Aşırı hava olaylarının sıklığı ve şiddeti artarken, fosil yakıtlara dayalı enerji sistemi bu krizleri besleyen ana faktörlerden biri olmayı sürdürüyor. Kuraklıkların hidroelektrik üretimini zorladığına, sıcak hava dalgalarının elektrik talebini zirveye taşıdığına, fırtınalar ve sellerin enerji altyapılarını devre dışı bırakabildiğine şahit oluyoruz. Sonuç; daha fazla kesinti, daha yüksek maliyetler ve kırılgan topluluklar için daha derin bir enerji güvencesizliği olarak karşımıza çıkıyor.
Aynur KOLBAY HÜLYA, MarjinalSosyal Direktörü
26 Ocak Uluslararası Temiz Enerji Günü’nü geride bıraktık. Bu tarih yalnızca takvimde işaretlenen bir gün değil, nasıl bir gelecek istediğimize dair güçlü bir hatırlatma da aynı zamanda. Paris Anlaşması’nın çizdiği 1,5°C yörüngesi ve net sıfır hedefi, artık soyut kavramlar olmaktan çıktı. Enerji üretim ve tüketim biçimlerimizi dönüştürmediğimiz sürece, iklim krizi günlük hayatımızın her alanında daha sert biçimde karşımıza çıkmaya devam edecek.
Enerji Dönüşümünün Kalbinde SKA-7 Var
Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın yedincisi olan Erişilebilir ve Temiz Enerji, yeşil dönüşümün temel taşı. Çünkü enerji hem ekonomik kalkınmanın hem de toplumsal refahın ana girdisi. Bugün dünyada yaklaşık 700 milyon insanın hâlâ elektriğe erişimi yok, milyarlarca insan ise temiz ve güvenli enerjiye ulaşamıyor. Bu tablo, iklim kriziyle birleştiğinde enerji yoksulluğu yalnızca sosyal bir sorun değil, aynı zamanda iklim adaleti meselesi haline de geliyor.
Artan fosil yakıt fiyatları ve jeopolitik krizler, enerji maliyetlerini hızla yükseltirken düşük gelirli haneler için ısınma, soğutma ve elektrik temel bir ihtiyaç olmaktan çıkıp ciddi bir yük haline geliyor. Temiz enerji yatırımları tam da bu noktada çift yönlü bir çözüm sunuyor: Hem emisyonları azaltıyor hem de uzun vadede daha görülebilir ve erişilebilir bir enerji sistemi kurmanın önünü açıyor.
Fosil Yakıtların Domino Etkisi
Aşırı hava olaylarının sıklığı ve şiddeti artarken, fosil yakıtlara dayalı enerji sistemi bu krizleri besleyen ana faktörlerden biri olmayı sürdürüyor. Kuraklıkların hidroelektrik üretimini zorladığına, sıcak hava dalgalarının elektrik talebini zirveye taşıdığına, fırtınalar ve sellerin enerji altyapılarını devre dışı bırakabildiğine şahit oluyoruz. Sonuç; daha fazla kesinti, daha yüksek maliyetler ve kırılgan topluluklar için daha derin bir enerji güvencesizliği olarak karşımıza çıkıyor. Bu domino etkisi bize şunu açıkça söylüyor: Enerji sistemi dönüşmeden iklim krizini yönetmek mümkün değil.
İleri Enerji Çözümleri ve Dönüştürücü Teknolojiler
İyi haber şu ki, çözüm yöntemleri her geçen gün genişliyor. Güneş ve rüzgar enerjisi, son 10 yılda maliyetlerini dramatik biçimde düşürdü. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, güneş enerjisi bugün birçok ülkede en ucuz yeni elektrik üretim kaynağı konumunda.
Bununla birlikte dönüşüm yalnızca üretim tarafında değil. Enerji depolama teknolojileri (özellikle bataryalar) ya da akıllı şebekeler ve dijitalleşme, arz-talep dengesini daha verimli yönetmeyi de mümkün kılıyor. Enerji verimliliği çözümleri, “en temiz enerjinin hiç tüketilmeyen enerji olduğu” gerçeğini yeniden hatırlatıyor.
Türkiye’den ve Dünyadan En İyi Uygulama Örnekleri
Dünyada birçok ülke temiz enerji yatırımlarını kalkınma politikalarının merkezine almış durumda. Danimarka, elektrik üretiminin büyük bölümünü rüzgardan sağlarken; Almanya, vatandaşların da ortak olduğu enerji kooperatifleri ile yerel, katılımcı ve adil bir dönüşüm modeli sunuyor.
Türkiye’de ise temiz enerji dönüşümü büyük ölçüde sivil toplum, yerel yönetimler ve topluluk temelli girişimcilerin itici gücüyle ilerliyor. Bir yandan merkezi enerji politikaları yenilenebilir kurulu gücü artırmayı hedeflerken diğer yandan enerji demokrasisi ve enerji yoksulluğu başlıkları henüz yeterince bütüncül biçimde ele alınabilmiş değil.
Bu boşluğu kısmen dolduran aktörler arasında; belediyelerin güneş enerjisi yatırımları, enerji kooperatifleri, iklim ve çevre alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının savunuculuk faaliyetleri ve yurttaş temelli girişimler başı çekiyor diyebiliriz.
Ancak uzman raporları, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu bir patikaya girebilmesi için yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlanmasının yanı sıra fosil yakıt teşviklerinin azaltılması, enerji yoksulluğunu doğrudan hedefleyen sosyal politikaların güçlendirilmesi ve sivil toplumun karar alma süreçlerine daha fazla dahil edilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Kısacası Türkiye’de temiz enerji dönüşümü, yalnızca teknik bir kapasite artışı meselesi değil; katılımcılık, adalet ve yönetişim başlıklarını da içine alan toplumsal bir dönüşüm ihtiyacını barındırıyor.
1,5°C Hedefi ile Ne Kadar Uyumdayız?
Mevcut küresel enerji ve iklim politikaları, ne yazık ki bizi hâlâ 1,5°C hedefinin gerisinde bırakıyor. Bilimsel raporlar, bu hedefe ulaşabilmek için 2030’a kadar küresel emisyonların yaklaşık yarıya indirilmesi gerektiğini söylüyor (IPCC, AR6 Sentez Raporu). Bu da temiz enerjinin ölçeğini ve hızını bugünkünün çok ötesine taşımayı zorunlu kılıyor.
Burada belirleyici olan yalnızca teknoloji değil; politik kararlılık, finansman mekanizmaları ve toplumsal sahiplenme. Enerji dönüşümü sadece büyük yatırımların değil; bireylerin, yerel yönetimlerin ve özel sektörün ortak hikayesi olmak zorunda.
Temiz Enerji Bir Tercih Değil, Zorunluluk
Özetlemek gerekirse temiz enerji, geleceğe dair iyimser bir senaryo değil; bugünün en acil gerekliliklerinden biri. Enerji yoksulluğuyla mücadele eden, iklim krizinin etkilerini azaltan ve daha adil bir dünya kurmanın yolu, erişilebilir ve temiz enerjiden geçiyor. Net sıfır hedefi, ancak bu dönüşümü birlikte ve kararlılıkla hayata geçirdiğimizde anlam kazanacak.








