Ekonomi

“İzmir’in Kalkınmasında Sürdürülebilirlik En Ön Sırada”

İzmir Kalkınma Ajansı, Mavi Büyüme Politikaları Birim Başkanı Saygın Can Oğuz, kökleri sürdürülebilir kalkınma kavramına dayanan mavi büyümeyi ve İzmir’de “mavi büyüme ilkeleri” odağında yaptıkları çalışmaları anlattı. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nden 14’üncüsü olan “Sudaki Yaşam”ın ve Avrupa Birliği’nin güncel kalkınma stratejilerinin de mavi büyümeye işaret ettiğini söyleyen Oğuz, gelecek nesilleri dikkate alan bir yaklaşım içinde olduklarını belirtti.

Röportaj: Barış DOĞRU
Bize mavi büyüme kavramını ve İzmir için ne ifade ettiğini açıklar mısınız?

Mavi büyüme (blue growth) sürdürülebilir kalkınma kavramına dayanıyor, odağına denizleri ve okyanusları alıyor. Bilindiği gibi sürdürülebilir kalkınma kavramının gelişmesinde son 50 yılda düzenlenen dört Birleşmiş Milletler (BM) konferansı önemli role sahip. 2012 yılında Rio’da düzenlenen dördüncü Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı’nda (Rio+20) doğal kaynaklar ve çevresel unsurların devamını sağlarken ekonomik büyüme ve gelişmeyi teşvik eden “yeşil büyüme” yeni bir konsept olarak ortaya çıktı. Karasal ekosistemlere dayanan bu kavramla birlikte, yaşam ve ekonomiyle doğrudan ilişkili olan okyanuslar, denizler ve iç suların insanlık için önemine istinaden “mavi büyüme” ve “mavi ekonomi” kavramları kabul edildi.

Rio+20’den bu yana, mavi büyüme kavramı yaygın olarak kullanılıyor ve politikalara konu oluyor. Biraz daha açmak gerekirse kökleri sürdürülebilir kalkınma kavramına dayanan mavi büyüme kavramı denizciliğe bağlı sektörlerin, kıyıların, deniz kaynaklarının çevresel hassasiyetler gözetilerek yönetilmesini ve bu yolla ekonomik büyümenin sağlanmasını amaçlayan uzun vadeli bir strateji. BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nden 14’üncüsü olan “Sudaki Yaşam”, okyanusların, denizlerin ve deniz kaynaklarının, sürdürülebilir kalkınma doğrultusunda muhafaza edilmesi ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasını bir kalkınma önceliği olarak tanımlamıştır. Avrupa Birliği’nin güncel kalkınma stratejilerinin de bir parçası olan mavi büyüme;
gıda ihtiyacımızı giderdiğimiz, soluduğumuz oksijenin önemli bir kısmının üretildiği, ulaşım, taşıma gibi sektörlerde fayda sağladığımız ve birçok canlı türünün yaşam alanını oluşturan denizlerin bizlere sunduğu çok yönlü ekonomik potansiyelden sürdürülebilir bir şekilde faydalanmamızı öngörüyor.

Bugün kıyıda ve açık denizde gelişen birçok faaliyetle denizler ve okyanuslar ekonomik kalkınma için giderek daha önemli alanlar haline geldi. Deniz taşımacılığı ve liman hizmetleri, gemi yapımı, onarımı ve geridönüşümü, kıyı turizmi, akuakültür, deniz üstü rüzgar enerjisi, deniz dibi madenciliği gibi farklı kollar denizlerle ilişkili “mavi ekonomiyi” oluşturuyor. Avrupa’da mavi ekonominin tüm sektörleriyle birlikte 5,4 milyon iş ve yılda 500 milyar avro katma değer yarattığı tahmin ediliyor. Dolayısıyla denizlerin sağladığı ekonomik faaliyetler gelir, katma değer ve yeni işler yaratılmasında önemli role sahip.

Ajansımız 2020 yılı çalışma programıyla birlikte mavi büyüme kavramını bölgemiz için öncelikli hale getirdi; Deniz Ekonomisi Sonuç Odaklı Programı’nı (DESOP) hayata geçirdi ve bu yönde organizasyonel değişikliğe giderek Mavi Büyüme Politikaları Birimi’ni kurdu. İzmir’in bir liman şehri olmasından hareketle deniz ekonomisinin, özellikle de deniz taşımacılığı ve limanlar bileşenine odaklanan program ve atılan adımlarla İzmir’de “mavi büyüme ilkeleri” odağında deniz ve kıyı ekonomisinin geliştirilmesi hedefleniyor. Çalışmalarımız, mavi ekonomi ölçeğinde İzmir’in toplam 2,4 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğe sahip olduğuna işaret ediyor. Mavi büyüme ekseninde yaptığımız odaklı ve istikrarlı çalışmalarla İzmir’i denizel kaynaklardan istifade eden ve kaynakların sürdürülebilir yönetimini daha iyi sağlayan ileri bir noktaya taşıyabilmeyi istiyoruz.

