Sivil Toplum

Covid-19’dan Dersimizi Aldık mı?

Kadının ekonomide, siyasette, sosyal yaşamda erkeklerle eşit koşullarda ve sayılarda yer almadığı bir toplumda, sürdürülebilirlikten bahsetmek pek mümkün değil. Küresel salgının tüm dünyada ve ülkemizde ekonomik ve toplumsal olarak kadınları daha fazla etkilediğini biliyoruz.

Yazı: Emine ERDEM

Sürdürülebilirliğin sağlıkla ilişkisi bundan üç yıl önce birçok insanın kafasında net değildi. Ancak dünyanın 2020’de pençesine düştüğü küresel salgın bu ilişkiyi deyim yerindeyse, “gözümüze soktu”. Yine de yeterince farkında olundu mu, emin değilim.

İnsanlığın uzun süredir tanıklık etmediği bir felaket olan küresel salgın, bugünlerde farklı yorumlara yol açıyor. Omicron varyantı son derece bulaşıcı olmasına karşın can kayıpları buna paralel bir artış göstermiyor. Kronik hastalığı olmayan, yaşı ilerlememiş ve gerekli dozlarda aşı olmuş insanların görece hafif geçirdikleri bir hastalığa dönüştü. Bu yönüyle, artık salgının niteliğini kaybetmeye ve epidemik bir hastalığa dönüşmeye başladığı yolunda değerlendirmeler yapılıyor. Başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere bazı uzmanlar da tehlikenin geçmediği, dikkatli olmak gerektiği şeklinde uyarılarda bulunuyorlar. Yine de Avrupa’da ve dünyada bazı ülkelerin Covid-19’un artık yönetilebilir, mevsimsel bir hastalık olduğu yaklaşımını benimsediklerini ve alınan önlemleri aşamalı olarak kaldırmaya, hayatı normalleştirmeye başladıklarını görüyoruz.

Ben tedbiri elden bırakmamak gerektiğini düşünenlerdenim ama şimdilik bu tartışmaları bir kenara bırakıp önümüze, yakın geleceğe bakmayı istiyorum. Bence sormamız gereken en önemli soru şu: Biz bu salgından almamız gereken dersi aldık mı?

Doğanın Dışında Değiliz

Salgının verdiği en önemli ders, biz insanların doğanın dışında olmadığımız, tam tersine onun bir parçası olduğumuzdur. Dünyanın ekosistemlerinde yaşanan gelişmeler bizi doğrudan etkiliyor. Doğa hastalanırsa bizim sağlıklı kalmamız mümkün değil. Günümüzde hızla artan nüfusun doğal alanlar üzerindeki baskısı, bu alanların ve doğal yaşamın giderek daha fazla sömürülmesi ve yok edilmesi, iyi yönetilmeyentarım ve hayvancılık uygulamaları bizi bu noktaya getirdi. Vahşi hayvanlar, evcil hayvanlar ve insanlar arasındaki etkileşim, koronavirüsün insanlara geçmesine ve pandemiye yol açtı.

Bu süreçte gördüğümüz olumlu bir gelişme, olağanüstü bir dönemde pek çok ülkede yönetimlerin kararlılıkla harekete geçmeleri ve daha önce yaşamadığımız önlemleri ve kısıtlamaları uygulamaya koyabilmeleri oldu. Bazen günlerce sokağa çıkamadık, restoranlara, sinemalara gidemedik. Maskelerle dolaşmak zorunda kaldık. Peki, bunu yapabilen hükümetler aynı kararlılığı temelde yatan sorunları çözmek için de gösterebilecekler mi önümüzdeki dönemde? Yoksa sanki bunlar yaşanmamış gibi eski yöntem ve alışkanlıklarla yola devam mı edilecek? Gene baştaki soruya geldik: Küresel salgından dersimizi aldık mı?

Birden Fazla Krizle Karşı Karşıyayız

İnsanlık olarak kendimizi çok kırılgan hissettiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Birden fazla krizle karşı karşıyayız. Bugün küresel düzeyde bir sağlık krizi, iklim krizi, finansal ve ekonomik kriz, çevre krizi yaşıyoruz. Gelecekte Covid-19’dan çok daha şiddetli bir pandemi karşımıza çıkabilir. Hangi kriz olursa olsun hepsinin altında yatan temel neden aynı: İnsanların sürdürülebilir olmayan üretim ve tüketim faaliyetleri.

Dünyanın ölçekleri ve kaynakları, bu faaliyetlerin ulaştığı boyutlar karşısında yetersiz kalıyor. Çözüm yine insanlardan gelecek! Sürdürülebilirliği bütün boyutlarıyla ve hızla hayata geçirmek zorundayız. Sera gazları salımının azaltılması, doğal kaynakların korunması, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş, döngüsel ekonomi anlayışının yaygınlaştırılması, küresel ve ulusal düzeylerde sosyoekonomik dengesizliklerin giderilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın ve çocukların can güvenliklerinin sağlanması, yaşam koşullarının iyileştirilmesi, eğitime ve sağlık hizmetlerine eşit erişim sağlanması gibi konuların hepsi birbiriyle bağlantılı ve acildir. Yeni dönemde ekonomiler bir kez daha büyüme yoluna girdiğinde bu büyümenin sürdürülebilir olması ve sürece daha adaletli katılımın sağlanması bir zorunluluktur.

KAGİDER’in Öncelikleri

Ülkemizin sürdürülebilirliğin her alanında güçlü adımlar atması gerekiyor. Kadın sorunlarına odaklanan bir sivil toplum kuruluşunun lideri olarak ben, kadınlarla ilgili kısma dikkat çekmeyi isterim: KAGİDER’in önceliklerinin başında kadın girişimcileri desteklemenin yanı sıra kadının her alanda güçlenmesi için mücadele geliyor. Kadının güçlendirilmesi, sürdürülebilir bir ekonomi ve sürdürülebilir bir yaşamın en temel unsurlarındandır. Kadının ekonomide, siyasette, sosyal yaşamda erkeklerle eşit koşullarda ve sayılarda yer almadığı bir toplumda, sürdürülebilirlikten bahsetmek pek mümkün değil. Küresel salgının tüm dünyada ve ülkemizde ekonomik ve toplumsal olarak kadınları daha fazla etkilediğini biliyoruz.

Türkiye’de en son açıklanan İŞKUR verilerine göre; Aralık 2020’de 1 milyon 402 bin olan kayıtlı işsiz kadın sayısı, Aralık 2021’de %12,7 oranında artarak 1 milyon 579 bine yükseldi. Erkeklerde ise aynı dönemde bu oran %2,2’de kaldı. Kadınların salgın dönemine kadar ülkemizde kaydettikleri mesafeyi kaybetmelerine izin vermemeli ve başta ekonomi olmak üzere bütün alanlarda onların katılımını artırmak için kamu yönetimi, iş dünyası ve ilgili sivil toplum dernekleri olarak birlikte çalışmalıyız. Unutmayalım, toplumsal cinsiyet sorunları çözülmeden sürdürülebilirlik, sürdürülebilirlik sağlanmadan geleceğimiz olmayacak.

About Post Author