Moğolistan’ın Ulan Batur kentinde düzenlenen COP17’de, küresel bir kuraklık çerçevesine ilişkin görüşmelerde, başını ABD’nin çektiği küçük bir taraf ülke grubu, bağlayıcı olsun ya da olmasın, kuraklıkla ilgili herhangi bir uluslararası metni kabul etmeyeceğini bildirdi. UNCCD İcra Sekreteri Yardımcısı Andrea Meza Murillo, aradaki görüş ayrılığını kabul etmekle birlikte bunun Tarafların çoğunluğunun iradesini yansıtmadığını ifade etti.
Moğolistan’ın Ulan Batur kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin (UNCCD) 17. Taraflar Konferansı’ndaki (COP17) yoğun müzakerelerin bir haftadan fazla bir süreyi geride bırakmasının ardından, küresel bir kuraklık çerçevesine ilişkin görüşmeler tıpkı Riyad’daki COP16’da olduğu gibi aynı engele takıldı: Dünyanın şiddetlenen kuraklığa karşı vereceği yanıtın hukuki açıdan bağlayıcı olup olmayacağı.
Küresel kuraklığa ilişkin artan endişelere ve 2022-2023 yıllarında her dört kişiden birinin kuraklıktan etkilenmiş olmasına karşın başını ABD’nin çektiği küçük bir taraf ülke grubu, bağlayıcı olsun ya da olmasın, kuraklıkla ilgili herhangi bir uluslararası metni kabul etmeyeceğini bildirdi.
Tartışmanın merkezinde daha derin bir soru yatıyor: “Kuraklık, ABD’nin savunduğu gibi yerel, ikili ya da bölgesel bir mesele olarak mı ele alınmalı yoksa Afrika Grubu ve diğerlerinin ileri sürdüğü gibi çok taraflı koordinasyon gerektiren sınırlar ötesi bir zorluk olarak mı görülmeli?” Birçok heyet, yaşanan bu tıkanıklığın sözleşmenin kendinin çok taraflı niteliğini sınadığını belirtiyor.
Karar, COP17’ye Ertelenmişti
Aralık 2024’te Riyad’da düzenlenen COP16’da ülkeler, bağlayıcı bir kuraklık protokolü mü yoksa bağlayıcı olmayan bir çerçeve mi yürütüleceği konusunda anlaşmaya varamadı. Karar COP17’ye ertelendi.
Yine de Riyad Zirvesi somut bir sonuç verdi: 12 milyar dolardan fazla taahhüt toplayan Riyad Küresel Kuraklıkla Mücadele Ortaklığı. Kabul edilmesi halinde küresel bir kuraklık çerçevesi, ülkelerin kuraklık konusunda koordineli bir uluslararası yaklaşımı ilk kez taahhüt etmesi anlamına gelecek. Bu çerçeve aynı zamanda ülkelerin hazırlık ve müdahale durumlarını raporlamaları için resmi bir süreç oluşturabilir ve daha öngörülebilir finansmanın önünü açmaya yardımcı olabilir. Bununla birlikte, COP17’deki görüşmeler şu anda üç metin seçeneği üzerinden ilerliyor:
- COP16’dan kalan, uluslararası bir araç (bağlayıcı olan veya olmayan bir çerçeve) ile Hükümetlerarası Açık Uçlu Çalışma Grubu kurmayı hedefleyen metin;
- Ulusal düzeydeki eylemlere odaklanan ve ulusal kuraklık planı bulunmayan ülkeleri bu planları kabul etmeye teşvik eden ikinci seçenek;
- Ve mevcut hükümlerin uygulanmasını güçlendirecek, eksiklikleri ve bunların altında yatan nedenleri belirleyecek bir program başlatacak olan üçüncü seçenek.
Kuraklık çerçevesine ilişkin toplantıda bulunan kaynaklara göre, aynı anlaşmazlık COP17’deki görüşmelerde de yeniden su yüzüne çıktı. ABD, her türlü uluslararası araca karşı “kırmızı çizgisini” yinelerken, Afrika Grubu ise parçalı ve birbirinden kopuk girişimlerin uygulama açığını kapatmaya yetmeyeceğini belirterek karşı çıktı.
ABD, kuraklıkla mücadele edecek araçların halihazırda var olduğunu ve sadece bunların kullanılması gerektiğini savundu. Bu noktada, taraf ülkelerin modüllerinin yalnızca küçük bir kısmını tamamladığı UNCCD’nin kendi Kuraklık Araç Kiti’ni ve birçok ülkenin henüz katılmadığı Dünya Meteoroloji Örgütü’nün uluslararası kuraklık erken uyarı sistemini örnek gösterdi.