İzmir Kalkınma Ajansı olarak mavi büyüme ekseninde yaptığınız çalışmalar konusunda bilgi verir misiniz?

Temel amacımız İzmir’de mavi büyüme ilkeleri odağında deniz ve kıyı ekonomisinin geliştirilmesi. Şehrin tarihi, İzmir’de limanın gelişimi ile şehir gelişimi arasında doğrudan bir ilişki olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla çalışmalarımız öncelikle limanın İzmir için önemini anlamaya ve göstermeye yoğunlaştı. 2019 yılında hazırladığımız TCDD İzmir Alsancak Limanı’nın Geçmişten Günümüze Bölge Ekonomisi Açısından Değerlendirilmesi çalışması, liman gelişiminin İzmir için yarattığı ekonomik büyüklüğün boyutlarını ortaya koydu.

Hem bölgemizin kimliği hem de yaratılan ekonomik büyüklük ışığında İzmir limanları ile ilgili çalışmalarımızı derinleştirdik. 2021 yılında farklı alt analiz çalışmalarını tamamlayarak 2022 yılında yayımladığımız İzmir Limanları Mevcut Durum Analizi ve Gelişim Perspektifi çalışması, üzerinde şekillendiği veri analizleri ve paydaş katılımı ile birlikte, bölge limanlarının nasıl geliştirilmesi gerektiğine dair bütünsel bir bakış
sunuyor. İzmir’in güçlü liman geçmişinin, günümüzün değişen koşulları içerisinde daha ileriye nasıl taşınabileceğine odaklandığımız bu çalışmada TCDD İzmir Limanı’nın Canlandırılması, Aliağa Limanları’nın Güçlendirilmesi, Çandarlı Limanı’nın Rüzgar Enerjisi Üzerine İhtisaslaşması ve İzmir Liman Otoritesi’nin Oluşturulması olmak üzere dört ana gelişim perspektifi ortaya koyduk. Alt analiz raporlarıyla birlikte ajansımızın internet sitesinde yayımladığımız çalışmanın, hem yerel hem de ulusal boyutta İzmir limanları için yol gösterici olduğuna inanıyoruz. Elbette, İzmir’in deniz ve kıyılar anlamında sahip olduğu potansiyel, limanlarla sınırlı değil. Örneğin, kıyı turizminin çeşitlenmesi anlamında önemli katkı sunacağına inandığımız bir çalışmaya geçtiğimiz yıl başladık. İzmir Sualtı Kültürel Miras Envanteri’nin Oluşturulması Çalışması ile dünya deniz savaşları açısından önemli bir konuma sahip olan İzmir’in kıyı sualtı kültür mirasına ışık tutmayı amaçladık.

İzmir, 1695 yılı Karaburun Koyun Adaları Osmanlı-Venedik Savaşı, 1649 yılı Foça Osmanlı-Venedik Savaşı ve 1770 yılı Çeşme Osmanlı-Rus Savaşı’ndan günümüze kalan çok sayıda batığı bulunduruyor. Foça’dan başlayarak Karaburun Yarımadası kıyılarını takip eden ve sonrasında sırasıyla Uçburun, Çeşme Fener Burnu, Tekne Burnu, Karaabdullah Burnu, İnce Burun ve Teke Burnu arasındaki bölgede çalışmalar yürüttük. İzmir’in Sualtı Kültürel Miras Envanteri’ni oluşturup bölgenin koruma altına alınarak kültür ve dalış turizmine kazandırılmasını planlıyoruz.

Saydığım çalışmaların yanı sıra 2021 yılında başladığımız ve halen devam eden Yeşil ve Mavi Dönüşüm Mali Destek Programı (YMDP) ile bölgemizdeki girişimci ve üreticileri kaynakların daha verimli ve doğru kullanımına yönlendirmeyi ve sürdürülebilir üretime destek vermeyi amaçlıyoruz. Ajansların klasik destek programlarından hem içeriği hem de başvuru kolaylığıyla ayrışan ve yenilikçi bir anlayışla tasarladığımız destek programı bölgemizde yoğun ilgiyle karşılaştı.

