#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Mavi

Türkiye’deki Mavi Yakalılar Kendini Değil, Çocuğunu Kurtarmak İstiyor

Yeni bir saha araştırması, Türkiye ekonomisinin görünmez omurgasını oluşturan mavi yakalı çalışanların bakış açısını ortaya koyuyor. Sonuçlara göre, katılımcıların %29’u ek gelir için farklı işlerde çalışıyor, %86’sı hiç sendika üyesi olmamış ve %28’i işini kaybetme endişesi taşıyor. Katılımcıların %71’i çocuklarının kendi işlerini yapmasını istemezken, Türkiye’deki mavi yakalılar geleceğe “kendini değil, çocuğunu kurtarma” perspektifinden bakıyor.

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği, sadece teknolojinin değil, sınıfların yeniden tanımlandığı bir dönem oldu. Bir yanda uzaktan çalışan, global fırsatlarla hareket eden, dijital ekonominin yeni beyaz yakalıları diğer yanda hayatını fabrika vardiyasına, taşeron sistemine ya da depo koridoruna sığdıran alın teri sınıfı.

Marketing Türkiye için Research Istanbul’un gerçekleştirdiği Mavi Yaka Türkiye araştırması, bu yeni sınıf farkının en keskin aynalarından birini sunuyor. Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’deki mavi yakalıların %64’ü sabit saatlerde, %25’i vardiyalı, %12’si proje bazlı veya dönemsel çalışıyor. Yani iş ritimleri düzenli, ama hayatları değil. Katılımcıların üçte biri son bir yılda iş değiştirmeyi düşündüğünü, beşte biri ise aktif olarak iş aradığını söylüyor.

Hayatta Kalma Ekonomisi 

Katılımcıların yaklaşık yarısı servis, yemek kartı veya fazla mesai ücreti gibi temel yan haklara sahip. Ancak özel sağlık sigortası oranı %36’da kalıyor, prim veya bonus alanlar %28, yıl sonu ikramiyesi alanlar ise yalnızca %19.

“Elde ettiğiniz gelir aylık giderlerinizin ne kadarını karşılıyor?” sorusu karşısında katılımcıların %21’i “Gelirim giderlerimin sadece bir kısmını karşılıyor” yanıtını verirken %39’luk bir kesim “Gelirim giderlerimi ucu ucuna karşılıyor” diyor. “İstediğim tutarda birikim yapabiliyorum” diyenlerin oranı ise %16.

Katılımcıların %29’u ek gelir için farklı işlerde çalıştıklarını dile getirirken, en çarpıcı veri de karşımıza çıkıyor: Her 10 kişiden 6’sı, 20 bin TL’lik beklenmedik bir harcamayı borçlanmadan karşılayamayacağını ifade ediyor.

Katılımcıların %86’sı Hiç Sendika Üyesi Olmamış

Araştırmaya göre katılımcıların %86’sı hayatları boyunca hiç sendika üyesi olmamış. Şu anda bir sendikaya üye olanların oranı ise %11. Bu durum sessiz bir pasifliğe işaret etse de dünyada farklı işler oluyor. Çalışanlar artık dayanışmayı “dijital topluluklar” üzerinden kuruyor. Facebook grupları, Telegram kanalları, forumlar…

Katılımcıların %28’i işini kaybetme endişesi taşıyor. Bu oran, küresel endekslerdeki “anxiety economy” eğilimine bire bir denk düşüyor. Bu kaygı, tüketim davranışını da önemli bir şekilde etkiliyor:

  • Deneyim ekonomisi yerini temel ihtiyaç ekonomisine bırakıyor.
  • Lüks değil, dayanıklılık önemli hale geliyor.
  • Markalarla duygusal bağ yerini güvenilir pratiklik arayışına bırakıyor.
Mavi Yakalıların Yaklaşık Yarısı Boş Zamanını Evde Geçiriyor

Boş zamanını nasıl geçirdiği sorulan mavi yakalıların %46’sı “ev ve aile sorumluluklarıyla”, %18’i “hobilerimle”, %16’sı “arkadaşlarımla dışarıda” yanıtını veriyor. Ama bu ev, aynı zamanda dijital dünyanın kapısı. Sosyal medyada Instagram (%69) ve YouTube (%61) öne çıkıyor. Online alışverişte ise tablo net: %40 hiç yapmıyor, %27 nadiren, %21 ara sıra, %13 sık sık. Alışveriş yapanların %78’i Trendyol’u tercih ediyor. Bu, Türkiye’nin dijital uçurumunun aynı zamanda bir dijital merkezileşme hikayesi olduğunu gösteriyor.

Araştırma, mavi yaka tüketicinin markalarla kurduğu duygusal denklemi net biçimde ortaya koyuyor. Yani sadakatin üç temel taşı var: Kalite, fiyat, güven. Buna bir dördüncü boyut ekleniyor: Yerlilik. Yerli marka tercihi, ekonomik gerekçeden çok, duygusal aidiyetle ilişkili. Küresel markalar aspirasyon sunarken, yerli markalar yakınlık hissi veriyor.

Katılımcıların %71’i çocuklarının kendi işlerini yapmasını istemiyor. Bu, bir kuşağın bitmekte olduğunun göstergesi. Fiziksel emeğin saygı görmediği, emeğin karşılığının azaldığı bir dönemde, mavi yaka Türkiye geleceğe “kendini değil, çocuğunu kurtarma” perspektifinden bakıyor.