#ekoIQ | Sürdürülebilirlik Hakkında Her Şey
ETS

“Türkiye ETS Yönetmeliği Büyük Belirsizlikler İçeriyor”

Yürürlüğe giren ETS Yönetmeliği’ni ve Türkiye’nin yeni iklim politikalarıyla ilişkisini değerlendiren Ember Türkiye Uzman Enerji Analisti Bahadır Sercan Gümüş, yönetmeliğin büyük belirsizlikler içerdiğini söyledi. Dr. Barış Doğru’nun Medyascope kanalında hazırlayıp sunduğu COP31 Yolu programının konuğu olan Gümüş, emisyon tahsisatlarının rakamsal ifadelerinin ve daha birçok önemli ayrıntının Karbon Piyasası Kurulu’na bırakıldığını belirti ve Türkiye’de etkin bir ETS’nin var olup olamayacağının halen netleşmediğini ifade etti.

Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’e doğru hızla ilerlerken, Türkiye’de iklim ve enerji alanında bir dizi gelişme yaşanıyor. Bunlardan biri de 27 Ağustos’ta Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) Yönetmeliği’nin yayımlanması oldu.

İklim değişikliğine neden olan emisyonların kontrolü ve azaltımı için piyasa temelli bir araç olarak tüm dünyanın gündeminde olan ETS’leri kuran ülkelerin sayısı 40’ı aştı. Uluslararası Karbon Eylem Ortaklığı’nın (International Carbon Action Partnership, ICAP) kısa sıra önce yayımladığı Dünya Çapında Emisyon Ticaretinin Durumu Raporu’na göre (Emissions Trading Worldwide Status Report), günümüzde dünya genelinde yürürlükte olan ETS’ler, küresel seragazı emisyonlarının şu anda %26’sını kapsıyor.

Yönetmeliğin yayımlanmasının hemen ardından “Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi ne getiriyor?” başlıklı bir analiz hazırlayan Ember Türkiye Uzman Enerji Analisti Bahadır Sercan Gümüş, Dr. Barış Doğru’nun sunduğu COP31 Yolu Programının yeni oturumunda yayımlanan ETS Yönetmeliği’ni değerlendirdi. ETS Yönetmeliği’nin Türkiye’nin iklim politikalarıyla ilişkisini ve olası etkilerini ele alan Gümüş, yönetmeliğin büyük belirsizlikler içerdiğine dikkat çekti.

“Şu Anda ETS’nin Başlayıp Başlamadığını Bile Söyleyemiyoruz”

Türkiye’nin ETS Yönetmeliği’nde bir önceki taslak mevzuattaki gibi, pilot dönem veya uygulama dönemlerinin açıkça belirtilmemiş olduğunu söyleyen Gümüş, “Bu nedenle Türkiye’de şu an bir yönetmeliğimiz olsa da, ETS’nin fiilen başlayıp başlamadığını ya da başlayacağını maalesef söyleyemiyoruz” diyerek, emisyon tahsisatlarının rakamsal ifadelerinin ve daha birçok önemli ayrıntının Karbon Piyasası Kurulu’na bırakıldığını, etkin bir ETS’nin var olup olamayacağının halen netleşmediğini ifade etti.

ETS’nin genel amaçları hakkında bilgi veren Gümüş, “İklim değişikliğine sebebiyet veren seragazları emisyonlarına bir sınır getirmek ve bu emisyonları yıldan yıla azaltmak için ETS, karbon salımlarını bedava olmaktan çıkararak bir karbon fiyatlandırması getiriyor. Türkiye’deki sistemde de dünyadaki sistemde de genel olarak yıldan yıla azaltım stratejisi güdülüyor” dedi.

“ETS Yönetmeliğinde Mutlak Bir Emisyon Azaltım Hedefi Yok”

ETS’lerde devletlerin belirli oranda salım yapma hakkını sertifika olarak “ücretsiz tahsisatlar” şeklinde verdiğini anlatan Gümüş, bu tahsisatların toplamının yıldan yıla azaltılarak sektörlerin emisyonlarını azaltmaya yöneltilmesi gerektiğini söyledi.

