Bu yazı, sanatı hızla tüketilen bir deneyim alanı olarak değil; dikkat, zaman ve sorumluluk gerektiren bir karşılaşma biçimi olarak ele alıyor. Nasıl baktığımızın, ne gördüğümüzün ve üretime nasıl karşılık verdiğimizin, sürdürülebilirlik tartışmalarının ayrılmaz bir parçası olduğuna işaret ediyor.
Zeynep ÖZLER, Sorumlu İletişim Savunucusu, ze.ozler@gmail.com
Her birimiz her gün görünmeyen cephelerde farklı savaşlar veriyoruz. Ekonomik belirsizlikler, derinleşen krizler, kişisel kayıplar ve her gün biraz daha ağırlaşan bir dünya hali… Bazen bunların hepsi üst üste geliyor ve insanın durmaya, nefes almaya, olan bitene başka bir yerden bakmaya ihtiyacı oluyor. Bu ihtiyaç zayıflıkla değil, farkındalıkla ilgili.
Sanat, bugün maalesef çoğu zaman hızla tüketilen bir deneyim alanına dönüşmüş durumda. Sergileri “görmüş olmak”, işlerin önünde Instagram pozu verip “görünmek”, bir tür kültürel tüketim pratiği halini alıyor. Benim içinse mesele bu değil. Sanatı tüketmekten çok, sanat ve sanatçıyla gerçekten temas etmek; ortaya konan üretimin hakkını vermek önemli. Buna da bir sorumlulukla yaklaşılması gerektiğine inanıyorum. Nasıl baktığımız ve neyi görmezden geldiğimiz, en az neyi savunduğumuz kadar belirleyici.

Belki de bu yüzden, kendi hayatımın karanlık bir döneminde FOLIA sergisine gitmiş olmam tesadüf değil. Sanatı bir sığınak olarak değil; bir durma, düşünme ve yüzleşme alanı olarak gördüğüm bir zamanda, bu sergi beni sessiz ama ısrarlı bir biçimde büyülü bir bahçeye davet etti. Kaçmak için değil; yeni gözlerle bakabilmek, yeniden merkeze dönebilmek için.
Bu davet, serginin daha ilk anında kendini hissettiriyor. Girişte karşılayan çiçekler, sessiz bir bulut gibi mekana yayılıyor. Kurumuş halleriyle bir eksikliği değil; aksine, yaşanmışlığı taşıyor. Hafızayı; yitip gidenleri, geride kalanları, içimizde biriken zamanları… Tıpkı annemle seyretmeyi çok sevdiğimiz “geçmiş bahar mimozaları” gibi. Artık göze görünmeyen ama belleğimizde dün gibi canlı bazı an’lar, anılar gibi.
Serginin Abdülmecid Efendi Köşkü gibi tarihsel olarak insan merkezli bir mekanda kurulmuş olması, bu karşılaşmayı daha da anlamlı kılıyor. Köşk; düzen, temsil ve süreklilik fikrinin mekansal karşılıklarından biri. Tam da bu nedenle, doğaya, kırılganlığa ve kontrolsüzlüğe işaret eden bir serginin burada yer alması güçlü bir gerilim alanı yaratıyor.
Serginin adı bu gerilimi açık ediyor: FOLIA. Latince kökenli bu kelime hem yaprak hem de delilik anlamına geliyor. Doğanın en yalın parçalarından biriyle, aklın sınırlarını temsil eden bir halin aynı kelimede buluşması tesadüf değil. Aksine insanın doğayla kurduğu ilişkinin çelişkili doğasına işaret ediyor. Hayranlık duyuyoruz ama kontrol etmek istiyoruz. Korumak istiyoruz ama yok etmeden duramıyoruz.
Bu çelişki sergide kullanılan malzemelerde somutlaşıyor. Sergideki çok sayıdaki seramik eser, benim için ayrıca anlamlı. Daha önce seramik sektöründe çalışmış biri olarak bu malzemenin doğasını yakından tanıyorum. Seramik sürprizlidir. Topraktan gelir, kilden doğar ve ne kadar planlarsanız planlayın fırında kendi yolunu bulur. Çatlar, eğrilir, bazen çöker. Kırılganlığı hiçbir zaman ortadan kalkmaz.
