Gıda

Yeşil Mutabakat Etkisinde Türkiye’nin Gıda Sistemlerini Yeniden Düşünmek

Yeşil Mutabakat

Küresel emisyonların yaklaşık üçte birinden sorumlu olan gıda sistemleri, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın (AYM) ele aldığı önemli başlıklardan biri. Türkiye’nin doğru adımlarla AYM’yi fırsata çevirmesi mümkün görünüyor. Sürdürülebilir iş modellerine geçiş yapmak, Avrupa Birliği (AB) etiket planlarını uygulamak ve birinci sınıf tüketici talebine yanıt vermek gıda üreticileri için yüksek getiri sağlayabilir.

Yazı: S. Sena AKKOÇ

Avrupa Komisyonu’nun iklim değişikliği ve çevre krizlerine yanıt niteliğinde geliştirdiği bir politika paketi olan Avrupa Yeşil Mutabakatı doğrultusunda 2050 yılına kadar ekonomik büyümeyi sürdürerek net sıfır emisyona ulaşmak hedefleniyor. Bu hedefin gerçekleştirilmesi için yalnızca AB üye devletlerinin değil, tüm ülke ekonomilerinin, siyasetin ve dolayısıyla da toplumun köklü bir yeşil dönüşüm sürecinden geçmesi gerekiyor. AYM kapsamında geliştirilen politikalar, iklimden enerjiye, endüstriden finansa, ulaşımdan inşaata birçok sektörü içeriyor.

Küresel emisyonların yaklaşık üçte birinden sorumlu olan gıda sistemleri, AYM’nin ele aldığı önemli başlıklardan biri. Komisyon, daha sürdürülebilir gıda sistemleri inşa edebilmek için “Tarladan Çatala” isimli bir strateji belirledi. Yalnızca sürdürülebilir gıda üretimini değil, aynı zamanda biyolojik çeşitlilik kaybını ve mevcut gıda sistemlerinin beraberinde getirdiği sağlıksız tüketim alışkanlıklarını da ele alan strateji doğrultusunda 2020 yılından bu yana daha adil, sağlıklı ve çevre dostu gıda sistemleri için ulusal planlar belirleniyor. Tarladan Çatala stratejisinin ana maddeleri şu şekilde:

Organik aksiyon planı, AB içinde organik tarımı yaygınlaştırmayı ve 2030’a kadar tarımsal alanların %25’inin organik tarıma ayrılmış olmasını hedefliyor.

Gıda güvencesi planı, AB’nin gıda zincirini çeşitli arz şoklarına karşı dayanıklı hale getirerek herkesin çeşitli krizlerde bile yeterli ve güvenli gıdaya erişimi olmasını hedefliyor.

Gıda güvenliği üzerine küresel standartlar, AB üye devletleri için uluslararası gıda standartları ve prensipleri belirliyor.

Karbon çiftçiliği, gıda üretimi sırasında atmosferdeki karbonun emilmesi yoluyla iklim değişikliği ile mücadele etmeyi hedefliyor.

Sürdürülebilir su ürünleri yetiştiriciliği ise AB için sürdürülebilir ve dayanıklı bir su ürünleri sektörü inşa etmeyi amaçlıyor.

Strateji doğrultusunda atılan adımlarla birlikte pestisit satışları 2011-2019 yılları arasında 30 bin ton azaldı ve organik üretim yapılan alan 2019 yılında 13,8 milyon hektara ulaştı. Ancak 2030 yılına kadar tüm kimyasal pestisit kullanımının %50 azaltılması ve tarım alanlarının %25’inde organik tarım yapılması, topraktaki besin kayıplarının en az %50, gübre kullanımının ise %20 azaltılması hedefleniyor.

Yeşil Geçiş Programları ve Taahhütler

AB’nin radikal bir dönüşüm başlatmak için belirlediği hedefleri takip eden Çin, Japonya ve ABD gibi birçok büyük ekonomi, karbon nötr olma tarihleri açıklayarak yeşil geçiş programları doğrultusunda taahhütler vermeye başladı. Türkiye de Paris Anlaşması’nı kabul ederek uluslararası işbirliğine dahil oldu. Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamındaekonomik faaliyetleri çevresel etkilerine göre sınıflandırdığı AB Taksonomisi doğrultusunda çevresel etki açısından sınıfta kalan ürünler ve faaliyetlere karşı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi caydırıcı önlemler alınıyor. Bu da Yeşil Mutabakat hedeflerinin AB sınırları dışında da etkili olmasını sağlıyor ve geleceğin ticari ilişkilerinişekillendiriyor. Yani hiçbir düzenleme yapılmadığı takdirde Türkiye, AB ile ticaret yaparken karbon maliyetleri nedeniyle rekabetçi konumunu ve ihracat gelirlerini kaybetme riski ile karşılaşacak.

