İklim diplomasisinin görünmeyen ama belirleyici sahnelerinden biri olan Bonn Konferansı, COP30 öncesinde kritik başlıkları masaya yatırdı. Müzakereler; iklim finansmanından karbon piyasalarına, özel sektörün rolünden ticaret politikalarına uzanan geniş bir yelpazede sürdürüldü.
Gökhan ERSOY, UN Global Compact Türkiye İklim ve Çevre Uzmanı
İklim müzakereleri denildiğinde insanların aklına büyük zirveler, siyasi açıklamalar ve sonunda alınan kararlar gelir. Ancak bu büyük perde açılmadan önce iklim zirvelerinin gündemini belirleyen ve teknik altyapısını hazırlayan görüşmeler 1995 yılından bugüne her yıl haziran ayında Almanya’nın Bonn kentinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Genel Sekreterliği ev sahipliğinde düzenlenen konferans ile gerçekleşir. Adını düzenlendiği kentten alan Bonn İklim Değişikliği Konferansı, Paris Anlaşması’nın yürütülmesinden sorumlu kalıcı iki alt komitenin toplantılarına ev sahipliği yapar. Konferans bu yıl, 16-26 Haziran tarihleri arasında Bilimsel ve Teknolojik Tavsiyeler Yardımcı Organı (SBSTA) ile Uygulama Yardımcı Organı’nın (SBI) 62. Toplantısı’na (SB62) ev sahipliği yaptı ve adaptasyon, azaltım, iklim finansmanı ve şeffaflık gibi temel konularda müzakerelerin devamını getirerek yıl sonunda düzenlenecek olan COP30’un gündemine yön verdi.
SB62 Gündeminde Neler Vardı?
Konferansta küresel iklim gündeminin en kritik başlıklarının yeniden masaya yatırılması, COP30 öncesi bir tür ara müzakere süreci niteliğindeydi. İklim finansmanı, karbon piyasaları ve adaptasyon fonlaması gibi iş dünyasını doğrudan etkileyen konular etrafında yoğun tartışmalar yapıldı. Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşılmasını destekleyecek temel başlıklar kapsamlı şekilde ele alındı. Adaptasyon kapasitesini artırmak, iklim direncini güçlendirmek ve kırılganlıkları azaltmak amacıyla Küresel Uyum Hedefi (GGA) için ilerlemeyi takip edecek göstergelerin geliştirilmesine özel önem verildi. Bunun yanı sıra karbon piyasaları (Madde 6), iklim finansmanı, adil geçiş, küresel durumu değerlendirme süreci, şeffaflık mekanizmaları, Kayıp ve Zarar Fonu’nun işleyişi ile süreç reformları da gündemin diğer kritik konularıydı.
Küresel Uyum Hedefi ilk kez 2021’de Glasgow’da bir çalışma programı şeklinde COP26 çıktısı olarak karşımıza çıkmıştı. 2023’te Dubai’deki iklim zirvesi sırasında bir çerçeve belirlenmesi ve hedefler ile rehber eylemlerin tanımlanması üzerine mutabakata varılmıştı. Dubai’de bu göstergelerin üst limiti olarak ise 100 indikatör sınırlaması getirilmişti. Bonn’daki görüşmelerde ise göstergelerin belirlenmesinde bilimsel veriler, kırılgan gruplar ve sıcaklık hedefiyle tutarlılık gibi unsurlar vurgulandı. Uzmanlardan tarafından 100’ü geçmeyecek şekilde küresel ölçekte uygulanabilir bir gösterge listesi oluşturulacak ve bu göstergeler; uygulama kolaylaştırıcıları, araç ve imkanlar, kesişen konular ve hedef alt bileşenlerini de kapsayacak.
Azaltım Çalışma Programı (MWP) kapsamında azami azaltım hedeflerinin nasıl uygulanabileceği tartışıldı ancak taraflar henüz ortak bir sonuca ulaşamadı. Özellikle dijital azaltım platformu önerisi üzerine yoğun görüş ayrılıkları yaşandı; bazı taraflar bunun dikkat dağıtacağını belirtirken diğerleri platformun potansiyelini incelemeye devam etmek istedi. Ayrıca mevcut MWP süreçlerinin 1,5°C hedefi için yeterince etkili olmadığı vurgulanırken bazı gelişmekte olan ülkeler destek eksikliğine dikkat çekti ve MWP’nin yeni hedefler dayatmaması gerektiğini savundu. Taraflar bu konuda COP30’a sunulacak karar taslağında da anlaşma sağlayamadı ve görüşmeler COP30’u takiben 2026’da gerçekleşecek Bonn Konferansı’na kaldı.
Merkezi Karbon Piyasası Mekanizması (Yeni CDM) Bu mekanizma altında yeni karbon piyasası kuralları üzerinde teknik detaylar hâlâ netleşmedi. Doğrulama metodolojileri, çifte sayımın önlenmesi, karbon kredisi kalitesi, adil geçiş kriterleri ve çevresel bütünlük gibi konuların açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtildi. Yatırımcı güveni açısından net metodolojik kuralların eksikliği, bu mekanizmanın etkin işleyişi açısından en büyük engel olarak vurgulandı. COP30’a kadar Madde 6’nın tüm unsurlarının daha sağlam bir yapıya kavuşturulması bekleniyor.
Sonuç olarak konferans offset piyasalarındaki eski mekanizmaların (CDM) yerini alan Paris Anlaşması’nın yeni yapılarının (özellikle Madde 6.2 ve 6.4) çevresel bütünlük ve adil yönetişim ilkeleriyle nasıl çalışması gerektiği konusunda hâlâ netlik arıyor.
