#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Ahlaki

İklim Değişikliğine Zayıflama Çayı Ya da Beş Ahlaki İkilem

Zirvede pek çok konu konuşulacak. Bence asıl önemli karar, iklim değişikliğinin kök nedenlerini çözüp çözemeyeceğimiz. Çözemezsek, geriye bandaj çözümler kalır. Bu bandajlar hem çevre hem de uzun vadede toplum için ahlaki ve sağlık açısından pek çok sorun içeriyor. Üstelik bandajın kendi de ciddi endişeler barındırıyor.

Buket ALTINÇELEP, Doktora Adayı, Küresel Yönetişim ve İnsan Güvenliği Programı, University of Massachusetts Boston, [email protected]

Önümüzde çok önemli bir zirve var: COP31. Paris İklim Anlaşması’nın tarafları bir araya geliyor ve alacakları kararlar en az önümüzdeki 10 yılı belirleyecek. Jeopolitik çıkarların ve siyasi ideolojilerin bu kadar ön planda olduğu bir dönemde bir de sistemik değişiklik mi konuşacağız?

O zaman dünyaya bir zayıflama çayı önerelim. Sabah aç karnına bir bardak içelim, ne yediğimize, nasıl yaşadığımıza hiç dokunmadan sorunun kendiliğinden eriyip gitmesini bekleyelim.

Kulağa absürt geliyor, değil mi? Ama iklim krizine karşı bugün masaya getirilen bazı “çözümler” tam olarak bu mantıkla çalışıyor.

Kök Neden mi Bandaj mı?

Zirvede pek çok konu konuşulacak. Bence asıl önemli karar, iklim değişikliğinin kök nedenlerini çözüp çözemeyeceğimiz. Çözemezsek, geriye bandaj çözümler kalır. Bu bandajlar hem çevre hem de uzun vadede toplum için ahlaki ve sağlık açısından pek çok sorun içeriyor. Üstelik bandajın kendi de ciddi endişeler barındırıyor.

Bunlardan biri jeomühendislik: Teknolojiyi kullanarak iklim değişikliğinin etkilerini tersine çevirmeye yönelik, adeta bilim kurgu filmlerinden çıkmış çalışmalar. En yüksek riski taşıyanlar ise güneş jeomühendisliği (solar geoengineering) uygulamaları. Bu alanda Güneş’ten gelen ışınları yönlendirmeye ya da azaltmaya dönük fikirler var: Uzaya dev aynalar yerleştirmekten, bulutlara ve atmosfere aerosol enjekte ederek volkanik patlamaları taklit etmeye kadar uzanan geniş bir yelpaze.

Üstelik bunlar fikir olarak kalmıyor, şu anda uygulanıyor. Çünkü bu alanı düzenleyen ne bir yasa ne bir regülasyon ne de bağlayıcı bir uluslararası anlaşma var. Geoengineering Monitor’a göre 2000-2025 yılları arasında toplam 1989 jeomühendislik müdahalesi tespit edildi.

Geçen yıl, Arktik’te deniz buzunun yansıtıcılığını artırmak için buzun üzerine mikroskobik cam boncuklar seren Arctic Ice Project, yaptığı ekotoksikoloji testleri Arktik besin zinciri için risk ortaya koyunca tüm faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kaldı. Yerli toplulukların yıllardır dile getirdikleri uyarılar ancak bu noktada karşılık buldu. Önemli bir ders, değil mi? Ama ders alındığını söylemek zor: Projenin kurucusu, benzer bir yaklaşımla buzulların üzerinde deneyler yapan yeni bir girişim kurdu ve bu girişim İzlanda’dan Himalayalar’a kadar çalışmalarını sürdürüyor.

Daha da çarpıcı bir örnek Make Sunsets. Girişim sermayesiyle desteklenen bu şirket, 2023’te kükürt dioksit (SO₂) yüklü hava balonlarını atmosfere salmaya başladı ve güneş ışığını engellediğini iddia ettiği bu salımları şirketlere “soğutma kredisi” olarak satmaya koyuldu. İlk balonlarını Meksika’nın Baja California bölgesinden ne bir devlet denetimi ne de yerel halkın rızası olarak fırlattı. Meksika hükümeti bunu egemenlik ihlali olarak kınadı ve ülkede Güneş jeomühendisliği deneylerini yasaklayacağını duyurdu. Şirket ise faaliyetlerini Amerika Birleşik Devletleri’ne taşıdı. Orada da bilim dünyasının yoğun eleştirileriyle ve ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) resmi sorgulamasıyla karşı karşıya kaldı.

Bir start-up’ın, bütün gezegeni ilgilendiren bir müdahaleyi kendi iş modeline dönüştürebilmesi, aşağıda açıklanan beş ikilemden biri olan “serbest sürücü sorununun” (easy-driver) artık teori olmadığını gösteriyor.

Çalışmalarım sırasında fark ettiğim bir şey var: Bu çalışmaları yürüten insanlar dünyayı kurtaracaklarına gerçekten inanıyorlar. Bilgi birikimleri olduğu da şüphesiz. Ama tarih boyunca tekrarlanan aynı hata, yine karşımızda duruyor: Kendini doğanın ve toplumun üstünde görmek.

