#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
oliver-schwaneberg-X3LfGLsl3wo-unsplash

Okyanusların Korunması için Kirlilik Kaynağında Durdurulmalı

Kenya’da düzenlenen 11. Bizim Okyanusumuz Konferansı’nın çıktılarına değinen Prof. Dr. Barbaros Gönençgil, okyanusların iklim değişikliğinin hem en büyük mağduru hem de en güçlü kalkanı olduğunu belirtti. Okyanusların korunması için ilk olarak kirliliğin kaynağında durdurulması gerektiğini söyleyen Gönençgil, yasal düzenlemelerin yanı sıra toplumsal bilince sahip olmanın önemini vurguladı.

Bu yıl 11’incisi Kenya’da düzenlenen Bizim Okyanusumuz Konferansı’nda (Our Ocean Conference) Afrika’nın kıyı ve ada devletlerinde okyanus, kültür ve geçim kaynakları arasındaki bağlantı ele alındı.

Konferans kapsamında yayımlanan “Ön Taahhütler Sonucu” raporuna göre, 104 ülke ve uluslararası kuruluş 6,4 milyar dolarlık finansman ile toplam 320 taahhüt açıkladı. Taahhütler, sürdürülebilir mavi ekonomi, sürdürülebilir balıkçılık, okyanus-iklim bağlantısı, deniz kirliliği, deniz koruma alanları ve deniz güvenliği başlıkları altında sıralandı.

AA’da yer alan habere göre, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Başkanı Prof. Dr. Barbaros Gönençgil, konferansın çıktılarına işaret ederek değerlendirmelerde bulundu. Okyanus koruma tartışmalarının uzun yıllardır belirli merkezlerde düzenlenmesinin aksine 11. Bizim Okyanusumuz Konferansı’nın ilk kez Afrika’da yapılmasının anlamlı olduğunu belirten Gönençgil, etkinliğin okyanusla iç içe yaşayan insanların ev sahipliğinde gerçekleşmesinin konferansa başka bir boyut kazandırdığını söyledi.

Kenya’nın ev sahibi olmakla kalmayıp önemli taahhütlerde bulunduğunu anımsatan Gönençgil, “Bu, Afrika ülkelerinin artık sadece destek bekleyen değil, kendi kaynaklarını ortaya koyan bir konuma geldiğini gösteriyor” dedi.

“Tablo Umut Verici Ama Yeterli mi?”

Alınan kararların Afrika’nın okyanuslarına dair attığı en önemli adımlardan biri olarak tarihe geçeceği yorumunu yapan Gönençgil, verilen taahhütlere ilişkin şunları dile getirdi: “İlk anda etkileyici ve umut verici bir tablo görülüyor ama açıkçası ‘Yeterli mi?’ sorusu da akla geliyor. Evet, 6,4 milyar dolar büyük bir para ve 104 ülkenin bir araya gelip bu kadar kapsamlı taahhütlerde bulunması önemli, özellikle sürdürülebilir mavi ekonomi ve balıkçılık gibi alanlara ayrılan kaynaklar gerçekten dikkat çekici. Okyanusların karşı karşıya olduğu iklim değişikliği, kirlilik, aşırı avlanma gibi büyük sorunların üstesinden gelmek için bu rakamlar maalesef başlangıçtan öteye geçemiyor, yani ‘yeterli’ olduğunu söylemek bence iyimserlik olur. Ayrıca geçmiş pek çok konferanstan da biliyoruz ki bazen taahhütler kağıt üzerinde kalabiliyor, takip mekanizmaları zayıf olabiliyor ya da siyasi irade zamanla zayıflıyor.”

Taahhütlerin toplandığı başlıkların isabetli olduğunu dile getiren Gönençgil, okyanusların korunmasının birbirine bağlı pek çok farklı boyutu barındırdığını vurguladı.

“Okyanuslar İklim Değişikliğinin En Büyük Mağduru ve En Güçlü Kalkanı”

Okyanus-iklim bağlantısına ayrı başlık açılmasının özellikle önemli olduğuna işaret eden Gönençgil, “Okyanuslar iklim değişikliğinin hem en büyük mağduru hem de en güçlü kalkanı, bu yüzden mavi karbon ekosistemlerinin korunması ve okyanus gözlem sistemlerinin güçlendirilmesi gibi konuların öne çıkması umut verici bir durum. Deniz kirliliği başlığı altında özellikle plastik atık ve döngüsel ekonomi vurgusu yapılması çok doğru ama burada işin sadece kıyı temizliğinden ibaret olmadığını, kaynağında azaltma ve atık yönetim altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini de ifade etmek gerek. Deniz güvenliği başlığı deniz haydutluğu, kaçakçılık ve kaçak avcılık gibi konuların okyanus ekosistemleri ve insan hayatı üzerindeki etkilerini düşününce aslında ne kadar hayati olduğu daha iyi anlaşılıyor. Sürdürülebilir balıkçılık ise belki de en hassas başlıklardan biri çünkü hem milyonlarca insanın doğrudan geçim kaynağı hem de okyanus ekosistemlerinin bel kemiği” diye konuştu.

Okyanusların korunması için ilk olarak kirliliğin kaynağında durdurulması gerektiğini vurgulayan Gönençgil, plastik kullanımını azaltmak, atık yönetimini güçlendirmek ve tek kullanımlık plastiklerin önüne geçmek için hem yasal düzenlemeler hem de toplumsal bilince sahip olmanın önemli olduğuna değindi.