#ekoIQ Biyoçeşitlilik Korkusuz Korkağı Korkutmak
Biyoçeşitlilik

Korkusuz Korkağı Korkutmak

biyoçeşitlilik

Her gün renkler, sesler, imgeler ve hatta dokunuşlarla bize her şeyin yolunda olduğunu, onlara güvenebileceğimizi, onları sevebileceğimizi anlatan markalar bunun tam tersini yapabilir. Yani aslında hiçbir şeyin yolunda olmadığını, harekete geçmemiz gerektiğini ve gezegenimizin bize ihtiyaç duyduğunu da aynı medya kampanyaları ve ürünler ile rahatlıkla anlatabilir.

Arzu Deniz AKSOY, Sosyal Etki Girişimcisi, Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi, arzudeniz.aksoy@gmail.com

Dünyanın insanlara bir koca yılda, yani 12 ayda, 365 gün ve 6 saatte sunduğu zenginlikleri, sadece 214 günde tükettik; geriye yalnızca bir yankı kaldı. Yarınlar yok olup giderken hâlâ başka meseleleri tartışan, gezegenimiz yanarken kafasını başka tarafa çeviren insanların, açgözlü kahkahalarının ve sonsuz sözlerinin her gün kafatasımızı doldurup taşıran yankısı! İklim Saati (The Climate Clock) patlamaya hazır bir bomba misali durmaksızın geri sayıma devam ederken biz korkusuz korkakların aklından geçen, “Nasıl olsa ölmeyecek miyiz? Ha şimdi ha altı ay sonra?” düşüncesinin (Korkusuz Korkak, 1979 / Natuk Baytan tarafından yönetilen Kemal Sunal filmi) bizimle bu gezegeni paylaşan 7 milyon canlı türünün çığlığını bastıran yankısından söz ediyorum.

Markalar “Aman Dikkat Et Mülayim, Ölüm Tehlikesi Var!”

Biz korkusuz korkaklar kontrolsüz ve sürdürülemez şekilde tüketmeye devam ederken dünyadaki biyolojik çeşitlilik de alarm verici bir hızla azalmakta. Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından en son 2022 yılında yayımlanan ve bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı Yaşayan Gezegen Raporu’na göre, 1970 ve 2018 yılları arasında izlenen yaban hayatı popülasyonlarında ortalama %69’luk bir düşüş söz konusu. Tüm bunlara dur demenin, kafamızın içinde dönüp duran yankıyı bastırmanın tek bir yolu var: Sürdürülebilirlik ve biyoçeşitlilik gibi küresel düzey-de önemli konular hakkında yüksek sesle konuşmak. Bunu başarmak için çok sayıda sesi bir ara getirmek gerekiyor ve insanlarla iletişim konusunda sesi oldukça gür çıkan bir grup var: Markalar! İşte tam da bu noktada biz korkusuz korkakların aşk duyduğu markalara büyük sorumluluk düşüyor. Peki, bu sorumluluk yalnızca üretim, teknoloji ve yatırım ile mi sınırlı? HAYIR!

