Jeopolitik belirsizlikler, ekonomik baskılar, iklim riskleri ve teknolojik dönüşüm; şirketleri aynı anda birçok farklı riski yönetmek zorunda bırakıyor. Böyle bir ortamda sürdürülebilirliği, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişimsel taahhütleriyle birlikte; yatırım kararları, sermayenin yönü, tedarik zinciri tercihleri ve uzun vadeli risk yönetimiyle bütüncül biçimde ele almak gerekiyor.
Güzin ÖZTÜRK, UN Global Compact Türkiye Üye ve Paydaş İlişkileri Müdürü
Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu Haftası, ekonomik dalgalanmaların, jeopolitik belirsizliklerin, iklim krizinin etkilerinin ve teknolojik dönüşümün eş zamanlı olarak gündemi şekillendirdiği bir dönemde gerçekleşti. New York’ta bir araya gelen kamu, iş dünyası, BM ve sivil toplum temsilcilerinin gündeminde ekonomik, siyasi ve jeopolitik gelişmelerin yanı sıra iklim ve doğadan insan haklarına, sürdürülebilir finanstan teknolojik dönüşüme kadar pek çok başlık da vardı. Sürdürülebilirlik gündemi açısından ise ortak soru netti: “Belirlediğimiz hedefleri nasıl uygulamaya geçireceğiz?”
UN Global Compact’ın BM Genel Kurul Haftası için ortaya koyduğu çerçeve de bu değişimi yansıtıyordu: Taahhütten uygulamaya, bireysel çaba ve liderlikten kolektif eyleme ve sürdürülebilirliği bir taahhüt alanı olarak görmekten iş değeri yaratan bir unsur olarak ele almaya doğru ilerliyoruz. Bugün çözüm de sermaye de iş dünyasının harekete geçme iradesi de var. İhtiyaç duyulan, bunları bir araya getirerek uygulamayı hızlandıracak daha güçlü bir uyum ve daha etkili iş birlikleri.
Belirsizlikler Karşısında Sürdürülebilirlik Bir Dayanıklılık Unsuru
Jeopolitik belirsizlikler, ekonomik baskılar, iklim riskleri ve teknolojik dönüşüm; şirketleri aynı anda birçok farklı riski yönetmek zorunda bırakıyor. Böyle bir ortamda sürdürülebilirliği, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişimsel taahhütleriyle birlikte; yatırım kararları, sermayenin yönü, tedarik zinciri tercihleri ve uzun vadeli risk yönetimiyle bütüncül biçimde ele almak gerekiyor.
Bu yaklaşım, 750’yi aşkın katılımcıyı bir araya getiren UN Global Compact Liderler Zirvesi’nin de merkezindeydi. “Sürdürülebilir Büyümeyi ve Dayanıklılığı Sağlamak” temasıyla düzenlenen zirvede bireysel bilinç düzeyinden topluluk çalışmalarına; şirketlerin sürdürülebilirliği risk yönetimine, stratejilerine, yatırımlarına ve operasyonlarına nasıl entegre edebileceğinin yanı sıra politika, finansman, piyasalar ve tedarik zincirlerindeki sistemik engellerin aşılmasında kolektif eylemin rolü ele alındı.
Türkiye’den iş dünyası temsilcileri, Liderler Zirvesi ve BM Genel Sekreteri’nin ev sahipliğinde düzenlenen Özel Sektör Forumu’nun yanı sıra Genel Kurul Haftası boyunca farklı tematik platformlarda da yer aldı. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ev sahipliğindeki insan hakları odaklı üst düzey yuvarlak masa toplantısında, insan haklarının şirketlerin dayanıklılığı ve uzun vadeli değer yaratımındaki rolü tartışıldı. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın açılış konuşmasını gerçekleştirdiği Sürdürülebilir Satın Alma Üst Düzey Forumu’nda ise daha dayanıklı, kapsayıcı ve rekabetçi tedarik zincirlerinin oluşturulmasında satın almanın dönüştürücü rolü ele alındı.
Genel Kurul Haftası’ndaki bu temaslar iklim ve enerjinin ötesinde insan hakları, sorumlu tedarik zincirleri, satın alma ve teknolojik dönüşüm gibi sürdürülebilirliğin birbiriyle bağlantılı farklı boyutlarını gündeme taşıdı. Aynı zamanda iş dünyası, kamu, BM ve diğer paydaşlar arasındaki iş birliğinin dönüşümdeki önemini ortaya koydu.
COP31 Yolunda: Hedeflerden Uygulamaya
Bu yıl BM Genel Kurulu Haftası’nın önemli gündemlerinden biri de kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 oldu. Türkiye Cumhuriyeti Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum tarafından New York’ta açıklanan COP31 Eylem Gündemi, iklim hedeflerini ölçülebilir, uygulanabilir ve yatırım yapılabilir eylemlere dönüştürmeyi amaçlıyor.