Anlaşmazlığın ortasında Şili, yeni bir mekanizma veya finansman gereksinimi oluşturmadan, mevcut araçların kullanımını güçlendirecek ve uygulama eksikliklerini tespit edecek gönüllülük esasına dayalı, vaka incelemesi odaklı bir Pilot Uygulama Mekanizması olan köprü teklifi sundu.
“Bazen Hiç Anlaşamamak, Kötü Bir Anlaşmadan Daha İyidir”
ABD bu fikre temkinli bir açık kapı bıraksa da Afrika Grubu ikna olmadı ve Şili’nin önerdiği çalışmanın aslında daha önceki UNCCD raporları ve oturumlar arası çalışma grupları aracılığıyla zaten yapıldığını ve konuyu yeniden ele almanın müzakereleri ileriye taşımak yerine geriye götürme riski taşıdığını belirtti.
Diğer Taraf Devletlerin yanı sıra Brezilya ve Avrupa Birliği (AB) de konunun bir kez daha COP18’e ertelenmesi yerine COP17’de somut bir karar alınmasını destekleyerek yeni bir ertelemeden kaçınmaya istekli göründü. Ancak tüm delegeler bu aciliyet hissini paylaşmıyordu. Bir delege, sırf bir sonuca varmış olmak için acele edilmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulunarak “Bazen hiç anlaşamamak, kötü bir anlaşmadan daha iyidir” hatırlatmasında bulundu.
Kuraklığın İvme Kazanan Şiddeti
Bu sırada ABD, kuraklıkla ilgili yönetişim sorunlarının uluslararası değil, yerel nitelikte olduğunu savunmaya devam etti ve eyleme geçmek için çok taraflı bir yetkiye gerek olmadığının kanıtı olarak farklı ülkelerle yaptığı ikili anlaşmaları gösterdi.
Afrika Grubu bu yaklaşıma karşı çıkarak, kuraklığı tamamen içsel bir mesele olarak ele almanın, Taraf Devletlerin sözleşme kapsamında daha önce üstlendiği taahhütlerden geri adım atması anlamına geleceği konusunda uyarıda bulundu. Ülkelerin çölleşme ve kuraklıkla ortaklaşa mücadele etme taahhüdünde zaten bulunduğunu belirten delegeler, kuraklığın ivme kazanan şiddeti ve coğrafi yayılımı göz önüne alındığında dünyanın bir “çarpan etkisine” ihtiyacı olduğunu ifade etti.
Yanı sıra hiçbir ülkenin kendi ülkesinde harekete geçmek için uluslararası bir talimat beklemediğini belirtirken, asıl sorunun mevcut araçlar değil, bunları koordine edecek bir yönetişim çerçevesinin bulunmaması olduğunu vurguladı. Ülkeleri bu kaynağa bağlayacak bir sistem olmadan, milyarlarca dolarlık finansmanın pratikte ulaşılamaz durumda kaldığını ifade etti.
UNCCD: “Tarafların Çoğunluğu Konuya Küresel Bir Sorun Olarak Yaklaşıyor”
UNCCD İcra Sekreteri Yardımcısı Andrea Meza Murillo da aradaki görüş ayrılığını kabul etmekle birlikte, bunun Tarafların çoğunluğunun iradesini yansıtmadığını belirtti. Durumu iklim inkarcılığına benzeterek, bu yaklaşımın genel kabul gören ana akım görüşle karıştırılmaması gerektiğini ifade etti.
“Bunun yerel bir olay olarak ele alınması gerektiği yönünde bazı görüşler duyuyoruz ancak bu, Tarafların çoğunluğunun pozisyonu değil. Tarafların çoğunluğu bunun küresel bir sınama olduğunu ve küresel çözümler gerektirip bunları beraberinde getirmesi gerektiğini kabul ediyor,” diyen Murillo, farklı görüşlerin “çok taraflılığın güzelliğinin” bir parçası olduğunu da sözlerine ekledi.
Meza, birçok ülkenin bu yılki güçlü El Niño’nun ağır etkileriyle mücadele ettiğini ve “kendi halklarının karşısına çıkıp” müzakere edilmiş hiçbir sonuç elde edilemediğini söyleyemeyeceklerini belirterek, COP17’nin yine de bir anlaşmayla sonuçlanacağı yönündeki iyimserliğini dile getirdi.