Görevimiz 3K: Korkusuz Korkağı Korkutmak

Sürdürülebilirlik ve biyoçeşitlilik konularında toplumların farkındalığının artırılması en ciddi problemlerin olduğu alanlardan biri. Aslında hepimiz içinde bulunduğumuz krizin az-çok farkındayız. Örneğin, iklim normallerinin dışında seyreden bu sıcak günler, her gün manşetlerde görmeye alışık olduğumuz barajların durmaksızın düşen su seviyeleri ya da sosyal medyada öylece dolaşırken karşımıza çıkan parçalanmış buzulların heybetli resimleri… Bunların farkında olmak, görmek bir kenara bu krizi birinci elden tecrübe ediyoruz. Fakat hiçbir şey yapmıyoruz; anda kalmaya, içinde bulunduğumuz anı yaşamaya devam ediyoruz. Bu durum Bilinçli Farkındalık ya da daha popüler olan adıyla “Mindfulness” olarak adlandırılıyor. Adeta içinde yaşadığımız post-modern dünyada hayatta kalabilmek için geliştirdiğimiz bir adaptasyon. Bizi geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin kaygılarından koruyan bir farkındalık türü. Diğeryandan bizi birer “Korkusuz Korkak” kılan adaptasyonun ta kendisi. Ardında yatan neden ise bana göre insanın dinmek bilmeyen güvenlik ihtiyacı. Geçmişe yönelik keşkeler ve geleceğin belirsizlikleriyle başa çıkmak için bugünün sürekliliğine ve içinde bulunduğumuz anın konforuna ihtiyaç duyarız. Ancak bu süreklilik ve düzen duygusu yardımıyla çevremizdeki durmaksızın değişen dünya ile başa çıkabiliriz. Bir diğer deyişle dünya ancak o zaman güneşin etrafında durmayı bırakıp bizim yörüngemize girer. Bugün bize güven veren, kendine aşık eden ve istikrarlı bir şekilde hikayesini sürdürüp bize hayatın hâlâ devam ettiğini gösteren markalar işte tam da bu yüzden dünyayı bizim yörüngemizden çıkartabilecek kadar büyük bir süper güce sahip. Bu noktada sürdürülebilir bir yaşam inşasının ve tüm insanlık için hayati öneme sahip biyoçeşitliliğin korunmasının ancak biz korkusuz korkakların korkutulması yani güvenli alanlarından çıkartılıp içinde bulunduğumuz kriz ile yüzleştirilmeleri yoluyla sağlanabileceğini iddia etmek yanlış olmayacaktır.

Peki Ama Nasıl? Markaların Süper Gücü

Markalar her gün bizimle konuşur; bazen birtakım sesler ve melodilerle bazen de renkler ve şekillerin yarattığı harmoniyle. Kimi zaman bir ekranda, kimi zaman basılı bir materyalin üstünde biz korkusuz korkaklar, baktığımız her yerde gülümseyen markaları görürüz. Peki ya bu markalar birdenbire gülümsemeyi bıraksa? İşte bu hayatlarımızdaki devamlılık hissini altüst edecek, ezber bozan bir değişim olurdu. Markaların yapması gereken de tam olarak bu. Her gün renkler, sesler, imgeler ve hatta dokunuşlarla bize her şeyin yolunda olduğunu, onlara güvenebileceğimizi, onları sevebileceğimizi anlatan markalar bunun tam tersini yapabilir. Yani aslında hiçbir şeyin yolunda olmadığını, harekete geçmemiz gerektiğini ve gezegenimizin bize ihtiyaç duyduğunu da aynı medya kampanyaları ve ürünler ile rahatlıkla anlatabilir.

Gelin, size oldukça güncel sayılabilecek bir örnekten bahsedeyim: 2022 yılında WWF tarafından hızla yok olan biyoçeşitliliğe dikkat çekmek adına Dünya Yaban Hayatı Günü (3 Mart) kapsamında ortaya atılan #WorldWithoutNature kampanyası. Birçok spor kulübünü ve global markayı bir araya getiren bu sosyal medya kampanyası kapsamında, Carlsberg, Duolingo, Dove (ve daha fazlası) gibi her gün doğrudan ya da dolaylı yollarla gündelik yaşantımızın bir parçası olan markalar ve İngiltere Premier Lig’in önde gelen ekiplerinden Aston Villa gibi spor kulüpleri, hepimizin tanıdığı dünyaca ünlü logolarındaki hayvanları ve bazı renkleri logolarından çıkarttı. O zamanlar ses getiren bu kampanya, dikkatleri hızla tükenen doğal kaynaklarımıza ve azalan biyoçeşitliliğe çekme konusunda oldukça başarılı olmuştu. Bu gibi kampanyaları yalnızca bir günlüğüne ya da yılda bir defaya mahsus yapmak yerine bir süreklilik sağlamak, insanları harekete geçme konusunda daha istekli hale getirecektir. Böylelikle tüketip içini boşalttığımız dünyada yok olmaya mahkum ettiğimiz ve sayıları hızla azalan 7 milyon canlı türünün sessiz çığlığı yerine, hayattan yana mücadelemizin haklı ve gururlu ayak sesleri yankılanacaktır. Hayatla, yani biyoçeşitlilik ile dolup taşan bu nadide yuvayı gelin hep beraber koruyalım.

Dünya hepimizin!

About Post Author