İzmir Kalkınma Ajansı’nın yürüttüğü “Yeşil ve Mavi Dönüşüm Programı”nı anlatır mısınız?

Yeşil ve Mavi Dönüşüm Programı (YMDP) İzmir’in karşı karşıya olduğu çevresel baskının azaltılması, bölgenin ekonomik dayanıklılığının artırılması ve bu doğrultuda doğal kaynakların kullanımında gelecek nesilleri de dikkate alan bir yaklaşımın girişimciler ve üreticiler tarafından benimsenmesi için geliştirilmiş bir mali destek programı. Programın bileşenlerinden biri olan girişimciler bileşeninde sanayi, tarım ve hizmetler sektöründe daha az kaynak kullanımını hedefleyen sürdürülebilir üretim tekniklerinin geliştirilmesi ve yerlileştirilmesi alanında projeleri bulunan girişimcileri destekliyoruz. Diğer bileşen olan üreticilerde ise sanayi ve tarım sektöründe daha az kaynak kullanmayı hedefleyen sürdürülebilir üretim tekniklerinin kullanımını yaygınlaştıran projelere destek sağlıyoruz. Ayrıca, temiz enerji ve temiz teknolojiler öncelikli olmak üzere orta-yüksek veya yüksek teknoloji seviyesinde tedarik ve değer zincirine dahil olmak isteyen firmaların projeleri, yüksek katma değerli ürün üretmek ya da yeni bir ürünün üretimine yönelik sektör değişikliği gerçekleştirmek isteyen projeler de önceliğimiz içinde. Belirtilen alanlarda öncü, özgün ve örnek projelerin ortaya çıkmasını hedeflediğimiz YMDP, mart ayında son başvurularını alacak. Toplam 50 milyon TL bütçe ayırdığımız programla ilgili tüm bilgilere İzmir Kalkınma Ajansı’nın internet adresi üzerinden ulaşılabilir.

Mavi büyümeyle ilgili destekler dışında başka tür faaliyetleriniz var mı, kısaca bahsedebilir misiniz?

Kuşkusuz bölgelerin sahip olduğu mavi ekonomi potansiyelinin geliştirilmesi için en önemli koşul, denizel kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı. Bu açıdan mavi büyüme yaklaşımı okyanus ve denizlerin gelecek nesiller için sürdürülebilir biçimde yönetilmesini içeriyor. Yüzyıllar içinde denizin sınırsız kullanımından birbiriyle uyumlu, sürdürülebilir ve katma değerli ekonomik faaliyet seçeneklerine yönelimin olduğu gelişim süreci, çevre ve sürdürülebilirliği ve sürdürülebilirlik odağındaki teknolojik ilerlemeleri zaruri hale getirdi. Bu bağlamda, yenilikçi teknolojiler için önemli çalışma alanları mevcut. Gemi balast suyunun arıtımından deniz yapılarında çevreyle dost yeni tasarım ve malzemelere, su ürünleri yetiştiriciliği için yeni organik yem çalışmalarından daha az enerji tüketimi sağlayacak liman otomasyon teknolojilerine uzanan geniş bir yelpazedeki çalışma alanları aynı zamanda mavi girişimciliğin odağını oluşturuyor.

İzmir’de mavi girişimciliği geliştirmeye yönelik çalışmaları bölgenin yenilikçi teknolojileri üreten bir merkez olması yolunda önemli görüyoruz. Bu doğrultuda, 2021 yılında deniz teknolojileri odağında bir girişimci yükseltme programı uygulamaya başladık. Türkiye’de alanında ilk olan BlueTech İzmir 2021 Programı ile çevreye duyarlı denizcilik teknolojileri, sensör, otomasyon ve takip teknolojileri, ileri imalat, güvenlik, denizden enerji üreten teknolojiler, tersaneler, limanlar, marinalar ve lojistik gibi öncelik alanlarında çalışan girişimlerin tespit edilmesi ve geliştirilmesi amaçlandı. Bu yönde gelişen girişimcilik ekosistemi ve artan işbirlikleriyle Türkiye’nin deniz teknolojileri alanındaki potansiyelini ortaya çıkararak İzmir’in bu alanda bir cazibe merkezi olmasını hedefliyoruz. Programda altı haftalık eğitim ve mentorluk kampı sonrasında girişimciler, kasım ayında yapılan buluşma gününde deniz teknolojileri alanındaki 40 kurum, kuruluş ve yatırımcı ile buluşma ve kurumsal aktörlere ürünlerini tanıtma imkanı buldu. Programın 2022 yılında da devam etmesini planlıyoruz.