İklim Finansmanı ve Yeni Kolektif Nicel Hedef (NCQG) konusundaki müzakerelerde taraflarca farklı beklentiler ortaya kondu. Taraflar, 2035 yılına kadar gelişmiş ülkelerden yıllık en az 300 milyar dolar, tüm kaynaklardan ise toplam 1,3 trilyon dolar mobilize edilmesini hedefleyen NCQG’nin yapısı ve düzeyi üzerinde yoğun tartışmalarda bulundu. Gelişmekte olan ülkeler, özellikle uyum ve kayıp&zarar konularında daha fazla kamu ve hibe bazlı finansman talep etti; mevcut finansman açıklarının sürdüğüne dikkat çekti. G77+Çin Grubu ve sivil toplum kuruluşları, iklim finansmanı mekanizmalarında daha fazla şeffaflık ve hesap verebilirlik çağrısı yaptı. Aynı zamanda kamu, özel ve imtiyazlı fonların bir araya getirileceği hibrit finansman modelleri de masaya yatırıldı. Her ne kadar görüş ayrılıkları devam etse de müzakereler sonunda “Bakü’den Belém’e” uzanacak bir yol haritasının temelleri atıldı.
Bonn’daki müzakerelerde Adil Geçiş Çalışma Programı (JTWP) önemli ilerleme kaydetti ve çalışan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ve Yerli Halklar gibi ilkeler resmi olarak UNFCCC gündemine entegre edildi. Bazı taraflar, CBAM gibi ticaret önlemleriyle adil geçişi ilişkilendirmeyi destekledi; bu yaklaşımın eşitsizlikler üzerindeki etkisini tanıdı. CBAM gibi mekanizmaların gelişmekte olan ülkelerdeki ihracatçı firmalar üzerinde orantısız ekonomik baskı yaratabileceği ve bu durumun adil geçiş ilkesine ters düşebileceği ifade edildi. Bu tür ticaret önlemlerine maruz kalan sektörlerde iş kayıpları yaşanabileceği, bu nedenle sosyal koruma politikaları (yeniden beceri kazandırma, sosyal güvenlik sistemleri vb.) ile desteklenmesi gerektiğini vurgulayan sanayileşmiş ülkeler programın kapsamını genişletme konusunda temkinliydi. Bu gelişmeler, adil geçişin küresel iklim politikalarının merkezine yerleştiğini gösteriyor.
Bonn İklim Konferansı’nda Küresel Durum Değerlendirmesi (GST) sonrası sürece ilişkin teknik müzakereler, COP28’de tamamlanan ilk küresel değerlendirme sonuçlarının somut uygulama adımlarına dönüştürülmesine odaklandı. Taraflar, yeni NDC’lerin ve ulusal iklim stratejilerinin GST bulgularıyla nasıl uyumlaştırılabileceğini ele aldı; ancak şimdiye kadar sınırlı sayıda yeni NDC sunumu yapıldığı belirtildi. “UAE Consensus” olarak anılan GST çıktısı, ülke düzeyinde politika önerileri ve tüm paydaşların sürece katılımının önemini vurguladı. Uzmanlar, COP30’da finansman, uygulama ve hedef artırımı konusunda GST ile uyumlu bir yol haritası benimsenmesi gerektiği konusunda fikir birliğine vardı. Ancak bazı taraflar süreci yalnızca uygulama ve finansmanla sınırlamak isterken bazıları daha geniş yapısal reformların da ele alınmasını savundu. Bu durum GST’nin sonuçlarının nasıl eyleme dönüştürüleceği konusunda farklı yaklaşımların sürdüğünü gösterdi.
COP30’a Doğru Hangi Notlar Çıktı? Ne Beklemeliyiz?
COP30, birçok çevre tarafından “uygulama COP’u” olarak tanımlanıyor. Bonn’daki teknik tartışmaların somut kararlara dönüşmesi bekleniyor çünkü zaman daralıyor. Müzakerelerin artık işbirliği ve somut eylemlere dönüşmesinin ertelenemeyeceği kritik bir dönemden geçiyoruz. Bu nedenle işbirliğine odaklanan güçlü bir eylem zirvesi olması beklentisi mevcut. COP28’de tamamlanan Küresel Durum Değerlendirmesi’nin ardından COP30’un odak noktası artık taahhütlerin somut uygulamaya dönüştürülmesi. Ülkelerin bu değerlendirmeyi temel alarak yeni ve güncellenmiş NDC’ler sunması beklenirken iklim finansmanı, karbon piyasaları, uyum ve adil geçiş gibi başlıklarda politika ve uygulama araçlarının netleşmesi hedeflenmeli.
UN Global Compact de COP 30’a doğru giderken kamu ve özel sektörün birlikte hareket ederek yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırması ve iklim hedefleriyle uyumlu ticaret, finansman ve altyapı planları geliştirmesi gerektiğini savunuyor. Bu kritik dönemde, iş dünyasının sürdürülebilirlik taahhütlerini somut etki ve yenilikle desteklemesi çağrısında bulunuyor. UN Global Compact Türkiye olarak programlarımız, eğitimlerimiz ile şirketlerin sürdürülebilirlik taahhütlerini gerçekleştirmelerine destek vermeye; somut, uygulanabilir adımların hayata geçirilmesini kolaylaştıracak araçlar sunmaya ve işbirliğini güçlendirecek diyalog ortamları oluşturmaya devam edeceğiz.