Bu duruma yanıt olarak Ticaret Bakanlığı dahil olmak üzere birçok bakanlık, Türkiye’nin uluslararası alanda rekabetçi konumunu koruyabilmesi ve ülke ekonomisinin yeşil dönüşümü için adımlar atmaya başladı. Yeşil Mutabakat bağlamında bakan yardımcısı düzeyinde bir Çalışma Grubu oluşturuldu ve 2021 yılının Temmuz ayında Yeşil Mutabakat Eylem Planı’na ilişkin 2021/15 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi yayımlandı. Türkiye’nin toplam tarımsal ürün ve gıda ihracatının neredeyse dörtte birini AB ülkeleriyle gerçekleştirdiği göz önüne alındığında eylem planının öncelikli konuları arasında sürdürülebilir tarıma yer verilmesi şaşırtıcı değil.

Türkiye’nin Tarladan Çatala Stratejisine Uyumu

Tarladan Çatala stratejisi çerçevesinde hazırlanan eylem planı, gıda tedarikini dirençli hale getirmek, aşırı gübreleme ve pestisitlere bağımlılığı azaltarak organik tarımı yaygınlaştırmak gibi hedefler içeriyor. Herkes için yeterli ve adil gıdaya erişimi sağlamak, tarımda yenilenebilir enerji kullanımını artırmak ve tarım faaliyetlerinin atık yönetimini iyileştirmek gibi hedefler de kapsam dahilinde. Öte yandan Tarım ve Orman Bakanlığı oluşturduğu “Türkiye İklim Dostu ve Rekabetçi Tarımsal Büyüme Projesi” kapsamında, Dünya Bankası’ndan 3,2 milyon dolarlık bir kredi almaya başladı. Proje ile AB standartları çerçevesinde Türkiye’nin tarımsal rekabet gücünün, sürdürülebilirliğinin ve dayanıklılığının artması bekleniyor.

Türkiye’nin doğru adımlarla Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı gıda alanında fırsata çevirmesi mümkün görünüyor. Örneğin sürdürülebilir iş modellerine geçiş yapmak, AB etiket planlarını uygulamak ve birinci sınıf tüketici talebine yanıt vermek gıda üreticileri için yüksek getiri sağlayabilecek. Aynı zamanda AB’nin yüksek standartlarını karşılayacak şekilde üretim yapmak ve ürünleri bu şekilde pazarlamak da ihracat fırsatları sunacak. Türkiye’nin 2030 yılına kadar su kıtlığı çeken bir ülke haline geleceğini düşünürsek tarımda daha sürdürülebilir ve yeşil politikaların benimsenmesi, su kıtlığının özellikle yoksul haneler üzerindeki olumsuz etkilerini hafifletmeye yardımcı olabilir. Karbonsuzlaşma politikaları aynı zamanda hava kalitesinin iyileştirilmesine de katkı sağlayacağı için hem sağlık hem de çevre açısından çeşitli faydalar sunabilir. Araştırmalara göre Türkiye’nin iklim politikaları AB ile uyumlu hale getirilirse hem emisyonlar ve cari açık düşüyor hem de sürdürülebilir kalkınma açısından faydalar sağlanabiliyor. AB’ye en çok gıda ithalatı yapan ülkelerin Yeşil Mutabakat’tan nasıl etkileneceğini araştıran bir diğer çalışma ise, Türkiye’nin gerekli önlemleri alması durumunda mevcut konumunu koruyabileceğini gösteriyor. Aynı çalışmaya göre Türkiye’de hektar başı pestisit kullanımı, AB’nin 2030 hedefleri için belirlediği düzeyin üzerinde. 2018-2020 yılları arasında pestisit kullanımında %11’lik bir düşüş yaşansa da pestisit kullanımı, tarımsal üretim ticareti için dikkat edilmesi gereken önemli konulardan biri.

AB Yeşil Mutabakatı doğrultusunda gıda sistemlerini sürdürülebilir hale getirmek için atmaya çalıştığı adımlar olsa da özellikle küçük üreticilerin yeşil geçiş döneminde desteklenmesi gerekiyor. Avrupa’da yapılan bir anket çalışmasına göre Avrupalı çiftçilerin yarısı hayvanlarının sağlığını ve refahını nasıl iyileştireceklerini bilmediklerini ortaya koydu. Özellikle yeşil dönüşüm konusunda bilgi ve farkındalık eksikliği üzerinde çalışmalar yapılması gerekiyor. Diğer yandan finansal kaynaklara erişimi kısıtlı olan üreticilerin çeşitli teşviklerle güçlendirilmesi gerekiyor. Sürdürülebilir bir dünyaya ve tarıma geçiş, ancak gıda sistemlerinin kilit özneleri olan çiftçilerin gerekli bilgi ve kaynaklara erişiminin sağlanması ile mümkün olacak.

About Post Author