Maruz kaldığı çevresel riskler bağlamında bir liman kenti olarak İzmir’in denizleri hangi tehditlerle karşı karşıya?

Çevresel riskler karasal alanları olduğu gibi denizel alanları da tehdit ediyor. Yarı açık bir körfez etrafına konumlanan İzmir şehri için bu risklerin daha da büyük seviyede olduğunu düşünüyoruz. Denize karışan atıklar ve özellikle plastik kirliliği denizlerimizin sürdürülebilirliğini tehdit eden etkenler arasında. 629 km’lik kıyı şeridine sahip İzmir, dünyanın en nadir 12 memelisi arasında yer alan Akdeniz fokuna, Türkiye’de var olan 426 kuş türünden 210’una ev sahipliği yapıyor. İzmir’deki ekosistemin korunabilmesi ve deniz kirliliğinin azaltılması amacıyla gerek kirliliğin
kaynağında önlenmesi gerekse denizde bulunan biyobozunur olmayan plastik içerikli atıkların toplanması yönünde projeleri önemli görüyoruz. Dünyada denizleri tehdit eden faktörler arasında deniz emisyonları öne çıkıyor. Dünya ticaretinin artması, bunun çok büyük oranda deniz taşımacılığı ile karşılanması deniz emisyonlarını bugün oldukça önemli bir konu haline getirmiş durumda. Dünya Denizcilik Örgütü (IMO)
yürürlüğe koyduğu düzenlemelerle uluslararası taşımacılığa ciddi emisyon sınırlamaları getirdi. Deniz emisyonları ve yanı sıra artan yakıt fiyatları göz önüne alındığında elektrikli tekne pazarının önümüzdeki yıllarda gelişen bir eğilimde olacağını öngörüyoruz.

Bölgemizde öne çıkan tekne ve yat imalatı sektörünü bahsettiğim riskler ve eğilimler ışığında yönlendirmek ve ihtiyaç duyulacak dönüşüme yardımcı olmak için elektrikli tekne ve yat üretimine yönelik bir fizibilite çalışması gerçekleştirdik. Elektrikli Tekne ve Yat Üretimine Yönelik Tersane Kurulumu Ön Fizibilite Çalışması, yatırımcıları bu alanda teşvik etmek ve İzmir’de elektrikli tekne üretimini desteklemek amacıyla tersane yer alternatifleri, üretim teknolojisi tespiti, tersane projelendirmesi ve kurulum maliyetinin yanı sıra çevresel ve sosyal etki analizerini içeriyor. 2021 yılında yayımladığımız bu çalışmamıza internet sitemizden ulaşılabilir. Hem bu çalışma hem de bahsettiğim diğer çalışmalar ayrıca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü’nün hizmete açtığı Kalkınma Kütüphanesi’nde de incelenebilir.

Deniz taşıtlarının sebep olduğu bir diğer çevresel risk zehirli tekne boyaları. Her ölçekteki deniz taşıtlarının deniz suyu, rutubet ve güneş ışığı gibi faktörlerden etkilenip tahrip olmamaları için üzerlerine kaplanan boyaların zaman içerisinde suda çözünerek ekosisteme zarar verdiği biliniyor. Deniz taşıtlarının su altında kalan kısmının organizmalarca kaplanması araçların hızının azalmasına ve yakıt sarfiyatı ile emisyonların artmasına da neden oluyor. İzmir’in güçlü olduğu kimya ve boya endüstrisini mavi teknolojiler alanına yoğunlaştırmak ve bölgemizde doğa dostu tekne
boyalarının üretimini geliştirmek için bir fizibilite çalışması gerçekleştirdik. İzmir İli Çevre Dostu Kendini Temizleyen (Antifouling) Boya Üretimi Ön Fizibilite Çalışması çevre dostu, zehirli olmayan, kendini temizleyen antifouling boya üretimi için yapılacak yatırımlara yol gösteren bir çalışma olarak incelenebilir. Ayrıca, denizlerimizin sürdürülebilirliğini sağlamak ve katma değeri artırmak için yeni türler alanında da çalışmalar yürütüyoruz. Dünyada tüketim pazarına sahip yüksek katma değerli bir ürün olan, deniz ekosisteminin devamlılığını sağlamada önem arz eden
deniz patlıcanının kültür ortamında yetiştirilmesi ve işlenmesine yönelik İzmir İli Deniz Patlıcanı Üretim ve İşleme Tesisi Fizibilitesi de bu konudaki yatırımlara ışık tutacak bir çalışma olarak önem taşıyor.

