor.
Beyond Fossil Fuels kampanyacısı Kasia Szeniawska, kömürlü termik santralların kendi yarattıkları sorunların bedelini ödediğini söylerken şöyle devam ediyor: “Sıcak hava dalgaları ve kuraklıklar daha şiddetli hale geldikçe, fosil yakıta dayalı enerji sistemlerinin zayıf yönlerini de gözler önüne seriyor. Çoğu Avrupa Birliği (AB) ülkesi kömür kullanımını azaltırken Polonya, sadece kömürden zamanında çıkış planı yapmakta başarısız olmakla kalmıyor, aynı zamanda çevre sorunlarını daha da ağırlaştıracak yeni gaz santralları inşa ediyor. Bunun yerine Polonya, bu anı fırsat bilerek yenilenebilir enerjiye ve temiz, esnek enerji çözümlerine yatırım yapmalı. Böylece hem enerji güvenliğini güçlendirebilir hem de toplumları öngörülemeyen enerji arzından, kabaran faturalardan ve iklim krizinin ağırlaşan etkilerinden koruyabilir.”
Kömür Su Kalitesini de Bozuyor
Polonya’daki yaşanan bu durum gözlerin Türkiye’ye çevrilmesine yol açıyor. Türkiye’deki aktif 37 kömürlü termik santral, ülkedeki elektriğin %34’ünü karşılıyor. Bununla birlikte bu santrallarda üretilen elektrik enerjisinin üçte ikisi ithal kömürden geliyor.
Elektrik sektörü her sene yaklaşık 285 milyar metreküp su çekiyor ve 15 milyar metreküp su tüketiyor. Kömür ise enerji kaynakları arasında en yoğun su tüketen kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor. Standart bir kömürlü termik santral, her 3,5 dakikada bir, bir olimpik yüzme havuzunu dolduracak kadar su çekiyor ki bu da yaklaşık 2.500 metreküp suya denk geliyor. Kömür madenciliğinde ise kömürün güvenli şekilde çıkarılması için maden sahasının susuzlaştırılması, yani sahadaki yer altı sularının tamamen boşaltılması gerekiyor. Maden atığı ve kömür stok sahalarındaki sızıntılar ile kömürün termik santralda yakılmasından önce hazırlanması ve zenginleştirilmesi esnasında ortaya çıkan atık sular da yer altı ve yüzey sularında kirlenmeye neden oluyor.
Kömürün su tüketiminin ulaştığı noktayı daha iyi kavramak adına Türkiye’de faaliyetine devam eden iki kömürlü termik santralın verilerine de bakılabilir:
- Yatağan Termik Santralı’nın bir yılda 45 bin nüfuslu Yatağan ilçesinin toplam kentsel su tüketiminin 7,5 katından fazla su tüketiyor.
- Yeniköy Termik Santralı’nın yıllık tüketimi, 132 bin nüfuslu Milas ilçesinin yıllık kentsel su tüketiminin 2,5 katına yakın.
“Türkiye Kömürden Çıkmalı”
Greenpeace Türkiye İklim ve Enerji Kampanyaları Sorumlusu Emel Türker Alpay da kömür sektörünün, kömür madenlerinde yapılan susuzlaştırmadan termik santralların soğutulmasına kadar her aşamada Türkiye’nin kısıtlı su varlıklarını gasp ettiğini hatırlatıyor.
Alpay, 500 megavatlık tek bir kömürlü termik santralın, açık devre soğutma sisteminde her üç dakikada bir olimpik yüzme havuzunu dolduracak kadar su çektiğini ifade ederken, “Bu su gaspının etkileri yıkıcı. Muğla Yatağan’daki santral tek başına koca bir ilçenin kentsel su tüketiminin 7,5 katından fazlasını harcıyor. Afşin ve Elbistan’da maden için yapılan susuzlaştırma yenilenmesi mümkün olmayan yer altı su varlıklarını yok ediyor. Bölgedeki santralların soğutma için kullandıkları su bölge tarımını besleyen Ceyhan Nehri’ne kaynak olan nehirleri ve Ceyhan Nehri’ni etkileyerek yalnızca su varlıklarını değil tarımı da etkiliyor” dedi.
Alpay, çekilen su miktarı ile beraber kalite açısından da büyük bir risk söz konusu olduğundan söz etti: “Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallarından, her yıl kömür yakma süreci nedeniyle doğaya 1 tondan fazla cıva salındığı hesaplandı. Bu cıvanın %20’si Akdeniz’de deniz suyuna çökelmekte ve balıkların dokularında birikerek besin zincirine karışıyor.”
2026-2030 Ulusal Su Planı’na da değinen Alpay sözlerini şu şekilde tamamladı: “Su kaynaklarının kullanım amaçlarında içme ve kullanma suyu ihtiyacı, çevresel su ihtiyacı ve tarımsal sulama üretimini enerji üretimine kıyasla önceliklendiriyor, iklim krizinin su stresi ve kuraklık etkilerinden bahsediyor. Bütün bunlar iklim krizinin de en büyük nedeni olan kömür odaklı enerji politikalarından aciliyetle vazgeçilmesinin gerekliliğini bize gösteriyor. Bu sene COP31’e başkanlık yapacak Türkiye, hem iklim krizinin en büyük nedenlerinden olan hem de farklı şekillerde su varlıklarımızı tehdit eden kömürden vazgeçmeli, yeni kömürlü termik santral yapılmayacağının taahhüdünü vermeli, kömürden çıkış tarihini açıklamalı ve gerçek bir kömürden adil geçiş için planlama yapmalı.”







