#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Geleneksel Bilgi

Sulak Alanlara Can Suyu: Geleneksel Bilgi

Gezegenimiz son 55 yılda sulak alanlarının %35’ini kaybetti. Bu tehlikeyle ilgili farkındalık yaratmayı amaçlayan Dünya Sulak Alanlar Günü’nün 2026 teması ise dünya genelindeki toplulukların gelenekleri ve bilgi sistemleri ile sulak alanlar arasındaki köklü bağları ele almayı amaçlıyor.

Gezegenimiz iklim değişikliği ve diğer insani faaliyetler nedeniyle sulak alanlarını hızla kaybediyor. Biyoçeşitlilikten tarıma, geçim kaynağı olmasından ulaşıma kadar birçok işleve sahip sulak alanlarla ilgili farkındalık yaratmak amacıyla 2 Şubat tarihi, 2021 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu tarafından “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak kabul edildi. Bu tarih aynı zamanda uluslararası bir anlaşma olarak kabul edilen Ramsar Sulak Alanlar Sözleşmesi’nin de yıldönümü.

Sulak Alanları Ormanlardan Üç Kat Daha Hızlı Kaybediyoruz

Dünya Sulak Alanlar Günü ile sağlıklı sulak alanların dirençli, doğa-pozitif ve iklim açısından nötr bir dünyanın güvence altına alınmasında kritik öneme sahip olduğu yönündeki anlayışı güçlendirerek artırmak hedefleniyor. 1700’lü yıllardan bu yana dünyanın sulak alanlarının yaklaşık %90’ı bozuluma uğrarken, günümüzde sulak alanları ormanlardan üç kat daha hızlı kaybediyoruz. Yalnızca 1970’ten bu yana sulak alanların %35’ini kaybettik. Buna rağmen sulak alanlar; biyolojik çeşitlilik, iklim değişikliğinin azaltılması ve uyum, tatlı su kaynaklarının sürdürülebilirliği, küresel ekonomi ve daha pek çok alan için hayati öneme sahip ekosistemler olarak öne çıkıyor.

Sulak Alanlar Kültürel Peyzajlar Olarak da Görülüyor

Dünya Sulak Alanlar Günü’nün 2026 teması ise, “Sulak Alanlar ve Geleneksel Bilgi: Kültürel Mirası Kutlamak” olarak belirlendi. Temayla, dünya genelindeki toplulukların kültürel uygulamaları, gelenekleri ve bilgi sistemleri ile sulak alanlar arasındaki köklü bağları ele alınmaya çalışılıyor.

Sulak alanlar bir yandan kültürler arasında kimlik, sanat ve maneviyatla iç içe geçmiş kültürel peyzajlar olarak görülürken, birçok topluluk için de ataların ruhlarına ev sahipliği yapan ya da törensel alanlar olarak kabul ediliyor. Hatta şarkılar, danslar, festivaller ve sözlü gelenekler sıklıkla sulak alan yaşamı ve döngüleri etrafında şekilleniyor.

Ekolojik Bilgiyi Genç Kuşaklara Aktarıyor

Yanı sıra sulak alanlar çoğu zaman yaşlıların ekolojik bilgiyi genç kuşaklara aktardıkları gayriresmi öğrenme alanları işlevi de görüyor. Dolayısıyla bu özel günün 2026 teması, son yıllarda yaşanan derin ve hızlı toplumsal ve ekonomik dönüşümlerin, dünyanın birçok bölgesinde sulak alanlara özgü kültürel mirasın yeterince korunmasını giderek daha fazla tehdit eder hale getirdiğine dikkat çekiyor. Bir yandan da sulak alanların korunmasında yerli halkların koruyuculuğuna ve bilgi sistemlerine saygı göstermenin ve bunları entegre etmenin, adil, etkili, kapsayıcı ve kalıcı çözümler için hem gerekli hem de hayati önemde olduğuna vurgu yapıyor.

Sulak Alanlar Doğal Çözümler Sunuyor

Öte yandan dünya genelinde afetlerin sıklığı yalnızca 35 yıl içinde iki katından fazla artarken, bu afetlerin %90’ı suyla ilişkili bir şekilde gerçekleşiyor. Oysa sulak alanlar, seragazı emisyonlarının dengelenmesinde ve iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasında önemli bir rol oynuyor.

Örneğin tuzlu su bataklıkları, mangrovlar, deniz çayırı yatakları ve mercan resifleri gibi kıyı sulak alanları, doğal tamponlar ya da şok emiciler gibi işlev görerek, kıyı bölgelerinde yaşayan ve çalışan insanlığın %60’ını sel baskınları, maddi hasar ve can kaybına karşı koruyor.

Taşkın ovaları, nehirler, göller ve bataklıklar gibi iç sulak alanlar sünger gibi çalışarak fazla yağışı emiyor, depoluyor ve sel baskınlarını azaltıyor. Yanı sıra sulak alanlar, kurak ve yarı kurak iklimlerde, kuru mevsimlerde depolanan suyu serbest bırakarak kuraklığın başlamasını geciktirme ve su kıtlığını en aza indirme işlevi de görüyor.

Bu alanlar ayrıca dünya üzerindeki en etkili karbon yutakları olma özelliğine de sahip. Turbalıklar, mangrovlar ve deniz çayırları da çok büyük miktarlarda karbon depoluyor. Örneğin turbalıklar, gezegenimizin kara yüzeyinin yaklaşık %3’ünü kaplamasına rağmen, karasal karbonun yaklaşık %30’unu barındırıyor ki bu, dünyadaki tüm ormanların toplamından iki kat daha fazla bir miktara eşdeğer geliyor.