Sera gazı seviyelerindeki artışın ana sorumlularından biri de enerji sektörü. Küresel çözümün bir parçası olarak İzmir’de mavi enerji alanında yapılan çalışmaları anlatır mısınız?

Mavi enerji, mavi ekonominin önemli bir bileşeni. Mavi enerji içinde denizüstü rüzgar enerjisi, diğer türlere (dalga enerjisi, gelgit enerjisi gibi) göre teknolojisi en fazla gelişmiş tür. Bugün kullanılan karasal rüzgar enerjisindeki potansiyelin yanında, mevcut çalışmalar İzmir’de denizüstü rüzgar enerjisinde de önemli bir potansiyel olduğunu gösteriyor. Diğer yandan, ajansımız rüzgar enerjisi sektörünü yalnızca enerji üretimi boyutuyla değil, ekipman üretimi boyutuyla da ele alıyor ve çalışmalarında bu alana da ayrı bir önem veriyor. Yarattığı ekonomik değerin yanı sıra çevreye duyarlı bir yenilenebilir enerji kaynağına dayalı olması ve enerjinin yerlileştirilmesi anlamında olumlu katkılar sağlaması da bu sektörü pozitif dışsallıklar açısından güçlü kılıyor. 2021 yılında yayımladığımız Rüzgar Enerjisi Sektörü ve İzmir Denizüstü Rüzgar Enerjisi Yol Haritası bölgemizin sahip olduğu potansiyelin sunduğu fırsatları değerlendirmek için bir yol haritası ortaya koyuyor. Kendi alanında ilk olma özelliği taşıyan raporda rüzgar enerjisi sektörünün güncel durumu, hem ulusal hem de İzmir özelinde enerji üretimi ve ekipman imalatı boyutlarıyla inceleniyor. Çalışma, sektöre ilişkin yakın gelecekteki en önemli gelişme potansiyelinin denizüstü rüzgar enerjisi alanında olduğunu gösteriyor.

İzmir’in denizel alanları, ülkemizin en önemli denizüstü rüzgar potansiyeline sahip alanlar olmasıyla da öne çıkıyor. Çalışmanın sonunda yer verilen “İzmir Denizüstü
Rüzgar Enerjisi Yol Haritası” ile İzmir ve çevresinde sektörün denizüstü rüzgar enerjisi alanında gelişimine ilişkin yapılması gerekenlere dikkat çekiliyor. Mavi enerji alanında saydığım tespitler aslında üzerinde çalıştığımız İzmir limanları konusuyla da ilişkili. Üretilen ekipmanların büyüklüğü ile özel üretim ve lojistik ihtiyaçlara sahip bir sektör olarak rüzgar enerjisi sektörünün İzmir’deki hızlı gelişiminin bölgemiz liman ihtisaslaşması için de bir fırsat yarattığını düşünüyoruz. Bu bağlamda, Çandarlı Limanı gelişim stratejilerinde konunun göz önünde tutulması önem taşıyor.

Sizce, politikalarınızın gelecek nesillerdeki karşılığı neler olacak?

Politikalarımızın odağını sonraki nesillere iyi bir miras bırakmamız oluşturuyor. Çevresel baskılarla karşı karşıya olan İzmir’in kalkınmasında sürdürülebilirliği en ön sırada ele alıyoruz. Yeşil büyümeyi ajansımızın temel bir çalışma alanı olarak benimsedik. Diğer yandan sahip olduğumuz deniz ve kıyılar düşünüldüğünde mavi büyüme, sürdürülebilir kalkınmaya yönelik benimsediğimiz diğer öncelik alanı. İzmir’de denizlerimizin ve kıyılarımızın potansiyelini istihdam ve büyüme için kullanmayı, bununla beraber ekosistemin ve biyoçeşitliliğin devamını güçlendirmeyi istiyoruz. Sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının gerektirdiği adımları atmak esasen artık bir seçim değil, tüm dünya için bir mecburiyet. Mavi büyüme alanındaki çalışmalarımızın bölgemiz için bu hedeflere önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Mavi büyüme alanında İzmir’in sahip olduğu potansiyelin anlaşılması ve bu potansiyelin doğru bir şekilde kullanılması yönünde çalışmalarımız devam edecek. Son olarak İzmir’e ilişkin mavi büyüme ilkeleri odaklı işbirliklerine açık olduğumuzu belirtmek isterim.

About Post Author