#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Kuraklıklar

2050 Yılında Kuraklıklar Dünya Nüfusunun Dörtte Üçünü Etkileyebilir

İklim krizi ile kötü su yönetiminin birleşimi, kuraklığı bugünün küresel sorunu haline getirdi. 2000 yılından bu yana %29 oranında artan kuraklık, her yıl yaklaşık 55 milyon insanı etkiliyor. 2050 yılına gelindiğinde ise kuraklıkların dünya nüfusunun dörtte üçünü etkilemesi bekleniyor. Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü’nün 2026 kampanyası ise çölleşme ve kuraklık ile mücadelede hayati bir rol oynayan ve giderek bozuluma uğrayan meraların korunmasına ve restorasyonuna dikkat çekiyor.

Özellikle arazi bozunumu ve iklim değişikliğiyle daha da ağırlaşan kuraklıkları önlemek adına en önemli küresel adım ilk olarak Birleşmiş Milletler (BM) Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin (United Nations Convention to Combat Desertification-UNCCD) 17 Haziran 1994’te kabul edilmesiyle atıldı. Ardından bir yıl sonra, aynı tarih BM tarafından “Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü” olarak kabul edildi.

Kuraklık 2000 Yılından Bu Yana %29 Arttı

Kuraklık, yaygın ürün kayıpları, orman yangınları ve su kıtlığı gibi etkileri nedeniyle can kaybına yol açan en yıkıcı doğal afetlerden birini oluşturuyor. 2000 yılından bu yana %29 oranında artan kuraklık, her yıl yaklaşık 55 milyon insanı etkiliyor. 2050 yılına gelindiğinde ise kuraklıkların dünya nüfusunun dörtte üçünü etkilemesi bekleniyor. Sadece bu veriler dahi sorunun küresel ölçekte acil müdahale gerektirdiğini ortaya koyuyor.

Meralar, 2 milyara Yakın İnsanın Yaşamını Destekliyor

17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü, bu yılki kampanyasında gezegenimizin kara yüzeyinin yarısından fazlasını kaplayan meralara odaklanıyor. Bu özel günle, çölleşme ve kuraklık sorunlarına dikkat çekmekle birlikte, çölleşmenin önlenmesi ve kuraklığın etkilerinden kurtulmaya yönelik yöntemler konusunda farkındalık yaratılması yanı sıra uluslararası işbirliklerinin teşvik edilmesi amaçlanıyor.

Günün “Meralar: Tanı. Saygı Duy. Restore Et” başlıklı 2026 teması, dünyanın en geniş alanlara yayılan ancak en fazla göz ardı edilen ekosistemleri arasında yer alan meralara dikkat çekiyor. Meralar; gıda güvenliği, su döngüleri, biyoçeşitliliğin korunması ve iklim direnci açısından hayati bir rol oynuyor. Meralar, dünyanın dört bir yanında yaklaşık 2 milyar insanın yaşamını destekliyor. Bu insanların arasında, kuşaklar boyunca sahip oldukları bilgi birikimi ve koruyucu uygulamalarıyla bu ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlayan göçebe çoban toplulukları ve yerli halklar da bulunuyor.

Ancak tüm bu önemli işlevlerine karşın bugün dünyadaki meraların yarısına yakını ya bozuluma uğramış ya da bozulum riskiyle karşı karşıya bulunuyor. 2026 kampanyası ise bu sorunun çözülebileceğini ifade ediyor. Sürdürülebilir arazi ve su yönetimine yatırım yapmanın, kuraklığa hazırlığı güçlendirmenin ve toplum öncülüğünde yürütülen restorasyon çalışmalarını desteklemenin hem bu ekosistemlerin hem de onlara bağımlı toplulukların geleceğini güvence altına alabileceğini vurguluyor. 2026 teması ayrıca meraların değerini tanıyarak, onların geleneksel koruyucularına saygı gösterme ve bu yaşamsal ekosistemleri gelecek kuşaklar adına restore etme çağrısında da bulunuyor.

Kuraklık Artık Bugünün Sorunu

Çölleşme ve kuraklık sorunuyla ilgili en son kapsamlı küresel çalışma ise UNCDD’nin yayımladığı 2023-2025 Küresel Kuraklık Sıcak Noktaları adlı rapor. Rapora göre, iklim krizi ile kötü su yönetiminin birleşimi, kuraklığı geleceğin değil, bugünün küresel sorunu haline getirmiş durumda. Ayrıca kuraklık yalnızca tarımı değil, enerji üretimini, içme suyu sistemlerini, halk sağlığını ve uluslararası ticareti de etkiliyor.

Dünya genelinde arazi bozunum hızının arttığına dikkat çeken rapor, çölleşme, kuraklık ve arazi bozunumunu birlikte ele alınması gereken tek bir kriz olarak görüyor. Yalnızca Doğu ve Güney Afrika’da 90 milyondan fazla insanın bu sorun nedeniyle gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kaldığını belirten raporda; Amazon Havzası, Akdeniz, Güneydoğu Asya ve Afrika’da ekosistem çöküşü risklerinin arttığı da ifade ediliyor.

UNCDD raporunda Türkiye ile ilgili de dikkat çekici tespitler yer alıyor. İspanya ve Fas ile birlikte Akdeniz’in en kırılgan kuraklık bölgelerinden biri olarak gösterilen Türkiye topraklarının yaklaşık %88’inin çölleşme riski altında olduğu, tarımsal sulama baskısının su kaynaklarını zorladığı ve aşırı yer altı suyu çekiminin de obruk oluşumlarını artırdığına dikkat çekiliyor.