#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
kapak k

Gezegen Sinyal Veriyor: İklim Eyleminde Uygulamaya Geçme Zamanı

Her sene kırılan sıcaklık rekorları, artan kuraklık ve orman yangınları, azalan su kaynakları, daha sık ve daha yıkıcı hale gelen aşırı hava olayları gibi iklim değişikliğinin etkileri günlük hayatı, ekonomiyi, üretimi, altyapıyı ve iş dünyasının kararlarını doğrudan etkiliyor. Bu yüzden Dünya Çevre Günü’nün bu yılki çağrısı iklim eyleminin daha hızlı hayata geçirilmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Ecem ORAN, Çevre ve İklim Değişikliği Uzman Yardımcısı, UN Global Compact Türkiye

5 Haziran Dünya Çevre Günü bu yıl iklim eylemine odaklanıyor. Bu yılın temasının çıkış noktası basit ama güçlü: Gezegen bize sinyaller gönderiyor. Bu sinyaller artık sadece bilimsel raporlarda ya da gelecek senaryolarında karşımıza çıkmıyor. Her sene kırılan sıcaklık rekorları, artan kuraklık ve orman yangınları, azalan su kaynakları, daha sık ve daha yıkıcı hale gelen aşırı hava olayları gibi iklim değişikliğinin etkileri günlük hayatı, ekonomiyi, üretimi, altyapıyı ve iş dünyasının kararlarını doğrudan etkiliyor. Bu yüzden Dünya Çevre Günü’nün bu yılki çağrısı iklim eyleminin daha hızlı hayata geçirilmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Son yılların verileri de bu çağrıyı destekliyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) “State of the Global Climate 2025” raporuna göre 2015–2025 dönemi, kayıtlardaki en sıcak 11 yıl olarak tarihe geçti ve 2025 yılında küresel sıcaklık sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,43°C üzerinde seyretti. Bu veriler tek başına bile iklim krizinin hızını göstermeye yetiyor. Ancak sıcaklık artışı termometrede görülen bir sayıdan ibaret değil. 1,43°C’lik artış, şirketler için iklimi üretimden tedarik planlamasına, yatırımlardan risk yönetimine kadar birçok kararın parçası haline getiriyor.

iceride k

Hedeflerden Uygulamaya

Dünya genelinde iklim hedefleri giderek güçleniyor. Ancak bu hedeflerin sahadaki karşılığı aynı hızda ilerlemiyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) “Emissions Gap 2025” raporu mevcut politikalarla dünyanın yüzyıl sonuna kadar yaklaşık 2,8°C’lik bir ısınma patikasında ilerlediğini ortaya koyuyor. 1,5°C hedefiyle uyumlu bir yol için küresel emisyonların 2035’e kadar 2019 seviyelerine göre %55 azaltılması gerekiyor. Bu fark, iklim değişikliği ile mücadelede hızlanmanın önemini ortaya koyuyor. Bilim temelli, kurumsal emisyon azaltım hedeflerinin belirlenmesi kadar, bu hedeflerin bütçelenmiş, somut aksiyona dönüşmesi ve tedarik zincirlerine yaygınlaşması da önemli. İklim eylemi ancak uygulamaya geçtiğinde gerçek etki yaratıyor.

Dönüşüm Başladı, Hızlanması Gerekiyor

Enerji dönüşümünde olumlu gelişmeler var. Bu alan özellikle önemli çünkü World Resources Institute’a (WRI) göre küresel seragazı emisyonlarının %76,7’si enerji sektörüyle ilişkili. Yenilenebilir enerji yatırımları artıyor, elektrifikasyon yaygınlaşıyor, düşük karbonlu teknolojiler daha erişilebilir hale geliyor. Türkiye’de de yenilenebilir enerjinin kurulu güç içindeki payı artıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre 2025 sonunda yenilenebilir enerji, Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücünün %62,3’ünü oluşturdu. Ancak bu olumlu tabloya rağmen emisyon eğrisi henüz kalıcı biçimde aşağı dönmüş değil. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Global Energy Review 2026 raporuna göre küresel enerji kaynaklı CO₂ emisyonları 2025’te %0,4 arttı. Bu artış önceki yıllara göre daha yavaş olsa da toplam emisyonların yükselmeye devam etmesi dönüşümün hız ve ölçek bakımından hâlâ yeterli olmadığını gösteriyor. Enerji dönüşümünün hızlanması, şirketlerin kararlılığı kadar bu dönüşümü mümkün kılacak koşullara da bağlı: Altyapının güçlenmesi, teknolojilerin uygulanabilir hale gelmesi, finansmana erişimin kolaylaşması ve doğru teşvik mekanizmalarının kurulması gerekiyor. Elektrifikasyon, düşük karbonlu üretim ve yenilenebilir enerjiye geçiş ancak bu başlıklar birlikte ilerlediğinde daha geniş ölçekte karşılık bulabilir.

Dayanıklılığı Güçlendirmek

Uzun süre iklim gündemi daha çok emisyon azaltımı üzerinden tartışıldı. Bugün ise uyum ve dayanıklılık başlıkları en az azaltım kadar önemli hale geldi, çünkü iklim değişikliğinin etkileri emisyon azaltımına yönelik çabalar devam ederken bile ekonomileri, şehirleri ve toplumları etkilemeye devam ediyor.

