İnsanlık olarak plastiği hayatımızın tam merkezine yerleştirdik. Şimdi ise bilim insanları, sivil toplum kuruluşları ve araştırmacılar plastik atıkların yarattığı devasa sorunlara çözüm arıyor. Plastik kirliliği yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve sağlık boyutları olan son derece karmaşık bir kriz. Üstelik tek bir çözümü de yok. Üretimden tüketime, atık yönetiminden politika değişikliklerine kadar pek çok alanda aynı anda dönüşüm gerekiyor.
Sibel BÜLAY, [email protected]
Okyanus savunucusu ve kaptan Emily Penn tarafından 2014 yılında kurulan eXXpedition programı, okyanuslardaki plastik kirliliğinin boyutlarını ortaya koymanın yanı sıra bu kirliliğin çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkileriyle mücadele etmek amacıyla hayata geçirildi.

Programla tümü kadınlardan oluşan yelkenli araştırma seferleri yapılıyor. Bilimsel araştırmaları farkındalık çalışmalarıyla birleştiren eXXpedition, aynı zamanda kadın liderleri bir araya getiren küresel bir ağ kurarak plastik kirliliğine yönelik çözümlerin geliştirilmesini de hedefliyor.
Kişisel Bir Deneyim Programa Dönüştü
Programın çıkış noktası oldukça çarpıcı bir kişisel deneyime dayanıyor. Emily Penn, Güney Pasifik Adaları’nda plastik kirliliği üzerine çalıştığı dönemde, Birleşmiş Milletler’in (BM) Safe Planet girişimine katılarak kendi kanında toksik kimyasalların analiz edilmesini sağladı. Test sonuçları sarsıcıydı: BM anlaşmaları kapsamında yüksek toksisiteleri nedeniyle yasaklanmış 35 kimyasaldan 29’u Penn’in kanında bulundu. Bu maddelerin önemli bir bölümü plastiklerle ilişkiliydi ve endokrin bozucu özellik taşıyordu. Bu toksinler özellikle genç kadınlar ve bebekler için ciddi bir tehdit oluşturuyor çünkü hamilelik sırasında plasenta yoluyla, doğumdan sonra ise anne sütü aracılığıyla bebeklere aktarılabiliyor.
Çalışmalar Endişeleri Güçlendirdi
Altını çizmek gerekirse eXXpedition, plastik kirliliği, okyanuslar ve insan sağlığı arasındaki bağlantıları araştırmak amacıyla doğdu. Programın adı da bilinçli bir kelime oyunu içeriyor: İngilizce “expedition” kelimesi tek “x” ile yazılırken, kadınların taşıdığı XX kromozomuna vurgu yapmak amacıyla programa “eXXpedition” adı verildi. eXXpedition ekibi, okyanuslardaki plastik kirliliğinin haritalandırılması, okyanus girdaplarındaki mikroplastiklerin incelenmesi, denizden plastik örneklerinin toplanması ve plastik kirliliğinin karasal kaynaklarının araştırılması üzerine çalışmalar yürüttü. Bu çalışmalar mikroplastiklerin deniz canlıları tarafından tüketildiğini ve bu parçacıkların besin zinciri yoluyla insanlara kadar ulaşabileceğine dair endişeleri güçlendirdi.
eXXpedition; bilim insanları, denizciler, iş insanları, belgeselciler, aktivistlerden oluşan çok disiplinli kadın ekiplerini bir araya getiriyor. Amaç yalnızca plastik krizine doğrudan tanıklık etmek değil; aynı zamanda bilimsel veri toplamak, çözümler geliştirmek ve kadınların bilim, denizcilik, keşif ve çevre çalışmalarındaki çoğu zaman görünmez olan katkılarını görünür kılmak. 2014’te başlayan programın ilk 29 seferi boyunca dünyanın farklı denizlerinden örnekler alınarak küresel plastik kirliliğinin haritası çıkarıldı. Ancak tüm dünyada olduğu gibi eXXpedition seferleri de Covid-19 pandemisi nedeniyle 13 Mart 2020’de durduruldu.

