Afetler bize her seferinde aynı şeyi hatırlatıyor: Önleyemediğimiz şeyleri en azından birlikte göğüsleyebiliriz. Çünkü iyi yönetilen bir kriz, yalnızca hasarı azaltmakla kalmaz; güveni, dayanışmayı ve yeniden inşa gücünü de beraberinde getirir.
Aynur KOLBAY HÜLYA, MarjinalSosyal Direktörü
Son yıllarda afetler, sanki bir bilim kurgu filminden fırlamış gibi hayatımıza daha sık ve daha sert bir şekilde etki etmeye başladı. Küresel ısınmanın kavurucu sıcaklarıyla yayılan yangınlar, savaşların yerinden ettiği insanlar, ekonomik eşitsizliklerin derinleştirdiği yaralar… Her biri sadece doğanın değil, insanlığın da bir sınavı. Kahramanmaraş’ta yıkılan evler, Ege’de yanan ormanlar, Karadeniz’de taşan dereler… Bunlar sadece istatistik değil, hepimizin hikayesi oldu ve sadece “başkalarının başına gelen şeyler” olmaktan çıktı. Şimdi bizim şehrimizde, bizim mahallemizde, bazen evimizin tam ortasında yaşanıyor. Tüm bunlar, hem dünyada hem de Türkiye’de hazırlıklı olmanın ve dayanıklılığın kritik bir önem taşıdığını hatırlatıyor.
Afetlerin Küresel Boyutu
Dünya, son yıllarda afetlerin artan sıklığı ve şiddetiyle adeta bir alarm durumunda. İşte birkaç çarpıcı örnek:
- Afet riskinin azaltılması alanında çalışan Almanya merkezli sivil toplum kuruluşu DKKV’nin yayımladığı 2024’te Afetlerin Küresel Dağılımı raporuna göre; yalnızca 2024’te dünya genelinde 393 doğal afet yaşandı. Bu afetler 16.753 kişinin hayatını kaybetmesine sebep olurken 167 milyon insanı etkiledi ve yaklaşık 242 milyar Amerikan doları ekonomik kayba yol açtı.
- Birleşmiş Milletler’in (BM) 2022 raporuna göre son 20 yılda afetlerden etkilenen insan sayısı 1,7 milyarı aştı. İklim değişikliği nedeniyle doğal afetlerin sıklığı ise %80 arttı.
- 2024’te en az 3.700 kişi iklim kaynaklı aşırı hava olayları nedeniyle hayatını kaybetti.
- Global Forest Watch verilerine göre, 2001-2021 arasında 318 milyon hektar ormanlık alan yok oldu ve bunun üçte biri orman yangınlarından kaynaklandı.
Bu veriler, afetlerin sadece bir doğa olayı olmadığını aynı zamanda ekonomik ve sosyal sistemlerimizi de derinden etkilediğini gösteriyor. Peki Türkiye bu tablonun neresinde?
Türkiye’de Afet Gerçeği
Türkiye coğrafi konumu itibarıyla deprem, orman yangını ve sel gibi afetlere açık bir ülke. Ancak son yıllarda yaşadıklarımız alınması gereken önlemlerin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha vurgular nitelikte:
- Kahramanmaraş depremleri: 11 ili etkileyen bu depremler, 53 binden fazla insanın hayatını kaybetmesine, 138 binden fazla kişinin yaralanmasına ve Türkiye’nin yüzölçümünün %15’ini etkileyen bir yıkıma neden oldu. Uzmanlar, bu felaketin en büyük dersinin yapı denetimi, kentsel dönüşüm ve afet bilinci olduğunu vurguluyor.
- Orman yangınları: Her yaz özellikle Akdeniz ve Ege Bölgeleri’nde yaşanan yangınlar, Türkiye’nin yaz kabusu haline geldi. Yangınlar neticesinde binlerce hektar orman yok oluyor, yerel halkın geçim kaynakları tehlikeye giriyor ve bölge ekosistemi ciddi zarar görüyor. İklim koşullarındaki değişimler neticesinde sıcaklık, nem ve rüzgar gibi faktörler yangınların kontrol altına alınmasını zorlaştırıyor.
- Seller ve kuraklık: Karadeniz’de yaşanan ani seller, Güneydoğu’da hakim olan kuraklık sorunu Türkiye’yi iki uçlu bir krizle karşı karşıya bırakıyor. İklim değişikliği, bu tür olayların sıklığını artırırken çarpık kentleşme ve dere yataklarındaki yapılaşma riskleri daha da büyütüyor.
Dayanıklı Bir Gelecek için Çözüm Önerileri
Bu afetlerin bize öğrettikleriyle daha iyi bir gelecek inşa etme şansımız hâlâ var. Dünyada pek çok iyi örneklerine de şahit olduğumuz gibi afet yönetimi, sadece kriz anında müdahale etmekle sınırlı değil. Dayanıklı bir gelecek inşa etmek için hazırlık, önleme ve iyileştirme süreçlerini de kapsayan bütüncül bir yaklaşım gerekiyor.
