Yeni yayımlanan bir raporun 4. edisyonu, özel sektör ve hükümetlerin son 10 yılda sürdürülebilir teknolojilere 17 trilyon dolarlık devasa bir yatırım gerçekleştirdiğini gösteriyor. Ancak rapora göre, bu yatırımların sağladığı ilerleme her alanda aynı hızda gerçekleşmedi. Bulgular, sürdürülebilirlik dönüşümünün giderek daha fazla farklılaşmanın yaşandığı yeni bir döneme girdiğine dikkat çekerken, ayrışmanın daha da belirginleşebileceğine işaret ediyor.
Yönetim danışmanlığı şirketi Bain & Company’nin Vizyoner CEO’nun Sürdürülebilirlik Rehberi raporunun dördüncü sayısına göre, özel şirketler ve hükümetler son 10 yılda sürdürülebilir teknolojilere 17 trilyon dolar gibi rekor düzeyde yatırım yaptı.
Sürdürülebilirlik Dönüşümünde Yeni Dönem
Ancak bu yatırımların sağladığı ilerleme her alanda aynı hızda gerçekleşmedi. Rapor, sürdürülebilirlik dönüşümünün giderek daha fazla farklılaşmanın yaşandığı yeni bir döneme girdiğine dikkat çekerken, bu ayrışmanın önümüzdeki 10 yılda daha da belirginleşebileceğine işaret ediyor. Raporda ayrıca şirketlerin bu yeni dönemi yönetebilmek için atabilecekleri adımlar ortaya konuluyor.
Rapora göre sürdürülebilirlik alanındaki yatırımlar 2025 yılında 2,4 trilyon dolarla rekor seviyeye ulaştı. Ancak yatırımların %90’ı yalnızca üç sektörde yoğunlaştı: Yeşil enerji, binalar ve mobilite. Bu alanlarda sağlanan sermaye desteği, teknolojilerin ölçek kazanmasına ve maliyetlerin düşmesine yardımcı olurken, bu gelişmeler yeni yatırımları da beraberinde getirdi.
Buna karşılık, tarım, üretim ve malzemeler ve doğal sermaye sektörleri olmak üzere üç alanda yatırımların sınırlı kaldığı görülüyor. Küresel seragazı emisyonlarının yaklaşık %37’sinden sorumlu olan bu üç sektör, toplam sürdürülebilirlik yatırımlarının %10’undan daha azını aldı.
Rapora göre teknolojik gelişmelerde de benzer bir ayrışma yaşanıyor. Raporda Bain’in Yeşil Teknoloji Performans Endeksi (Green Technology Performance Index), 37 sürdürülebilir teknolojinin 2025 yılındaki gerçek kullanım düzeylerini, 10 yıl önce yapılan öngörülerle karşılaştırıldı.
Buna göre yalnızca güneş enerjisi, bataryalar ve elektrikli araçlar öngörülerin üzerinde bir performans sergiledi. Buna karşılık 29 teknoloji, 10 yıl önce yapılan tahminlerin gerisinde kaldı. Beklentilerin altında kalan teknolojilerde ise üç kritik unsurdan en az birinin yeterince devreye girmediği görülüyor: Teknoloji, davranış ve politika.
Çevresel Endişeler Alışkanlıkları Değiştiriyor
Çevre konusundaki endişeler üç yılın ardından ilk kez yeniden yükseldi. Bain’in ABD, Birleşik Krallık, İtalya, Brezilya ve Endonezya’da 7.500 tüketiciyle gerçekleştirdiği araştırmaya göre, tüketicilerin %85’i çevresel sürdürülebilirlik konusunda endişeli olduğunu belirtiyor. Bu oran geçen yıl %79 seviyesindeydi.
Aşırı hava olaylarına maruz kalma, sıcak hava dalgaları, seller ve orman yangınları başta olmak üzere tüketicilerin en büyük çevresel endişesi olmaya devam ediyor. Endişe düzeyi özellikle genç tüketiciler ve hızlı büyüyen pazarlarda yaşayan tüketiciler arasında daha yüksek.
Araştırma, tüketicilerin daha sürdürülebilir bir yaşam biçimine yöneldiğini de ortaya koyuyor. Sürdürülebilir alışkanlıkların benimsenme oranı tüm kategorilerde yıllık bazda artmaya devam ediyor. Katılımcıların %83’ü üç veya daha fazla sürdürülebilir yaşam alışkanlığını benimsediğini belirtirken, bu oran 2023 yılında %73 seviyesindeydi.