eXXpedition’ın 30. Seferi
Program altı yıl sonra yeniden başladı ve ben eXXpedition’ın 30. seferine katıldım. 27 Nisan’da Yeni Zelanda’nın Auckland kentinde, 13 kadın, 70 foot Wind Shift yelkenlisinde bir araya gelerek çalışmalara başladık. Ekibin liderliğini Man Adası’ndan Rowan Hepthorne üstlenirken, bilimsel çalışmaları University of Georgia’dan Araştırmacı Dr. Taylor Maddalene yürüttü. Ekibin dokuz üyesi farklı ülkelerden seçilmiş gönüllü katılımcılardan oluşuyordu. Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Yeni Zelanda ve Türkiye’den (ben) gelen bir ekiptik. Kaptanımız, dünyanın en genç kaptanlarından biri olan 23 yaşındaki İngiliz Maisie Bristow’du. Bristow, genç yaşına rağmen dünya denizlerini bir kez dolaşmış ve ikinci turunun da yarısından fazlasını tamamlamış deneyimli bir denizciydi. Birinci kaptanımız ise yine son derece deneyimli Yeni Zelandalı Hannah’dı.
Yeni Seferlerle Kapsam Genişletildi
eXXpedition’ın ilk yıllardaki çalışmaları denizdeki plastik miktarını ölçmeye odaklıydı. Bu yıl başlayan yeni seferlerle birlikte ise araştırmanın kapsamı genişletildi. Şimdi yalnızca denizdeki plastikleri ölçmek değil, plastik kirliliğinin karasal kaynaklarını da anlamak hedefleniyor.

Çalışmalarımızda karasal atık yönetimi ile okyanus plastik kirliliği arasındaki bilimsel bağlantının kurulmasına öncülük eden çevre mühendisi Profesör Jenna Jambeck liderliğinde, Döngüsellik Bilişim Laboratuvarı tarafından geliştirilen Döngüsellik Değerlendirme Protokolü yöntemlerini kullandık. Bu yöntemlerle plastiklerin üretimden tüketime; atık yönetiminden çevreye sızmasına ve sonunda okyanusa ulaşmasına kadar geçen tüm döngü araştırılıyor. Çalışmalar hem nicel hem nitel veri toplama yöntemlerini içeriyor.
Tek kullanımlık plastik ürünlerin en yaygın markalarının belirlenmesi, plastik ambalajlara alternatiflerin incelenmesi, yerel atık yönetim altyapısının değerlendirilmesi ve çevreye sızan atıkların haritalandırılması gibi çalışmalar yapıldı. Kapsam çerçevesinde marketlerde, kafelerde ve fast-food işletmelerinde incelemeler gerçekleştirdik. Özellikle içecekler, cipsler, şekerlemeler, kurabiyeler gibi hızlı tüketilen ürünlerin plastik ambalajlarını analiz ettik; tek kullanımlık plastik türlerini araştırdık.
Diğer bir çalışmada, insanların yoğun olarak kullandıkları sokaklarda çöp taramaları yaptık. Sokaklarda yeterli çöp kutusu bulunup bulunmadığını, çöplerin düzenli toplanıp toplanmadığını ve insanların çöplerini çevreye atıp atmadıklarını gözlemledik. Özellikle sigara izmaritleri, yiyecek ambalajları ve içecek kapları gibi atıkların çevreye nasıl bırakıldığını belgeledik.

