#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
Yapay

Yapay Zekayla Nasıl Bir Geleceği Şekillendiriyoruz?

Üretim ucuzladığında daha fazla üretmeye, bir hizmet kolaylaştığında onu daha sık kullanmaya başlayabiliyoruz. Böylece tek bir işlem için harcanan kaynak azalırken toplam tüketim büyüyebiliyor. Yapay zekanın iklim açısından taşıdığı temel risklerden biri de burada ortaya çıkıyor.

Aynur KOLBAY HÜLYA, MarjinalSosyal Direktörü

Yapay zekayla daha hızlı yazıyor, çeviri yapıyor, büyük miktarda bilgiyi inceleyebiliyor ve daha önce saatlerimizi alan işleri dakikalar içinde tamamlayabiliyoruz. Hayatımıza getirdiği kolaylıkları görmek zor değil. Ancak ekranımızda birkaç saniyede beliren yanıtın arkasında elektrik tüketen, soğutma için su kullanabilen ve sürekli yeni donanıma ihtiyaç duyan bir altyapı var.

İklim açısından mesele bu altyapının çevresel yüküyle de sınırlı kalmıyor. Yapay zekayı hangi amaçla kullandığımız, en az onu çalıştırmak için harcadığımız kaynaklar kadar önemli. Aynı teknoloji, güneşten ve rüzgardan daha fazla yararlanmamızı da sağlayabilir, daha fazla petrol çıkarmanın yolunu da açabilir. Bu nedenle yapay zekanın iklim krizindeki rolünü anlamak için hangi faaliyetleri kolaylaştırdığına ve yaygınlaştırdığına bakmamız gerekiyor.

Daha Verimli Olmak, Daha Az Tüketmek Anlamına Gelmiyor

Verimlilik, genellikle çevre açısından olumlu bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Bir işi daha az enerjiyle, daha kısa sürede veya daha az malzemeyle yapmak elbette değerli. Ancak bu kazanımın ardından ne olduğu da önemli.

Üretim ucuzladığında daha fazla üretmeye, bir hizmet kolaylaştığında onu daha sık kullanmaya başlayabiliyoruz. Böylece tek bir işlem için harcanan kaynak azalırken toplam tüketim büyüyebiliyor. Yapay zekanın iklim açısından taşıdığı temel risklerden biri de burada ortaya çıkıyor.

Örneğin enerji şirketlerinin kayıpları azaltmasına yardımcı olan bir uygulamayla yeni petrol ve gaz kaynaklarının çıkarılmasını kolaylaştıran bir uygulama, aynı “verimlilik” başlığı altında anlatılabilir. Oysa iklim açısından sonuçları oldukça farklıdır. Daha fazla fosil yakıt üretimini mümkün kılan bir teknolojiyi, yalnızca işleri daha verimli hale getirdiği için çevreci kabul edemeyiz.

Bu alandaki araştırmaların uyarısı da bu yönde: Temiz enerjiye sağlanan katkılar, fosil yakıtların büyümesine verilen destekle birlikte değerlendirilmeli. Bir yerde sağlanan tasarrufun başka bir yerde artan emisyonları kendiliğinden telafi ettiğini varsayamayız.

İyi Bir Analizden Gerçek Bir Değişime

Yapay zekanın iklim eylemini destekleyebileceği pek çok alan var. Elektrik ihtiyacını daha iyi öngörmek, yenilenebilir enerjiden daha fazla yararlanmak veya binalarda gereksiz enerji kullanımını belirlemek bunlardan bazıları olabilir.

Yerel yönetimler açısından da önemli olanaklar sunabilir. Bir belediyenin hangi binalarında enerji kaybı yaşandığını görmesi, sıcak hava dalgalarından daha fazla etkilenen mahalleleri belirlemesi veya aldığı önlemlerin sonuçlarını izlemesi kolaylaşabilir. Sınırlı ekiple çalışan bir sivil toplum kuruluşu da çok sayıda raporu incelemek ve bilgiyi anlaşılır hale getirmek için bu araçlardan yararlanabilir.