Sürdürülebilirliğe önem vermediğini belirten tüketiciler arasında dahi üç veya daha fazla sürdürülebilir alışkanlığı benimseyenlerin oranı %35’ten yaklaşık %50’ye yükseldi. Ancak bu davranışların temel motivasyonu çoğu zaman çevresel kaygılar değil. Tüketiciler sürdürülebilir davranışlar sergilerken bunu çoğunlukla ekonomik fayda, sağlık veya dayanıklılık gibi nedenlerle açıklıyor. Bu durum, bireylerin söyledikleriyle yaptıkları arasındaki farkı ifade eden “söyle-yap açığı”nın tüketici tarafındaki karşılığını ortaya koyuyor.
Tüketiciler sürdürülebilir bir ürün için ortalama %18 daha fazla ödeme yapmaya hazır. Ürünün aynı zamanda sağlık açısından bir fayda sunması durumunda bu oran %24’e çıkıyor. Tüketicilerin yarısından fazlası ise yerel işletmeleri desteklemek ve tedarik güvenliğini güçlendirmek amacıyla eskisinden daha fazla yerel alışveriş yaptığını belirtiyor.
Yapay zeka, tüketicilerin ürünleri araştırma, karşılaştırma ve satın alma biçimlerini yeniden şekillendiriyor. Tüketiciler sağlık, beslenme ve sürdürülebilirlik gibi konularda giderek daha fazla AI araçlarına ve ürün bilgi uygulamalarına başvuruyor. Bain Consumer Lab araştırmasına göre, AI kullanan tüketicilerin %48’i daha sürdürülebilir yaşamak için bu araçlardan yararlanırken, alışveriş sırasında %43’ü daha sağlıklı, %38’i ise daha çevre dostu ürünleri belirlemek için AI kullanıyor. Sürdürülebilirlikte tüketicilerin karar vermekte zorlanması bu dönüşümü daha önemli hale getiriyor; araştırmaya göre tüketicilerin %68’i daha düşük karbonlu ürünü doğru belirleyemiyor. Bu nedenle şirketlerin sürdürülebilirlik bilgilerini ürün ve marka bazında, açık ve AI tarafından erişilebilir şekilde uygulamalar üzerinden sunması giderek önem kazanıyor.
İklim Değişiklikleri Şirketler için Giderek Daha Önemli Hale Geliyor
Son dönemde yaşanan aşırı hava olayları, şirketler açısından dayanıklılığın önemini de ortaya koyuyor. İklim değişikliğinden kaynaklanan afetler yüzünden kayıplar her yıl %5-7 oranında artarken, toplam kayıplar ile sigorta kapsamındaki kayıplar arasındaki fark da yüksek seviyesini koruyor.
Araştırma, iklim kaynaklı aksaklıkların tüm şirketleri aynı şekilde etkilemeyeceğine işaret ediyor. İklim kaynaklı risklerin artmasıyla birlikte, bu konuda daha duyarlı olan şirketlere doğru bir değer kayması yaşanabilir. Bu şirketler daha yüksek pazar payı ve daha güçlü gelir artışı elde etme fırsatına sahip olabilir.
Bain, 12 sektörde yaklaşık 150 bin varlığı analiz ederek, tüm varlıkların dayanıklılığın görece düşük ek maliyetlerle güçlendirilebileceği belirli fırsat dönemlerine sahip olduğunu ortaya koydu. Ancak bu fırsatların sıklığı sektörlere göre önemli ölçüde değişiyor.
Örneğin güneş enerjisi şirketleri, yeni tesisleri en başından itibaren dayanıklılık unsurlarını dikkate alarak tasarlayabiliyor ve daha sık yenileme fırsatına sahip oluyor. Buna karşılık çelik ve çimento gibi daha köklü ve sermaye yoğun sektörlerde yenileme fırsatları yalnızca 25-35 yılda bir ortaya çıkıyor. Bu nedenle doğru zamanda alınmayan kararlar, onlarca yıl sürebilecek yapısal kilitlenmelere yol açabiliyor.
Yapay Zekanın Enerji Tüketimi Üzerindeki Etkisi
Raporun ortaya koyduğu en önemli algı farklılıklarından biri, yapay zekanın enerji tüketimi üzerindeki etkisine ilişkin. Yöneticiler yapay zekanın enerji kullanımını gerçekte olduğundan 16 kat daha yüksek tahmin ederken, tüketicilerin tahmini yaklaşık 30 kat daha yüksek.