İklim değişikliği, dünya kendi ekseninde dönerken durduk yere ortaya çıkmadı. Yüksek bir tüketim kültürünün ve bu kültürün topluma, gündelik hayata ve ekonomiye derinlemesine işlemiş yaşam biçimlerimizin sonucu olarak oluştu. Bu yüzden büyük değişiklikler gerekiyor. Bizi bu tür teknolojilerin kurtaracağına inanmak ise yalnızca yanıltıcı değil, beraberinde ciddi ahlaki yıkım ihtimalleri de taşıyor. Bunlardan beşini sizinle paylaşmak istiyorum.

Beş Ahlaki İkilem
  1. Collingridge İkilemi
    Bir teknoloji uygulanmadan önce kontrol edilebilir ama etkinliği bilinmez; uygulandıktan sonra etkinliği daha iyi anlaşılır, ancak artık kontrol etmek zorlaşır (Kudina, O., & Verbeek, P. P. (2019). Ethics from within: Google Glass, the Collingridge dilemma, and the mediated value of privacy. Science, Technology, & Human Values, 44(2), 291-314). Güneş jeomühendisliğinde bu, şu anlama geliyor: Etkilerini gerçekten öğrendiğimizde, geri dönüş kapısı çoktan kapanmış olabilir.
  2. Ahlaki Tehlike (Moral Hazard)
    Bir jeomühendislik teknolojisi başarıyla uygulanırsa bireyler ya da gruplar dikkatlerini iklim değişikliğine yönelik uzun vadeli ve sistemik çözümlerden uzaklaştırabilir (Hale, B. (2012). The world that would have been: Moral hazard arguments against geoengineering. In C. Preston (Ed.), Engineering the climate: The ethics of solar radiation management (pp. 113–131). Lexington Press.). Zayıflama çayı tam olarak budur: “Nasılsa çayı içiyorum” diyerek hiçbir alışkanlığı değiştirmemek.
  3. Serbest Sürücü Sorunu (Free-Driver Problem)
    Burada “serbest” olmanın temel anlamı şudur: Kapsayıcı bir yönetişim yapısının kuralları olmadığında, her aktör ilke olarak kendine hiçbir maliyeti olmadan hem kendise hem de diğer tüm aktörlere dayatılacak düzeyi seçmekte özgürdür (Weitzman, M. L. (2015). A voting architecture for the governance of free-driver externalities, with application to geoengineering. Scandinavian Journal of Economics, 117(4), 1049–1068.). Bu durum ya sonucu belirsiz bir anarşiye ya da en uç tercihlere sahip aktörün belirlediği aşırı bir sonuca yol açabilir; özellikle de verilen kararların diğer aktörler için tamamen geri döndürülemez olduğu durumlarda (Weitzman, 2015, s. 1058). Yani gezegenin termostatı, en cesur ya da en umursamaz elin eline geçebilir.
  4. Hız Sorunu (Pacing Problem)
    Jeomühendislik teknolojilerinin hızlı gelişimi etiği, düzenlemeleri ve hukuku geride bırakabilir; bu da kontrolü ve hesap verebilirliği zorlaştırır (Marchant, G. E. (2011). Addressing the pacing problem. In G. E. Marchant, B. R. Allenby, & J. R. Herkert (Eds.), The growing gap between emerging technologies and legal-ethical oversight: The pacing problem (pp. 199-205). Dordrecht: Springer Netherlands.). Teknoloji koşarken kurallar yürüyorsa, sonuçların hesabını kimden soracağız?
  5. Sonlandırma Şoku (Termination Shock)
    Güneş jeomühendisliği yüksek düzeydeki küresel ısınmayı hafifletmek amacıyla uygulanır ve sonra aniden durdurulursa, sıcaklıklarda hızlı ve felaket boyutunda bir artış yaşanabilir (Parker, A., & Irvine, P. J. (2018). The risk of termination shock from solar geoengineering. Earth’s Future, 6(3), 456–467.). Bir savaş, bir ekonomik kriz ya da bir siyasi kopuş… Bandajı bir kez yapıştırdığınızda, onu çıkarmak yaranın kendinden daha tehlikeli hale gelebilir.
COP31’i Farklı Kılmak

Bu beş ikilem bize aynı şeyi söylüyor: Kestirme yollar, sorunu çözmek yerine onu ertelemenin ve daha da karmaşık hale getirmenin başka bir biçimi olabilir. Güneş jeomühendisliği ile ilgili bir oturum ya da gündem bulunmuyor COP31’de fakat oradaki alınan kararlar bu aktörlerin davranışlarını doğrudan etkileyecek.

COP31’i farklı kılabilmemiz için ertelemelere, kısa yol arayışlarına ya da çıkarların en ön planda olduğu müzakerelere değil; toplum olarak sonuçlarını göze alabildiğimiz, etik ve ahlaka uygun, sorumluluk bilinci yüksek kararlara ulaşmamız gerekiyor.

Dünyanın bir zayıflama çayına ihtiyacı yok. İhtiyacı olan şey, aynaya bakıp nasıl yaşadığımızla yüzleşme cesareti.