Ancak başka bir açıdan bakacak olursak da bir binanın enerji kaybını tespit etmek, o binayı yalıtmıyor. Bir mahallenin aşırı sıcaklardan etkileneceğini öngörmek, orada gölgelik alanlar yaratmıyor. Bunun için bütçe, insan kaynağı, kurumlar arası iş birliği ve karar alma iradesi gerekiyor. Bir şirketin teknolojiye umut bağlaması, çevresel etkisini gerçekten azalttığı anlamına gelmiyor. Bu beklentinin ne ölçüde karşılandığını değerlendirmek için yapılan yatırımın büyüklüğü ve kullanılan sistemin yeniliğinin yanı sıra uygulamada elde edilen somut sonuçlara da bakılması gerekiyor. Yapay zekaya ilişkin güçlü beklentileri de bu çerçevede değerlendirmeliyiz.

Faydayı Kim Görüyor, Bedeli Kim Ödüyor?

Yapay zekanın çevresel etkilerini konuşurken toplumsal eşitsizlikleri de hesaba katmadan geçemeyiz diye düşünüyorum. Çünkü baktığımızda yapay zekanın sunduğu kolaylıklardan yararlananlarla, onu çalıştırmak için tüketilen elektrik ve suyun çevresel etkilerine maruz kalanlar genelde farklı topluluklar oluyor. Bu nedenle bir yatırımın toplam katkısını değerlendirirken yerel kaynakları ve o kaynaklara ihtiyaç duyan toplulukları da düşünmek gerekiyor.

Yapay zekanın karar alma süreçlerinde kullanılması da benzer soruları beraberinde getiriyor. Bu sistemler geliştirilirken kimlerin yaşam koşulları ve ihtiyaçları dikkate alınıyor, kimler gözden kaçırılıyor? Özellikle iklim krizinden daha fazla etkilenen insanların, kendileri için geliştirilen çözümlerin hazırlanmasına katılmaları gerekiyor. Bir bölgede yaşayan insanların bilgisi ve deneyimi, yapay zeka sistemlerine veri sağlamakla sınırlı kalmamalı. Bu insanlar, hangi sorunların öncelikli olduğuna ve nasıl çözüleceğine ilişkin kararlarda da söz sahibi olmalı.

Bu açıdan yapay zeka dönüşümü, yeni araçları kullanmayı öğrenmekten daha kapsamlı bir değişim gerektiriyor. Kurumların doğru soruları sormayı, sonuçları sorgulamayı ve sorumluluğu üstlenmeyi de öğrenmesi gerekiyor. Akıcı bir dille sunulan her yanıt doğru olmadığı gibi, karmaşık bir modelin önerdiği her çözüm de herkes için adil olmayabilir.

Sorumluluk, Kullanım Amacında Başlıyor

COP31 öncesinde gündeme gelen Antalya Yapay Zeka Taahhüdü, bu soruları uluslararası düzeyde tartışmak için bir fırsat sunuyor. Böyle bir girişimin etkisini, sorumlu kullanım ifadesinin uygulamada nasıl karşılık bulduğu gösterecek. Şirketlerin enerji ve su tüketimini açıklaması, çevresel fayda iddialarının bağımsız biçimde değerlendirilmesi ve fosil yakıt üretimini büyüten kullanımların sorgulanması bu tartışmanın mutlaka bir parçası olmalı. Kurumlar için başlangıç noktası ise ihtiyacı doğru tanımlamak olabilir. Yapay zeka nerede anlamlı bir katkı sunuyor? Hangi iş için daha basit ve daha az kaynak tüketen bir yöntem yeterli? Elde edilen kolaylık, çevresel ve toplumsal maliyetleriyle birlikte değerlendiriliyor mu?

İş dünyası devamında bu soruları yatırım ve satın alma kararlarına taşıyabilir. Sivil toplum, açıklanan vaatlerin sonuçlarını izleyebilir ve etkilenen toplulukların sesini duyurabilir. Kamu kurumları da faydanın yaygınlaşmasını ve maliyetlerin toplumun daha kırılgan kesimlerine yüklenmemesini sağlayacak kuralları oluşturabilir.

Kısacası bir teknolojinin değerini kimin hayatını nasıl iyileştirdiğiyle birlikte düşünmek gerekiyor. Yapay zeka, iklim krizi karşısında yararlanabileceğimiz araçlardan biri. Onun geleceğimizi nasıl etkileyeceği ise bugün verdiğimiz yatırım, kullanım ve yönetim kararlarına bağlı. Daha hızlı yapabildiklerimiz kadar, neyi yapmaya değer bulduğumuzu da konuşmaya ihtiyacımız var.

Marjinal Sosyal

Kolektif Amaç Sorumluluk Projelerinin Geliştirilmesi ve Uygulanması | Marjinal Sosyal