ETS’nin başarılı olmasında sistem tasarımının en büyük faktörlerden birini oluşturduğunu sözlerine ekleyen Gümüş, “Örneğin Türkiye’de, ETS’nin yönetmeliğine baktığımızda mutlak bir emisyon azaltım hedefinin bulunmadığını görüyoruz. Avrupa’da 2005’li yıllarda, Avrupa’nın ilk olarak ETS’yi devreye aldığı yıllarda dahi sektörlere bir tavan emisyon miktarı belirleniyordu. Türkiye’de maalesef bunu göremedik” diye konuştu: “Ürün bazlı bir kıyas sistemiyle emisyonların yıldan yıla düşürülmesi hedefleniyor. ETS mekanizmamızdaki ana kaygı, ana istek; santralların ya da fabrikaların, tesislerin, yıldan yıla daha verimli üretime kavuşmaları, ürün başına daha az emisyon salmaları. Ancak ürünlerin üretim miktarları yıldan yıla artarsa, Türkiye’nin toplam emisyonlarının da artma riski bulunuyor.”

“Sektör Bazında Net Sıfır Yol Haritalarının Belirlenmesi Gerekiyor”

ETS’nin kurulması ile Türkiye’nin emisyonlarının düşmesi arasındaki bağlantıya dikkat çeken Gümüş, “2023’ten 2024 yılına geçerken rekor yenilenebilir enerji kurulumları gördük ama Türkiye’nin toplam emisyonları %5 kadar arttı. Sırf biz ETS’yi kurduk diye emisyonların mutlak olarak azalmasını bekleyemeyiz. Buna yönelik de önlem almalıyız. Sektör bazında net sıfır yol haritalarının belirlenmesi gerekiyor” dedi.

Önünde azalan bir emisyon tavanı görmeyen firmaların ve tesislerin, emisyon azaltıcı yatırımlarını erteleyebilecekleri gibi bir sorunla da karşılaşılabileceğini belirten Gümüş, bunun yanı sıra yeterli bir teşvik mekanizmasının da bulunmadığını dile getirdi.

“ETS’nin Detaylarının Çoğu Karbon Piyasası Kurulu’na Bağlanmış Durumda”

Yönetmelikte ETS’nin detaylarının birçoğunun Karbon Piyasası Kurulu’na bırakıldığını vurgulayan Gümüş, “ETS’nin ne zaman devreye gireceği, pilot dönemin ne zaman olacağı, cezaların nasıl uygulanacağı veya daha önemlisi ücretsiz tahsisatların nasıl dağıtılacağı, tüm bu konular Karbon Piyasası Kurulu’nun kararı doğrultusunda uygulanacak” diyerek, “kıyaslama metodolojisi” ile “ücretsiz tahsisatların dağıtımının” burada etkin bir ETS için çok önemli iki unsur olduğunun altını çizdi.

Başta elektrik üretim sektörü olmak üzere ücretsiz tahsisat dağıtımlarının azami dikkatle değerlendirilip, Türkiye’ye uygun bir yol haritası çıkarılması gerektiğini söyleyen Gümüş, “Burada da 2024 yılına baktığımızda Türkiye toplam emisyonlarının dörtte birinden fazlasının sadece elektrik üretim sektöründen, yani doğalgaz ve kömürlü termik santrallarımızdan geldiğini görüyoruz. Bu santrallarımıza uzun vadede ücretsiz ve %100’e kadar ücretsiz, sınırsız bir tahsisat tamamlarsak, 2053 net sıfır hedeflerine ulaşmamız oldukça zorlaşır” değerlendirmesini yaptı.

Fosil Yakıtlı Termik Santrallara Karbon Fiyatlandırması Uygulanacak mı?

Uygulamanın ilk başlarında fosil yakıtlı termik santrallara yüksek bir karbon fiyatlandırmasının uygulanacağını düşünmediğini söyleyen Gümüş, Avrupa’daki uygulamalara bakıldığında, ilk başta çoğunlukla ücretsiz olan tahsisatların, yedinci ve sekizinci yılda bitirildiğini, 10. yıla geldiklerinde ise hiçbir şekilde ücretsiz tahsisatlar kalmadığını vurguladı.

