Sivil Toplum

Yeni Yüzyıl Resmin Tamamını Görme ve Eyleme Geçme Zamanı

yüzyıl

Tüm dünyada yaşanan ekonomik daralma, artan genç işsizliği, kutuplaşma, eşitsizlikler, iklim değişikliği ile mücadele, bölgemizdeki çatışma ve savaşlar ve bunların yol açtığı krizler tüm dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin de gündemindeki riskler arasında. Tüm bu gelişmeler yaşanırken, uluslararası ticaret sürdürülebilirlik üzerinden yeniden şekilleniyor. 

Cumhuriyetin ikinci yüzyılına adım atarken hem ülkemizin hem de gezegenin geleceğini bugün atacağımız adımlarla şekillendireceğimiz bir dönemeçteyiz. Önümüzdeki yüzyıl neler getirecek henüz bilmiyoruz ama gerekli adımları acilen atmazsak tüm insanlığın karşı karşıya olduğu riskleri biliyoruz. Artık adım atmamanın maliyeti, adım atmaktan daha fazla.

Ülkemiz için doğal afet kaynaklı risklerin en başında deprem riski geliyor. 6 Şubat tarihinde, 11 ilimizi etkileyen depremler hepimizi derinden sarstı. Diğer tüm krizlerde ve afetlerde olduğu gibi bu depremlerde de yine en çok etkilenenler kadınlar ve dezavantajlı gruplar oldu. Depremin ilk günleri afetin yaralarını sarmak için seferberlikle geçerken şimdi önümüzde bölgenin yeniden toparlanması için uzun bir yolculuk var. Toparlanmanın hızlı, adil ve “kimseyi geride bırakmadan” yapılabilmesi ve benzer acıların tekrar yaşanmasının önlenmesi ise bundan sonraki asıl sınavımız olacak.

Uluslararası Ticaret Sürdürülebilirlik Üzerinden Yeniden Şekilleniyor

Tüm dünyada yaşanan ekonomik daralma, artan genç işsizliği, kutuplaşma, eşitsizlikler, iklim değişikliği ile mücadele, bölgemizdeki çatışma ve savaşlar ve bunların yol açtığı krizler tüm dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin de gündemindeki riskler arasında. Tüm bu gelişmeler yaşanırken, uluslararası ticaret sürdürülebilirlik üzerinden yeniden şekilleniyor. En büyük ticaret ortağımız Avrupa Birliği, önümüzdeki dönemde Avrupa Yeşil Mutabakatı ve geçtiğimiz günlerde hayata geçirdiği Sınırda Karbon Düzenlemesi çerçevesinde hem kendi içinde hem de kendi sınırlarını aşan bir dönüşümün tetikleyicisi oluyor. AB’nin Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum konusunda proaktif yaklaşımı karbon salımı azaltımı, enerji ve kaynak verimliliğini yatırım stratejilerinde birincil sıraya taşırken tedarik zincirlerini de kapsayan bir dönüşümünü hızlandıracak. Gerekli adımlar atılmazsa, Türk sanayisi daha yüksek üretim maliyetleri, finans-mana erişimde engel ve rekabet gücünün azalmasıyla karşı karşıya kalabilir. Hiç şüphesiz bu sürece adaptasyon hızımız, küresel rekabetteki yerimizi ve gücümüzü de belirleyecek. 

Sürdürülebilirlik Daha Bütüncül Tartışılıyor

Öte yandan bu sene gerçekleştirilecek BM İklim Değişikliği 28. Taraflar Konferansı (COP 28), sağlık ve iklim krizine bir gün ayıran ilk Taraflar Konferansı olacak. Bu kapsamda, uyum (adaptation) tanımının küresel iklim direncini sağlamak, gıda sistemlerini dönüştürmek, orman arazi kullanımını ve su yönetimini geliştirmek için genişletilmesi de gündemde. Petrol ve fosil yakıt tartışmaları ise müzakereleri yine en çok meşgul edecek başlıklar olacak gibi görünüyor.

Sürdürülebilirlik sadece çevresel değil, sosyal boyutları da içerecek şekilde daha bütüncül tartışılıyor. BM Genel Kurulu, 2022 Temmuz ayında temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevre hakkını insan hakkı olarak kabul etti. COP 27 iklim değişikliğinin insan hakları boyutuna ilişkin kapsamlı tartışmalara ev sahipliği yaptı. Geçtiğimiz yıl Aralık ayında gerçekleşen İş Dünyası ve İnsan Hakları Zirvesi de yeşil ekonomiye geçişi insan hakları ekseninden derinlemesine inceledi. AB Yeşil Mutabakatı’yla şirketlerin tedarik zincirinde insan hakları alanında çocuk işçiliği ve zorla çalıştırma gibi alanlardan sorumlu tutulacağı düşünüldüğünde iş dünyası ve insan hakları da önümüzdeki dönemin öncelikli konuları arasında olacak.

Peki, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde sürdürülebilirlik gündeminde neler var?

