COP31 Başkanlığını üstlenen Türkiye, zirvenin Eylem Gündemi kapsamında küresel elektrifikasyon hedefini de duyurdu. Ancak başta kömür olmak üzere fosil yakıtlardan çıkış için adım atmayarak kendi hedefleriyle çelişiyor. İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) araştırmacısı Onur Akgül ise Türkiye’nin elektrik üretiminde kömürden çıkışının belirli bir planlama dahilinde gerçekleşebileceğini vurgularken, “Yanlışta ısrar etmemek gerek. Böyle bir karar alındığı anda, şu an oyun kuruculu eksikliği nedeniyle iktisadi ve sosyal kayıplar yaşayan bütün kesimlerin hızlı bir şekilde parçası olabileceği süreç de başlayacak” diyor.
Bulut BAGATIR
Doğrudan soralım. Elektrifikasyon bağlamında Türkiye’de gelecekte kömüre yer olacak mı?
Elektrifikasyon taahhüdünde metnin değindiği konulardan biri kapasite meselesi. Ülkelerin kendi kalkınma planları içerisindeki özel şartları gündem ediliyor. Kapasite konusu Türkiye açısından bir avantaj. Şöyle ki, İPM’nin yaptığı çalışma da dahil olmak üzere birçok araştırma, Türkiye’nin elektrik üretiminde kömürden çıkışının belirli bir planlama dahilinde gerçekleşebileceğini veriye dayalı olarak ortaya koydu. Dolayısıyla Türkiye, elektrik karmasında, önümüzdeki 10 yıllık sürede bir plan dahilinde hareket etmeye başladığı zaman kömüre ihtiyaç duymayacak. Hükümet bu perspektifin gerektirdiği oyun kuruculuk rolünü üstlenmeli ve belirli bir planı, takvimi ve hedefi ilan etmeli ki bütün aktörler ona göre hizalanabilsin. Bu iradeyi göstermesi bekleniyor. Bu adımı attığı bir gelecekte, taahhütte elektrifikasyonun yenilenebilir enerjiye bağlanmamasından doğan yumuşak karnı ortadan kaldırmak gibi bir fırsat da olacak.
Fiili olarak aslında Türkiye bu yola giriyor. Yenilenebilirdeki kurulu güç ve elektrik üretimindeki payı git gide artıyor. Yanlışta ısrar etmemek gerek. Böyle bir karar alındığı anda, şu an oyun kuruculuğu eksikliği nedeniyle iktisadi ve sosyal kayıplar yaşayan bütün kesimlerin hızlı bir şekilde parçası olabileceği süreç de başlayacak.
Elektrifikasyon taahhüdünde, elektrifikasyon patikalarının ve hızlarının farklı başlangıç noktaları, ulusal koşullar ve bölgelerin kendine özgü gerçekliklerine göre farklılık göstereceği belirtiliyor ki bu kritik bir nokta. Bu ifadeler hedefe darbe vurabilir mi?
Bu, elektrifikasyonun kaynağına ket vurulabilecek bir yerden duyulabilir. Nihayetinde elektrifikasyonu fosil yakıtlardan elde ettiğimiz müddetçe elektrifikasyon gibi bir “problemimiz” olmaz. Elektrifikasyonu hem küresel ölçekte hem de Türkiye ölçeğinde tartışıyor olmamızın sebebi, dünyanın ve Türkiye’nin acil emisyon azaltım ihtiyacı ve elektriğin de yenilenebilir kaynaklardan elde edilmesi gereği. Elektrifikasyon ancak bu sayede karbonsuzlaşma kulvarında anlamlı bir araç haline gelebilir. Sonuç itibarıyla kalkınma öncelikleri bir ülkeyi fosil yakıtı terk etmek yerine daha da kullanmaya itiyor ise bahsettiğimiz elektrifikasyon olmuyor. Elektrifikasyon zaten nihai kullanım odaklı. Örneğin ulaşımda içten yanmalı motorlu araçların elektrikli araçlara dönüşmesi. Elektrik üretiminde kömür veya gaz santrallarından çıkışı gerçekleştirip yenilenebilir kaynaklara geçmek. Bu işin kritik noktası elektrifikasyon sürecinin yenilenebilir kaynaklara bağlanması ve bunun fosil yakıtlardan çıkış vizyonuna oturması. İklim krizi karşısında dünyanın da Türkiye’nin ihtiyacı olan bu.