- İklim değişikliği ile mücadele: Afetlerin sıklığını ve şiddetini artırdığı aşikar olan küresel ısınma ile mücadele için yenilebilir enerjiye geçişi hızlandırmak, karbon emisyonlarını azaltmak önemli bir adım. Aynı zamanda ormanların korunması, iklim kriziyle mücadele için sağlam politikalar geliştirilmesi de riskleri en aza indirecektir.
- Planlı kentleşme ve yapı denetimi: Kahramanmaraş depremleri, bina güvenliğinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu nedenle imar aflarına son verilerek deprem yönetmeliğine uygun yapılaşmaların denetlenmesi, dere yataklarındaki yapılaşmaların engellenmesi gerekiyor.
- Risk haritaları ve erken uyarı sistemleri: Japonya veya İzlanda gibi deprem ülkeleri, erken uyarı sistemleri sayesinde kayıpları en aza indirebiliyor. Türkiye’de de hem deprem hem de sel ve yangına karşı erken uyarı sistemlerinin yaygınlaşması şart. Orman yangınları için de uydu takip sistemleri ve yerel ekiplerin güçlendirilmesi felaketlerin etkisini ciddi oranda azaltabilir.
- Afet bilinci ve toplumsal hazırlık: Toplumun afetlere hazırlık düzeyi, can ve mal kaybını azaltmada büyük rol oynuyor. Buradan hareketle okullarda afet bilinci eğitimleri ve halka yönelik tatbikatlar ve bilinçlendirme çalışmaları yaygınlaştırılmalı. Ayrıca afet anında doğru bilgiye ulaşılması ve organize olunabilmesinin de sağlanması sürecin az kayıpla atlatılmasına destek olacaktır.
- Sivil toplumun katılımı ve yerel dayanışma: Afet anlarında ilk müdahaleyi genellikle komşuların, mahalle gönüllülerinin ve yerel sivil toplum kuruluşlarının (STK) yaptıklarını görüyoruz. Ahbap, AKUT, İhtiyaç Haritası ve TOG gibi STK’lar, devletin ulaştığı yerlerde bile ilk müdahale edenler arasında yer alıyor. Bu yüzden yerel STK’lar ve gönüllü oluşumlar, afet yönetimi planlamalarında aktif olarak yer almalı; tatbikat, eğitim ve afet sonrası görev dağılımlarında önceden yetkilendirilmeli.
- Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi: Türkiye’de afet yönetimi büyük ölçüde merkezi kurumlar üzerinden yürütülüyor. Ancak yerel yönetimlerin kapasitesi güçlendirilmedikçe veya var olan kapasitelerini kullanmalarının önüne set çekildikçe sahadaki aksaklıkların önüne geçilemiyor.
- Kurumsal dönüşüm ve işbirlikleri: Şirketlerin afet yönetimine dahil olması, sürdürülebilir projeler üretmesi gerekiyor. Bu noktada devlet-kamu-özel sektör- STK’lar birlikte çalışmalı; deprem, yangın, sel kaynaklı risklere karşı ortak stratejiler geliştirilmeli.
- Küresel işbirlikleri ve uluslararası dayanışma: Afetlerin etkisi yerel olsa da çözüm çoğu zaman küresel dayanışmayla şekilleniyor. Şubat depremlerinden sonra onlarca ülkeden gelen yardım ekipleri yalnızca kurtarma çalışmalarıyla değil, afet sonrası iyileşme sürecinde de önemli katkılar sundu. Türkiye, uluslararası afet işbirliklerinden özellikle teknoloji ve kaynak transferi alanında çok daha fazla fayda sağlayabilir.
- Afet finansmanı ve kaynak yönetimi: Afetle mücadelede toplanan kamu ve bağış kaynaklarının etkin ve şeffaf şekilde kullanılması toplumsal güven açısından çok önemlidir. Bu kaynakların ihtiyaç bölgelerinde projeler için kullanılması krizleri çözmede faydalı olacak ve güveni artıracaktır.
Birlikte Hareket Etme Zamanı
Afetler bize her seferinde aynı şeyi hatırlatıyor: Önleyemediğimiz şeyleri en azından birlikte göğüsleyebiliriz. Çünkü iyi yönetilen bir kriz, yalnızca hasarı azaltmakla kalmaz; güveni, dayanışmayı ve yeniden inşa gücünü de beraberinde getirir.
Kahramanmaraş depremlerinin ardından televizyonda enkaz görüntülerini izlerken hepimizin hissettiği çaresizlik aynıydı. Ama o çaresizlik, aynı zamanda hepimizde bir şey yapma isteği de doğurdu. MarjinalSosyal olarak bizler tam da bu yüzden varız. Kurumların bu sorumluluğu yalnızca kriz anlarında değil, her an taşımaları gerektiğine inanıyoruz. Topluma fayda sağlamak, bir afeti bekleyip harekete geçmekle değil, o afeti hiç yaşanmamış gibi yönetebilmekle mümkün. Kurumlar arası doğru işbirlikleriyle, stratejik bakışla ve insanı merkeze alan bir yaklaşımla, afetlerin yarattığı kayıpları azaltmak (hatta kimi zaman önlemek) hâlâ elimizde.
Daha güvenli bir gelecek inşa etmek birlikte hareket etmeyle ve hepimizin ortak çabasıyla mümkün.