COP31’in bir “Uygulama COP’u” olarak konumlandırılması bu açıdan önemli. Eylem Gündemi; enerji ve sanayiden şehirlere, gıda sistemlerinden okyanuslara, sağlık ve eğitime uzanan öncelik alanlarını ortak hedefler ve uygulama araçları etrafında bir araya getiriyor. Elektrifikasyon, kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi ve atıkların azaltılması gibi alanlarda ölçülebilir hedeflerin yanı sıra iklim hedeflerinin yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüşmesini ve kamu, özel sektör, yatırımcılar ve finans kuruluşları arasındaki bağın güçlendirilmesini öngörüyor.
Finansmana erişim, teknoloji ve kapasite açıkları, altyapı ihtiyaçları ve düzenleyici çerçeveler ise uygulamanın önemli bileşenleri. Bu alanlarda eş zamanlı ilerleme sağlanması, iklim hedeflerinin gerçek ekonomide karşılık bulması açısından kritik.
Türkiye’de Başlayan Diyaloğu New York’a Taşıdık
UN Global Compact Türkiye olarak COP31’e giderken iş dünyasının uygulamada karşılaştığı sorunları ve çözüm önerilerini sürece taşımak adına çalışmalar yürütüyoruz. BM Türkiye ve Sıfır Atık Vakfı iş birliğinde COP31 Üst Düzey İklim Şampiyonu’nun görevi çerçevesinde düzenlediğimiz ilk iki COP31 Özel Sektör İstişare Toplantıları kapsamında karbonsuzlaşma, iklim uyumu, sürdürülebilir finansman, döngüsel ekonomi ve inovasyonu ele almıştık. Görüşmelerde hedeflerle uygulama arasındaki boşluğun kapatılması, finansmana erişim, güvenilir ve karşılaştırılabilir veri ile daha güçlü iş birliği mekanizmalarına duyulan ihtiyaç ortak başlıklar olarak öne çıkmıştı.
BM Genel Kurulu Haftası ise Türkiye’de başlayan bu diyaloğu küresel düzeye taşımak için önemli bir fırsat sundu. 21 Eylül’de UN Global Compact Merkez Ofisi’nde gerçekleştirdiğimiz “Taahhütten Eyleme: COP31 için İş Dünyasının Öncelikleri ve İş Birlikleri” başlıklı yuvarlak masa toplantısında, UN Global Compact ve 10’dan fazla ülke ağının iş birliğiyle farklı ülke ve sektörlerden iş dünyası liderlerini kamu, BM ve COP31 paydaşlarıyla bir araya getirdik.

Türkiye’deki istişarelerle New York’taki görüşmeler arasında önemli ortaklıklar da gördük. Örneğin elektrifikasyon konusunda şebeke ve depolama kapasitesi, uzun vadeli finansman ve elektrik alım anlaşmaları Türkiye’de şirketlerin gündemine gelirken New York’taki toplantımızda da elektrifikasyon farklı ülkelerden iş dünyası temsilcilerinin ortaklaştığı başlıklardan biri oldu. Bu paralellik, yerel deneyimlerle küresel gündem arasında kurulacak bağın önemini gösteriyor.
New York’tan Antalya’ya
BM Genel Kurulu Haftası sürdürülebilirlik gündeminde “Ne yapmalıyız?” sorusuyla birlikte “Nasıl hayata geçireceğiz?” sorusuna daha güçlü yanıtlar vermemiz gereken bir dönemde olduğumuzu ortaya koydu.
COP31 bu açıdan önemli bir eşik. Ancak ihtiyaç duyduğumuz dönüşüm iklim gündemiyle sınırlı değil. İklim ve doğadan insan haklarına, adil geçişten sürdürülebilir finansa, sorumlu tedarik zincirlerinden kapsayıcı büyümeye kadar sürdürülebilirliğin farklı boyutlarında ilerleme, hedeflerin somut uygulamalara dönüşmesine bağlı.
UN Global Compact Türkiye olarak COP31’e giderken iş dünyasının deneyimlerini ve çözüm önerilerini bu sürece taşımaya, küresel gelişmeleri Türkiye’deki şirketlerle buluşturmaya ve farklı paydaşlar arasında iş birliği alanları yaratmaya devam edeceğiz.
COP31, taahhütlerle uygulama arasındaki mesafeyi kapatmak için önemli bir fırsat. Daha adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir dünya hedefi doğrultusunda kalıcı ilerleme ise iş dünyası, kamu, BM, finans kuruluşları, sivil toplum ve diğer paydaşların ortak hedefler etrafında birlikte hareket etmesiyle mümkün olacak.