UNEP’in Adaptation Gap Report 2025 raporuna göre gelişmekte olan ülkelerin uyum finansmanı ihtiyacı 2035’e kadar yıllık 310 milyar ABD dolarına ulaşacak. Ulusal Katkı Beyanları (NDC) ve Ulusal Uyum Planları üzerinden yapılan hesaplamalarda bu ihtiyaç yıllık 365 milyar ABD dolarına kadar çıkıyor. Bu rakamlar, iklim krizinin aynı zamanda ekonomik bir dayanıklılık meselesi olduğunu da gösteriyor. Şirketler, şehirler ve kamu kurumları için iklim risklerine hazırlıklı olmak uzun vadeli planlamanın temel unsurlarından biri.

Türkiye Limit Aşım Günü

Türkiye Limit Aşım Günü’nün bu yıl 6 Haziran’a, Dünya Çevre Günü’nün hemen ertesi gününe denk gelmesi; kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi ve iklim eylemi alanlarında daha hızlı ilerleme kaydedilmesi gerektiğini hatırlatan güçlü bir sembolik mesaj taşıyor.

Global Footprint Network, bir ülkenin Limit Aşım Günü’nü şöyle tanımlıyor: Eğer tüm dünya o ülkenin tüketim düzeyiyle yaşasaydı, Dünya’nın bir yılda yenileyebileceği kaynaklar hangi tarihte tükenirdi? Türkiye için bu tarih son yıllarda haziran ayına denk geliyor. 2025’te 18 Haziran olan Türkiye Limit Aşım Günü, 2026’da 6 Haziran’a geriledi. Bu tarih; üretimden tüketime, tedarik zincirlerinden atık yönetimine kadar kaynakları nasıl kullandığımıza bakmamız gerektiğini söyleyen somut bir uyarı. Çünkü iklim eylemi, emisyonları azaltmak kadar kaynakları daha dikkatli ve verimli kullanmaktan da geçiyor.

COP31’e Doğru İş Dünyasının Rolü

Bu küresel tablo içinde COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olması iklim gündeminin Türkiye’de daha geniş bir paydaş çevresiyle ele alınacağı bir döneme işaret ediyor. “Geleceğin COP’u” ve “Uygulama COP’u” olarak nitelendirilen COP31, tartışmayı hedeflerin ötesine taşıyor. Artık iklim hedeflerinin sahada nasıl karşılık bulacağı, hangi işbirlikleriyle ilerleyeceği ve uygulamanın nasıl hız kazanacağı daha önemli. Bu süreçte kamu kurumları, özel sektör, finans kuruluşları, akademi ve sivil toplumun iklim hedefleri etrafında birlikte hareket edebilme kapasitesi iklim eylemindeki başarımızı belirleyecek.

Bu çerçevede iş dünyasının rolü ayrı bir yerde duruyor. İklim hedeflerinin uygulamadaki karşılığı büyük ölçüde şirketlerin günlük kararlarında şekilleniyor: enerji kullanımı, üretim süreçleri, satın alma tercihleri, tedarik zinciri yönetimi, yatırım planları ve kaynak verimliliği gibi alanlarda atılan adımlar dönüşümün hızını doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla düşük karbonlu ekonomiye geçişin hızı büyük ölçüde iş dünyasının bugün alacağı kararlarla belirlenecek.

COP31’in ana gündem maddeleri olan sıfır atık, gıda güvenliği, yeşil sanayileşme, temiz enerji geçişi ve iklim uyumu; önümüzdeki dönemde odaklanmamız gereken alanları ortaya koyuyor. Bu alanlarda şirketlerimiz taahhütlerini güçlendirerek, ilerlemeyi şeffaf raporlayarak, inovasyonla dönüşümü ölçeklendirerek ve tüm değer zincirine yayarak küresel rekabet güçlerini artırabilir. COP31’e uzanan süreç Türkiye’de iş dünyasının mevcut çalışmalarını görünür kılmak, farklı sektörler arasında deneyim paylaşımını artırmak ve iklim eylemini daha uygulanabilir adımlarla desteklemek için önemli bir alan açabilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde hedeflerin yanı sıra uygulama kapasitesi, işbirliği ve somut ilerleme başlıklarının daha fazla konuşulması bekleniyor.

UN Global Compact Türkiye olarak biz de COP31’e giden süreçte iş dünyasına bu başlıklarda destek olmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu kapsamda; İklim Değişikliği Başkanlığı, Yüksek Düzey İklim Şampiyonu, Birleşmiş Milletler Türkiye, UN Global Compact Merkez Ofisi ve Avustralya Ülke Ağı ile düzenli temas halinde COP31 sürecine katkı sunmak amacıyla çok paydaşlı diyaloğu teşvik edecek, ortaklıkları güçlendirecek, özel sektör katkılarını ve uygulanabilir önerileri üretecek çalışmalar yürütüyoruz.

UN Global Compact Türkiye