2022 yılında yayımlanan son Ulusal Enerji Planı’nda 2035 elektrifikasyon oranının %24,9 olması bekleniyor. Türkiye adına %10’luk bir açık var. Nasıl kapatılabilir?
Kömürden çıkış. Hep aynı noktaya geliyoruz. O kadar uzun zamandır tartışıyor, talep ediyor ve gereğini gösteriyoruz ki… Türkiye’de 1980’lerden beri bir kömür mücadelesi var. 40 yılı devirmiş bir mücadele. Bunun son 20 yılı iklim kriziyle beraber daha da yoğunlaşmış durumda. İklim politikasında kömürden çıkışın ilan edilmediği bu uzun zaman zarfında konu ile bağlantılı tüm problemler daha da arttı ama bir yandan da kömürden çıkış ilk çözüm olarak çok rahat işaret edilir hale geldi. Kömürden çıkış, enerji dekarbonsuzlaşma hedeflerine varmak ve çok kritik bir toplumsal koruma mekanizması olan, aynı zamanda iklim eylemi niteliğine sahip adil geçişin programlanması ve yapılandırılması anlamında da çözüm olarak önümüzde duruyor.
Fakat bir risk de var. Akkuyu Nükleer Santralı’nın açılmasına pek bir süre kalmadı. Elektrifikasyon dediğimizde nükleer kıskacına girmememiz gerekiyor. Kömürden çıkış kararının ilan edilmesi bizi nükleerden gelecek elektrik üretiminin bu “elektrifikasyon sorununu” çözmesinden de kurtarabilir.
Türkiye 20 GW’lık bir nükleer enerji hedefi duyurmuştu. Kömür kapasitesi de 20 GW bandında. Kömürün yerine nükleer gibi tehlikeli bir enerji kaynağı konulmak isteniyor…
Tam olarak öyle. İklim camiası bunun üzerinde uzun zamandır duruyor. Nükleer santralların Avrupa’daki taksonomi ile temiz enerji klasmanına alınması ile de tartışma boyut değiştirdi. Toplumsal tepki Akkuyu’nun hayata geçmesini engellemişti fakat süreç nükleer santral lehine ilerledi. Şöyle de bir risk var: Kömür probleminin daha uzun süre çözülmemesinin altının nükleer ile doldurulabileceğini de buradan okumak çok kolay. Kömürden çıkış ve adil geçiş taca atılabilecek bir sorun değildir.
Fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası COP31’de ele alınacak. Ancak Türkiye Kahramanmaraş’ta ve Çanakkale’de yeni kömür santralı yatırımlarını devam ettirmekten yana. Bir yandan da zirvede adil geçiş mekanizmasının kurulması bekleniyor. Türkiye’nin ulusal fosil yakıt politikaları düşünüldüğünde bu iki konuda nasıl bir performans vermesi beklenebilir?
Elektrifikasyon taahhüdünün yayımlanmasından hemen sonra Climate Action Tracker Türkiye’nin iklim eyleminin mevcut durumuyla ilgili bir not yayımladı. Orada da iklim eyleminin evden başladığı vurgusu vardı. Türkiye gibi iddialı yenilenebilir hedefleri olan, elektrifikasyon taahhüdünün kuruculuğunu üstlenmiş bir iklim zirvesi ev sahibinin güçlü iklim eyleminde bulunmak gibi etik ve programatik bir sorumluluğu var. Murat Kurum’un da beyanlarından anladığımız kadarıyla COP Başkanlığı fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası konusunu somut olarak ilerletmekten ziyade istişare düzlemi olarak değerlendiriyor. Bir yanda Afşin’de santral denecek kapasitede bir ek ünite planlanıyor. Diğer bir yanda ise nereden çıktığı anlaşılamayan Çanakkale’de yeni santral girişimi mevcut. Bunların iklim eylemi ile hiçbir şekilde örtüşen tarafı yok. Bu iki yeni kömür yatırımı planı da yenilenebilir hedeflerinin yükselmesine paralel olarak kömürden belirli bir üstü kapalı uzaklaşma hali varken gündeme geldi. Dolayısıyla kendi oluşturdukları planın üzerinde ciddi bir çelişki söz konusu. Yeni kömür yatırımı yapılmaması konusu da hükümetin farklı yetkilileri tarafından şifahen belirli şekillerde dillendirildi. Resmi bir politika olarak gelmemesi sorun. Yeni kömür santralı inşa edilmemesi konusundaki ısrar bu yatırımların sonunu getirebilir. Bunun da günün sonunda kömürden çıkış kararı ile taçlandırılması gerekiyor.