Türkiye 2021 yılında Paris İklim Anlaşması’nı onayladı, COP27’de güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı’nı açıkladı. Buna göre Türkiye 2030 yılı itibarıyla seragazı emisyonlarını referans senaryoya kıyasla %41 azaltacağını ve en geç 2038’de emisyonları tepe noktaya ulaştıracağını beyan etti. Ancak bu adımlar Türkiye’den daha iddialı taahhütler bekleyen paydaşları pek de tatmin etmedi. Paydaşların talepleri ve AB Yeşil Mutabakatı gibi düzenlemeler Türkiye’nin karbon emisyon azaltımı konusunda daha ivedi ve iddialı adımlar atmasını gerektirecek.

Plastik sorunu önümüzdeki dönemin öncelikli konuları arasına girdi. Her yıl yarısı yalnızca bir kez kullanılmak üzere tasarlanmış 400 milyon tondan fazla plastik üretiliyor. Bunun %10’dan azı geri dönüştürülüyor. Tahminen 19-23 milyon tonu göller, nehirler ve denizlere atılıyor. Bu sorunlara dikkat çekmek amacıyla her yıl 5 Haziran’da kutlanan Dünya Çevre Günü’nün bu yılki teması plastik kirliliği oldu. 2024 yılına kadar plastik atıkların ortadan kaldırılması için küresel bir anlaşma hazırlanması için müzakereler devam ediyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin döngüsel ekonomi ve plastik kirliliğinin azaltımı alanında attığı adımları ivmelendirmesi gerekecek.

Uzun ve Çetrefilli Bir Yol

Konunun sosyal ayağına baktığımızda önümüzde daha çetrefilli ve uzun bir yol var. Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğine dair her endekste son sıralarda yer almaya devam ediyor. Kadınların kazanılmış haklarının dahi tartışma konusu olduğu bir gündemde eşitsizliklerin azaltılması için çabalar daha da önemli hale geliyor. İnsan hakları, çalışan hakları, çocuk işçiliği, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi konular ise yine en az ilerleme kat ettiğimiz ve somut adımlara en fazla ihtiyaç duyduğumuz alanlar arasında. Bunlara ek olarak ESG’nin (Economic, Social, Governance – Ekonomik, Sosyal, Yönetişim) G’si yani “yönetişim” önümüzdeki dönemin önemli başlıklarından biri olacak. Geleneksel yönetim anlayışına ek olarak ekonomik, çevresel ve sosyal riskleri ve fırsatları da yöneten ve en önemlisi paydaşlarla işbirliği içerisinde, ortak sorunlara ortak akılla çözüm arayan güven temelli bir yönetişim anlayışını nasıl tesis edeceğimize daha çok odaklanmamız gerekecek.

Madalyonun diğer yüzünde 2030 ajandasının gerçekleşmesinde önemli bir aktör olan şirketlerin de konuları gündemlerinde giderek daha üst sıralara taşıdığını görüyoruz. CEO’lar enflasyon ve hızlı fiyat dalgalanmaları, savaş ve çatışmalar, halk sağlığına yönelik tehditler ve işin geleceği için gerekli yetenek eksikliği gibi çok boyutlu krizler ile mücadele ettiklerini söylerken, sürdürülebilirliği önceleyerek bu riskleri daha iyi yönettiklerini belirtiyorlar.

CEO’ların %93’ü sürdürülebilirliğin görev tanımlarının önemli bir bölümünü oluşturduğunu düşünüyor. İş tanımlarına sürdürülebilirliği dahil eden CEO’lar şirketlerinin iş süreçlerini ve operasyonlarını yeniden tasarlıyor. Bununla birlikte taahhütlerin sözde kalmaması, somut aksiyonlara dönüşmesi önemli. Bunun için de şirketlerin somut, iddialı ve ölçülebilir hedefler belirlemesi ve bu hedeflerde ilerlemesini kamuoyuyla şeffaf bir şekilde paylaşması gerekiyor. Bilim Temelli Hedefler İnisiyatifi’ne (Science Based Target initiative) katılarak karbon emisyon azaltım taahhüdünde bulunan şirket sayısı her geçen gün artıyor. UN Global Compact üyesi 18.000’den fazla şirket yenilenen raporlama sistemi ile bu seneden itibaren 69 göstergede hedef ve ilerlemelerini kamuoyuna açık bir şekilde raporlamaya başlıyor. Tüm bu gelişmeler iş dünyasının somut ilerlemesini bizlere gösterecek olmakla birlikte taahhütlerini ve ilerlemesini paylaşmayan şirketlerin paydaşlarını ikna etmesini zorlaştıracak. Önümüzdeki dönemde başta tüketiciler olmak üzere tüm paydaşların şirketleri daha yakından takip ettiği ve somut ilerleme ve şeffaflık taleplerinin daha güçlü dile getirildiği bir döneme tanıklık edeceğiz.

Özetle, önümüzdeki yüzyıl için elimizde uzun bir yapılacaklar listesi var. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında herkesin eşit ve adil şekilde, refah içinde yaşadığı sürdürülebilir bir ülke sunabilmek için bugünden çalışmaya başlamalıyız.

About Post Author