Bain’in 400 üst düzey profesyonelle gerçekleştirdiği araştırmaya göre yöneticiler, yapay zekanın üç yıl içinde küresel enerji tüketiminin yaklaşık %11’ini oluşturmasını bekliyor. Tüketiciler ise bu oranın %19 olacağını öngörüyor.
Buna karşılık Bain’in özel IntersectSM iklim-ekonomi modellemesi, yapay zekanın küresel enerji tüketimindeki payının çok daha düşük, yaklaşık %0,7 seviyesinde olacağını öngörüyor.
Tahminler gerçeğin üzerinde olsa da tüketicilerin endişeleri gerçek davranış değişikliklerine yol açıyor. Araştırmaya katılan tüketicilerin yaklaşık üçte ikisi, yapay zekanın enerji etkisine ilişkin endişeleri nedeniyle somut adımlar attığını belirtiyor. Bu adımlar arasında paylaştıkları bilgileri sınırlamak, farklı platformlara geçmek, bazı araçları kullanmayı bırakmak veya endişelerini kamuoyuyla paylaşmak yer alıyor.
Şirketler de farklılaşan gruplara ayrılıyor. Yapay zeka ve sürdürülebilirlik alanlarında en yüksek olgunluk ve benimseme düzeyine sahip öncü şirketlerin (shapers) %90’ı, yapay zekayı sürdürülebilirlik hedeflerini ilerletmek için önemli bir fırsat olarak görüyor. Geride kalan şirketlerde (laggards) ise bu oran geçen yıl %57 iken bu yıl %41’e geriledi.
Deneyim de bu ayrışmayı güçlendiriyor. Öncü şirketler, araştırmada incelenen sürdürülebilir yapay zeka kullanım alanlarının %86’sını aktif olarak hayata geçirmiş durumda. Bu uygulamalar, şirketlerin somut sonuçlar görmesini sağlıyor. Daha az başarılı uygulamaya sahip şirketlerde ise teknolojinin potansiyeli tam olarak ortaya çıkmadan yapay zekaya yönelik güvenin azalması riski bulunuyor.
Şirketler içinde de sürdürülebilir yapay zeka konusunda farklı önceliklere sahip iki grup ortaya çıkıyor. Sürdürülebilirlik yöneticileri sürdürülebilir yapay zeka için iş gerekçesini oluştururken, iş kararlarını veren liderler ve genel müdürler yatırımların ölçeklendirilmesine odaklanıyor. Ancak iki grubun öncelikleri aynı değil.
Sürdürülebilir yapay zeka yatırımları değerlendirilirken C-seviye yöneticiler ve genel müdürler finansal getiriyi ilk sıraya koyuyor. Sürdürülebilirlik profesyonelleri ise mevzuata uyum ve risk yönetimini önceliklendirirken finansal getiriyi dördüncü sırada değerlendiriyor.
Başka bir ifadeyle, sürdürülebilir yapay zekanın şirket içindeki iş gerekçesi, yatırımların değerlendirilmesi ve finansman kararları üzerindeki etkisi üzerinden ölçeklendiriliyor.
Sürdürülebilirlik Dönüşümünde Farklı Hızlar Öne Çıkıyor
Bulgular, sürdürülebilirlik dönüşümünün geri çekilmediğini, ancak tüm alanlarda aynı hızla ilerlemediğini ortaya koyuyor. Rapor yatırım, teknoloji, şirketlerin aksiyonları ve tüketici davranışlarının birbirinden farklı hızlarda ilerlediğine işaret ediyor.
Değer yaratma açısından daha iyi konumlanabilecek şirketler; bu farklılıkları anlayan, kanıtlanmış fırsatları ölçeklendiren, teknoloji, politika veya davranış alanlarında yeni bir hızlanmanın ortaya çıkabileceği noktaları önceden gören ve halihazırda etkisini göstermeye başlayan aksaklıklara karşı dayanıklılık geliştiren şirketler olacak.
Raporun Enerji Dönüşümü Asya’dan Geçiyor başlıklı bölümünde Asya’nın enerji dönüşümündeki dönüşüm, rekabet, tedarik ve yatırımlara nasıl yön verdiği konularına değinilirken; Sürdürülebilirlik için Yeni Yatırım Rehberi başlıklı bölümünde de yoğunlaşmış mülkiyet yapısının karbonsuzlaşma uygulamalarında sağladığı avantaj ile iklim riskleri ve politika alanındaki gelişmelerin sürdürülebilirlik yatırımcıları açısından nasıl farklılaşma yaratabileceği konusu ele alınıyor.







