2025 Marcel Duchamp Ödülü’ne aday gösterilen sanatçı Eva Nielsen’in eserleri, 18. İstanbul Bienali kapsamında Institut français Türkiye’nin İstanbul sergi salonunda izleyicinin karşısına çıkıyor. Insula başlıklı sergi, Nielsen’in çalışmalarına ilham veren İstanbul’un istikrarsız kentsel dokusuna yanıt niteliğinde ürettiği ve ilk kez sergilenen eserlerini bir araya getiriyor.
Institut français Türkiye, The Pill galerisi işbirliğiyle 16 Eylül-8 Kasım tarihleri arasında, İstiklal Caddesi’ndeki İstanbul sergi salonunda, 2025 Marcel Duchamp Ödülü’ne aday gösterilen sanatçı Eva Nielsen’in eserlerini sergiliyor. Paris Güzel Sanatlar Okulu’nda eğitim almış olan Nielsen, 15 yıldır resim, fotoğraf ve enstalasyon kesişiminde eserler üretiyor.
Sanatçının çalışmaları, inşa etme ve silinme, gerçek manzara ve zihinsel bölge arasındaki uyuşmazlığı inceleyen bir biçimsel araştırma olarak öne çıkıyor. Nielsen, mimari fragmanların, yarı kentsel peyzajların ve grafik motiflerin iç içe girdiği, figürasyon ve soyutlama arasında sürekli bir gerilimi barındıran melez imgeler oluşturuyor. Sanatçı, başlangıç noktası olarak tuval üzerine serigrafi kullanıyor ve ardından bunları yağlı ve/veya akrilik boya ile yeniden çalışarak görünür olanın sınırında ikircikli, rahatsız edici yüzeyler yaratıyor.
Dönüşüm İçindeki Bir Dünyanın Tanıkları
Sanatçının eserleri, geçici mekanları -endüstriyel atıl arazileri, kent çeperlerini, unutulmuş bölgeleri– hatırlatıyor ancak asla anekdot düzeyinde kalmıyor. Bu manzaralar, bir içsel yansımanın taşıyıcıları, belirsizlik, muğlaklık ve yönelim kaybıyla karakterize edilen, dönüşüm içindeki bir dünyanın tanıkları haline geliyor. Nielsen’in biçimsel dili katmanlaşma, opaklık ve şeffaflık arasında gidip gelerek, mimari ütopya ile mekanların hafızasının iç içe geçtiği kaçış çizgilerini çağrıştırıyor.
Çifte Bir Yok Oluşun Hikayesi
Eva Nielsen’in işlerinde andığı manzaralar, yaşanmamış yerlere dair bir bellek; bunlar sadece unutulmuş veya dönüşüm halindeki yerler değil, aynı zamanda en az insan izi taşıyan, bir tür yaşanmamışlık halinden nasibini almış hayaletli mekanlar. Tıpkı Kamboçya’daki Sihanoukville’de veya Güney İspanya’nın bazı manzaralarında olduğu gibi, spekülatif bir heyecanla inşa edilmiş ancak hiç yaşanmadan terk edilmiş bütün şehirler, bu topraklar çifte bir yok oluşun hikayesini anlatıyor: Hem doğal manzaranın hem de kolektif hayal gücünün yok oluşu.
Ancak bu görünürdeki boşlukların içinde, bazen, zar zor algılanan, hayali, anlatılamaz ve kırılgan bir insan varlığı beliriyor. Dağınık bir silüet, iki katman arasında bir gölge, bir iz. İlk bakışta eserleri ıssız görünse de daha dikkatli bakıldığında insanlığımızın zamanına dair bir bellek, neredeyse silinmiş, uçucu figürler ortaya çıkıyor.
Ne Kökleri ne de Sosyal Bir Amacı Olan Şehircilik Anlayışı
Ne kökleri ne de sosyal bir amacı olan bir şehircilik anlayışının kalıntıları bu harabeler, Nielsen’in eserlerinde, kendi genişleme arzularıyla tükenmiş bir dünyanın sessiz işaretleri haline geliyor. Sanatçı, onların izlerini -parçalar, yapılar, silüetler- toplar ve bunları, silinme ile kalıcılık arasında gidip gelen, yaşanmamış olanın hafızasının bir biçim, resimsel bir ten, bir ses bulduğu duyarlı bir anlatının malzemesi yapıyor. Her katman, askıda kalmış bir hikayeyi, bir hatırayı anlatıyor.
Sergi, sanatçının son dönem tuvalleriyle birlikte 10 yılı aşkın süredir Nielsen’in çalışmalarına ilham veren İstanbul’un istikrarsız kentsel dokusuna yanıt niteliğinde ürettiği ve ilk kez sergilenen eserlerini bir araya getiriyor. Kentle kurulan bu duyarlı diyalog aracılığıyla Eva Nielsen, geçişken manzaralar, eşikler ve askıdaki mekanlar üzerine düşüncesini, çağdaş dünyanın gerilim ve dönüşümleriyle yankılanacak şekilde derinleştiriyor.