Seramiğin bu kırılganlığı aynı zamanda yaşam döngüsünü görünür kılar. Toprak, ateş, dönüşüm ve kalıcılık yanılsaması… Bir yandan dayanıklı kabul edilen, öte yandan en küçük darbede parçalanabilen bir malzeme. Bu ikilik, insanın doğayla kurduğu ilişkiyi çok iyi özetler. Döngüyü kabul ederiz ama kırılganlığı kabullenmekte zorlanırız.
Köşkün zeminindeki tarihsel çinilerle çağdaş seramik işler arasındaki ilişki de bu noktada dikkat çekici. Çiniler düzenli, disiplinli ve insan eliyle biçimlendirilmiş bir estetik anlayışını temsil ederken; seramik işler bu düzenin içine belirsizliği ve kontrolsüzlüğü taşır. Yüzyıllar öncesinden gelen simetri ile bugünün kırılgan formları yan yana durur. Bu karşılaşma, insanın doğayı estetik bir kalıba sokma arzusunun ne kadar eski olduğunu ve bu arzunun hiçbir zaman tam anlamıyla başarılı olamadığını hatırlatır.
Serginin bir diğer güçlü katmanı ise binanın içine yerleştirilmiş istilacı bitkiler. Çürümüş palmiyeler ve kontrol edilemez biçimde yayılma potansiyeli olan bitkiler, doğanın “itaatsiz” yüzünü temsil eder. Bu bitkiler köşkün düzenli ve temsilci yapısının içinde var olarak, kontrol fikrini sessizce sorgular. Doğa burada süslenen ya da tuzak kurulan bir unsur değil; kendi başına, kendi kurallarıyla var olan bir güç olarak karşımıza çıkar.
Bu katmanların arasında, benim adımlarımı istemeden yavaşlatan karşılaşmalardan biri, Fatoş İrwen’in eseri Zaman Hasadı oldu. Üst kata çıkıp sağa doğru ilerlediğinizde karşınıza çıkan eser, ilk bakışta kurumuş bir pamuk tarlasını çağrıştırıyor. Toprak üzerine dikilmiş gibi duran koyu renkli saplar, yaklaştıkça sıradan bir bitki olmadıklarını ele veriyor. İrwen burada pamuk yerine kadın saçlarını kullanıyor.

Kökleri toprağa gömülmüş gibi duran her bir tutam, sanki sessizce büyümüş; yıllar boyunca biriken anıları, yükleri ve söylenemeyenleri içinde saklamış gibi duruyor. Bu iş, kadın emeğinin görünmeyen tarafını; sabrın, tükenmişliğin ve toplumsal baskının izini taşıyor. Bu nedenle “hasat”, yalnızca bir mevsimi değil, bir ömrün birikmiş zamanını topluyormuş hissi yaratıyor. Eserin önünden ayrılırken geride kalan şey bir görüntü değil; zihnin bir köşesine yerleşen, kolay kolay dağılmayan bir sessizlik oluyor. Sanat, toplumsal sorunların iletişiminde ne denli güçlü bir dil ortaya koyuyor.
İrwen’in işi, köşkün zeminindeki düzenli çinilerle ve binanın içine yerleştirilmiş istilacı bitkilerle birlikte okunduğunda, bastırılanın ve görünmeyenin geri dönüşüne işaret ediyor. Doğa, beden ve hafıza bu noktada birbirine değiyor.
FOLIA, izleyicisini doğadan kaçmaya davet etmiyor. Aksine, onunla aynı hizaya gelmeye çağırıyor. Büyülü bir bahçe sunuyor ama bu bahçe bir sığınak değil. Daha çok, insanın kendine ve dünyaya dair kurduğu hiyerarşileri yeniden düşünmesi için açılmış bir kapı.
Belki de görünmeyen cephelerde verdiğimiz tüm bu savaşlar arasında, asıl sorumluluk; dünyayı, üretimi ve birbirimizi hızla tüketmek yerine, durup bakmayı ve gerçekten temas etmeyi seçebilmekte yatıyor.
Serginin son ziyaret tarihi 1 Mart. Sizi de FOLIA’nın açtığı bu büyülü bahçeyi deneyimlemeye davet ediyorum. Yalnızca mekanın kendini değil; belki de bir süredir ihmal ettiğiniz, içinizdeki büyülü bahçeyi de ziyaret etmek için. Çünkü bazen bir sergi, sadece görülen bir yer değil; durup bakabildiğimiz, kendimizle yeniden temas edebildiğimiz bir ayna olur.