Sahillerde gerçekleştirdiğimiz taramalarda ise hem insanlar tarafından bırakılan hem de denizden kıyıya vuran çöpleri inceledik. Topladığımız plastik örneklerini tekneye getirerek mikroskop ve Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR) cihazıyla analiz ettik. FTIR yöntemi sayesinde örneklerin hangi plastik polimerlerden polietilen [PE], polipropilen [PP], polistiren [PS]) oluştuğunu belirledik.
Geridönüşüm Çok Katmanlı Bir Sistem
Auckland’dan ayrılmadan bir çöp toplama merkezini ziyaret ettik. Burada atık yönetim sisteminin sahadaki gerçek işleyişini doğrudan gözlemleme fırsatımız oldu. Özellikle malzemelerin ayrıştırılması sürecinin hem teknik hem de lojistik açıdan ciddi zorluklar içerdiğini gördük. Ayrıştırma hattında farklı türde plastiklerin, metallerin, kağıdın ve karışık atıkların birbirinden ayrılması gerekiyor ancak kirlenmiş veya birbirine karışmış materyaller geri dönüşüm sürecini zorlaştırıyor ve çoğu zaman verimliliği düşürüyor. Ayrıca geri dönüştürülmüş malzemeler ile “virgin” yani yeni üretilmiş ham malzemeler arasındaki ekonomik farkları da konuştuk. Birçok durumda yeni plastik üretmek, geri dönüştürülmüş plastik kullanmaktan daha ucuz olabiliyor. Bu da piyasa dinamikleri içinde geri dönüşümün neden her zaman tercih edilmediğini açıklayan önemli bir çelişki yaratıyor. Tesis ziyareti, atık yönetiminin yalnızca teknik bir süreç olmadığını; aynı zamanda ekonomik teşvikler, politika tercihleri ve tüketim alışkanlıklarıyla şekillenen çok katmanlı bir sistem olduğunu net bir şekilde gösterdi.
Auckland’da çalışmalarımızı bitirdikten sonra Aotea Büyük Bariyer Adası ’na yol aldık. Seyir sırasında manta trawl kullanarak denizden plastik atık örnekleri topladık.
Konumu nedeniyle Auckland’dan denize ulaşan çöplerin önemli bir bölümü akıntılar ve rüzgarlar aracılığıyla Aotea Büyük Bariyer Adası kıyılarına taşınıyor. Adaya ulaştığımızda sahillerde detaylı çöp taramaları yaptık ve ardından Yeni Zelanda’lı STK Sustainable Coastlines ile birlikte kıyı temizliği gerçekleştirdik.

Sefer boyunca çalışmalar yalnızca veri toplamakla sınırlı kalmadı. Teknede plastik krizine yönelik çözüm önerileri üzerine yoğun beyin fırtınaları yaptık. Önerilerimizi toplum, sanayi, hükümet politikaları, eğitim ve araştırma başlıkları altında sınıflandırdık. Ayrıca bireysel olarak kendi hayatlarımızda neleri değiştirebileceğimiz ve plastik atık üzerinde konuşup birbirimize yapacaklarımız konusunda söz verdik.
Yaklaşık 27 yıldır sürdürülebilirlik alanıyla ilgileniyorum ve plastik atık uzun süredir beni düşündüren bir sorun. Artık hepimiz vücudumuzda mikroplastik bulunduğunu biliyoruz. Ancak mikroplastiklerin anne karnındaki ceninlerde bile bulunması korkunç bir gerçek!
Türkçede bir deyim vardır: “Bir deli kuyuya taş atar, kırk akıllı çıkaramaz.” Plastik sorununu bugün biraz buna benzetiyorum. İnsanlık olarak plastiği hayatımızın tam merkezine yerleştirdik. Şimdi ise bilim insanları, sivil toplum kuruluşları ve araştırmacılar plastik atıkların yarattığı devasa sorunlara çözüm arıyor. Plastik kirliliği yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve sağlık boyutları olan son derece karmaşık bir kriz. Üstelik tek bir çözümü de yok. Üretimden tüketime, atık yönetiminden politika değişikliklerine kadar pek çok alanda aynı anda dönüşüm gerekiyor.
Plastik krizi, üretim sistemlerinden tüketim alışkanlıklarına, kent altyapısından insan sağlığına kadar uzanan dev bir zincirden oluşuyor. Bu kadar karmaşık ve çok katmanlı bir sorunu anlamak için aslında uzaklara bakmamıza gerek yok; sadece etrafımıza ve günlük yaşamımızdaki plastik kullanımına dikkatle bakmamız yeterli. Çünkü çözüm de tam olarak burada başlıyor: Görünür olanı fark etmek ve alışkanlıklarımızı yeniden düşünmek.









