#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Doğurganlık

Doğurganlık Krizi Ekonomik Temelli

11 Temmuz tarihi Dünya Nüfus Günü kabul edilirken Birleşmiş Milletler’in yeni bir raporu doğurganlık krizine dikkat çekiyor. Birçok ülkedeki politika yapıcılar, doğum oranlarının düşmesinin sebebini insanların daha az çocuk istemelerine bağlamakla birlikte son çalışma bu kararların ardında temel olarak ekonomik güvensizliğin yattığına işaret ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 1989 yılında her yıl 11 Temmuz tarihini “Dünya Nüfus Günü” olarak kabul eden bir karara imza attı. Bu özel günle, nüfus konularına ilişkin farkındalığın artırılmasına ve özellikle de bu konuların çevre ve sürdürülebilir kalkınma ile ilişkisine odaklanmaya çalışılıyor.

Bu bağlamda çalışmalarını yürüten BM Nüfus Fonu (UNFPA), hükümetler, sivil toplum kuruluşları (STK), fikir liderleri, kuruluşlar ve diğer paydaşlarla ortaklıklar yürüterek faaliyet yürütüyor. Ulusal sağlık sistemlerini güçlendirmek, kaliteli doğum kontrol yöntemlerine sürekli ve güvenilir erişimi sağlamak ve tüm bu çalışmaları destekleyecek verileri toplamak gibi faaliyetlerle öncelikle aile planlamasını desteklemeye çalışıyor.

Yaşam Kalitesi Belirleyici

Bir yandan 2050 yılı itibarıyla dünya nüfusunun 10 milyara ulaşması endişe yaratırken, UNFPA’nın geçen ay yayımladığı yeni bir rapor farklı bir çelişkiye parmak basıyor. “Asıl Doğurganlık Krizi” adını taşıyan rapor, hükümetlerin genç insanların artık çocuk istemedikleri ya da en azından eskisi kadar çok çocuk istemedikleri varsayımına dayanarak yani bir tür “doğurganlık yanılgısı” içinde hareket ettiklerini öne sürüyor. Rapora göre, politika yapıcılar asıl krizi “ekonomik güvensizliği” göremiyorlar.

Raporu dikkat çekici kılan bir diğer nokta da doğurganlığı artırmanın doğrudan doğum oranlarını hedeflemek yerine yaşam kalitesini genel olarak yükseltmekten geçip geçmediğini sorgulaması. Bu da nüfus büyüklüğüyle doğrudan ilgisi yok gibi görünen, ancak istenen sonuçlara yol açabilecek başka politika alanlarına işaret ediyor.

Raporda sunulan sonuçlar; Brezilya, Almanya, Macaristan, Hindistan, Endonezya, İtalya, Güney Kore, Meksika, Fas, Tayland, Nijerya, Güney Afrika, İsveç ve Amerika Birleşik Devletleri gibi dünya nüfusunun üçte birinden fazlasını temsil eden 14 ülkede yaklaşık 14 bin kişiyle yapılan bir ankete dayanıyor.

 Azalan Doğurganlığın Sorumlusu Yaşam Tercihleri Değil

Yeni raporda, üreme çağındaki yetişkinlerin yaklaşık %20’si, istedikleri sayıda çocuk sahibi olamayacaklarını düşünürken yaklaşık her 3 kişiden 1’i, istenmeyen bir gebelik yaşadığını belirtiyor. Katılımcıların %39’u, maddi kısıtlamaların istedikleri aile büyüklüğüne ulaşmalarını etkilediğini ya da etkileyeceğini ifade ediyor.

Yanı sıra aynı raporda yaklaşık her 5 kişiden 1’i, iklim değişikliği, çevresel bozulma, savaşlar ve pandemiler gibi gelecek kaygılarının, istediklerinden daha az çocuk sahibi olmalarına neden olduğunu belirtiyor. Yaklaşık her 4 kişiden 1’i ise istedikleri zamanda çocuk sahibi olma arzularını gerçekleştiremediklerini hissettiklerini söylüyor.

Raporda, doğurganlık oranlarını artırmaya odaklanan kültürel ve siyasi bir anlatıya karşı çıkılıyor. Bu anlatı, düşen nüfus oranlarından özellikle kadınları ve genç nesilleri suçlarken, çocuk sahibi olmamayı onların yaşam tarzı tercihleriyle ilişkilendiriyor. Oysa son raporda insanların çocuk sahibi olmak istemelerine rağmen koşulların uygunsuzluğuna vurgu yapmaları dikkat çekiyor.

Dolayısıyla nüfusun azalmasından bireyleri sorumlu tutmak yerine, çocuk yetiştirmenin güvenli ve mümkün olduğuna dair inancı sarsan koşulları incelemek gerektiği de ortaya çıkıyor.

Türkiye de Aynı Döngü İçinde

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2023 yılı doğum istatistiklerine göre, Türkiye’de toplam doğurganlık hızı kayıtlara geçen en düşük seviyeye geriledi. 2001 yılında 2,38 olan doğurganlık hızı, yani bir kadının yaşamı boyunca dünyaya getirdiği ortalama çocuk sayısı, 2023 yılında 1,51’e düştü. Bir ülkede nüfusun azalma eğilimine girme eşiği, yani yenilenme düzeyi ise 2,1 iken Türkiye’de doğurganlık hızı 2016’dan bu yana yenilenme düzeyinin altında seyrediyor.