Kültür

Ekolojik Sürdürülebilirlik Her Konunun Zemini Haline Gelmeli

Sanatçı Şahin Demir, Sevil Dolmacı Art Gallery’nin ana mekanı Villa İpranosyan’daki, Boş Zamanlar Bahçesi başlıklı sergisinde izleyiciyi, agresif bir ekspresyonla karşıladı. Küresel felaketlere, ekolojik sorunlara ve doğa üzerinde oluşan tahribata kafa yoran sanatçı; kendi kültürüne ait detayları, bozulmuş ve parçalanmış kompozisyonlarına ekledi.

Röportaj: Elif YAŞAR
Ocak 2022’yi Boş Zamanlar Bahçesi başlıklı serginizle karşıladık. Küresel felaketlere, ekolojik sorunlara ve hızla kirlenen doğaya dikkat çeken serginizin çıkış noktasından söz eder misiniz?

Son dönem işlerimde, daha önceki eserlerime göre çok keskin bir geçiş yaptığım söylenemez. Doğa ve insanı, bir türlü uyumlanamayan bir bütün olarak görüyorum. Bu nedenle bu sergide iki özneyi bir arada, aynı tuval üzerinde çalışmayı istedim. Eserlerimde tamamlayıcı ve bütünleyici bir yaklaşımla hem portre hem de ölü doğayı işledim ve benim için çocukluğumdan beri özel olan ‘ayçiçekleri’ ile aradaki geçişi sağladığıma inanıyorum.

Sanatçı Şahin Demir
Sürdürülebilir bir sistem düşüncesi yakın gelecekte sanatın ana meselesi haline gelebilir mi?

Kesinlikle gelebilir, hatta gelmeli de. Hayatın her alanında sürdürülebilirlik düşüncesini benimsemedikçe dünya olarak daha iyiye gidemeyeceğiz. Sanatın tek bir odağı olmasını savunmuyorum. Sanat çok geniş bir perspektiften ele alınmalı, fakat özellikle ekolojik sürdürülebilirlik her konunun zemini haline gelmeli, diye düşünüyorum.

Dünya her geçen yıl, küresel felaketler ve ekolojik sorunlarla daha fazla karşı karşıya kalıyor. Var olan koşullarda sanatçı kendini nasıl konumlandırmalı?

Dünyanın karşılaştığı sorunlar karşısında bizler, insanlar olarak sorunun çok ciddi birer parçasıyız. Sorun yerine çözüm olmaya odaklı bir yaşama evrilmemiz gerekiyor. Sanatçı günümüz koşullarından bihaber olmamalı. Ekolojik olarak bir krizin içindeyiz, evet ama bunu bir ilham kaynağı gibi kullanmamız da mümkün.

İki yılı aşkın süredir tüm insanlığı etkisi altına alan Covid-19 Pandemisi sizi nasıl etkiledi, sizce pandeminin sanattaki etkileri neler olacak?

Açıkçası böyle bir sürecin yaşanması zorlayıcı ve üzücü. Ama hayat akışının yavaşlamasıyla birlikte çoğu sanatçı, -buna ben de dahilim- sanatsal pratiğine yoğunlaşma fırsatı buldu, atölyesine çekildi ve üretti. Bir noktada sanatsal üretim için verimli oldu, diyebiliriz. Farklı bir psikolojik seviyeye geçtiğimi düşünüyorum, gözlem yeteneğim oldukça arttı bu süreçte. Bu dönemde üretilen sanat eserleri için özel olduklarını söyleyebiliriz. Kriz anlarında sanatsal üretim oldukça canlanır ve çeşitlenir.

Geçmişte natürmortun (ölüdoğanın) bolluğun, zenginliğin ve ihtişamın çağrışımı olarak görüldüğünü biliyoruz. Sizin yapıtlarınızda ise natürmort; iklim krizine, kıtlığa ve çöküşe karşılık geliyor. Natürmortun sanatınızdaki dönüşümünü yorumlar mısınız?

Natürmortun ortaya koyduğu diyalektiği gözden kaçırmamalıyız. Sanat tarihinde bolluğun, zenginliğin, ihtişamın çağrışımı olarak kullanılmasının yanında bu kavramların zıtlıklarını da her zaman barındırdı eserler. Ben kendi eserlerimle geçmişteki çağrışımın tam tersi bir anlamı yakalamak niyetindeyim.

Sürdürülebilir anlayış içerisinde, sanatın üretim sürecine bakacak olursak -ki buna sanatçının kullanacağı malzemeleri de dahil edelim- sanatçı nasıl bir tavır almalı?

Hayatın her alanında olduğu gibi sanatsal üretimde de ‘eco-friendly’ (çevre dostu) malzemeler kullanmaya özen göstermemiz gerektiğine inanıyorum.

Gelişen teknoloji sanatçıyı ne ölçüde kuşatıyor? Teknolojik malzemelerden yararlanma, daha da ileri gidersek, sanatınızı dijitalleştirme konusunda çağın baskısını hissediyor musunuz?

Dijitalleşme günümüzde müthiş imkanlar yaratıyor ve hayal gücünün sınırlarını zorluyor ama açıkçası, ben tuval ve boyayı hissetmeyi seviyorum. Kendimi en iyi böyle ifade edebildiğimi ve aktarabildiğimi düşünüyorum.

About Post Author