Avrupa Birliği’nde (AB) şu an karbon fiyatlarının ton başına 80 euro’ların üzerinde olduğu bilgisini veren Gümüş, “Türkiye’de 10 euro civarında bir karbon fiyatı bile oluşsa, -Avrupa’ya göre oldukça düşük olmasına karşın- bunu ben küçümsemiyorum. Örnekleyecek olursak, linyitten elektrik üretimi yapan bir termik santralda 10 dolarlık bir karbon fiyatı elektrik üretim maliyetlerine de yaklaşık 11-12 dolar olarak megawatt-saat başına yansıyacaktır. Şu an Türkiye piyasasında toplam elektrik satış fiyatlarında 50-60 dolar civarında gezindiğini düşünürsek, 12 dolarlık bir artış bu santralları daha verimli olmaya itecektir” dedi.

ETS, Kağıt Üstünde Kalabilir mi?

Karbon Piyasası Kurulu’nun kararlarının önemine dikkat çeken Gümüş, “ETS, Türkiye’de gerçekten emisyonu düşürecek bir mekanizma mı olacak, yoksa sadece kağıt üstünde yönetmelik olarak kalan bir mekanizma mı olacak, bunu Karbon Piyasası Kurulu üyeleri belirleyecek” dedi.

“Karbon Piyasası Kurulu’na kimler katılabilecek, gerek sivil toplum kuruluşu (STK) tarafından gerek bağımsız, dışarıdan bir katılım sağlanabilecek mi ya da Danışma Kurulu’na bile olsa bir katılım sağlanabilecek mi?” diye soran Gümüş, veri şeffaflığının önemine de dikkat çekti.

Avrupa tarafında tesislerin saldıkları emisyonların bilindiğini, bilgilerin kamuoyuna açıklandığını ifade eden Gümüş, “Türkiye’de benzer bir şey beklemiyorum ama en azından Kurul kararlarının, Danışma Kurulu’nun ne zaman yapılacağının bilinmesini; kimlerin katılacağının, dışarıdan STK’ların, akademinin ve yerel temsilcilerin katılımının olacağını umut ediyorum” diye konuştu. Gümüş, sivil toplumun aktif katılımı sağlanır, Kurul kararları ve Danışma Kurulu kararları kamuoyuyla paylaşılırsa şeffaflık anlamında bir ilerleme kaydedileceğini dile getirdi.

Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı’nın (NDC) geçen yıl New York İklim Haftası’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklandığını anımsatan Gümüş, NDC’lerin beş yılda bir güncellendiğini, bir sonraki güncellemenin de 2030 yılında beklenebileceğini söyleyerek, “En azından burada sektörel yol haritaları veya Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Taahhüdü’nün (TAFF) bu yıl eylül ayında verilmesini umut ediyorum” diyerek ülkemiz açısından bakıldığında henüz bu yönde somut adımlar görülemediğini de sözlerine ekledi.

“Temiz Enerji Dönüşümünü Sağlayamazsak Elektrifikasyon Oranını da Yakalayamıyoruz”

Türkiye’nin COP31’in ana gündemi yapmak istediği elektrifikasyon başlığı üzerinde de duran Gümüş, şu değerlendirmelerde bulundu: “Elektrifikasyonun, 2035’e kadar küresel düzeyde %35 oranına ulaşması, benim ilk değerlendirmelerime göre oldukça iddialı bir hedef gibi gözüküyor. Şöyle bir örnek verebilirim; Türkiye’de şu an 18 milyon binek otomobil var. Bu 18 milyon otomobili tamamen elektrikliye dönüştürürsek, elektrifikasyon oranımız yalnızca yaklaşık %5 civarında artıyor. Yani %21’lik-22’lik payımız %27’ye kadar çıkabilir. Ancak yine de bir 8 puanlık açık kalıyor. Ve Türkiye’nin yıldan yıla toplam otomobil satışı yaklaşık 1 milyon kadar. 2035’e kadar tüm yeni satılan otomobilleri elektrikli yapsak dahi, pay %2 kadar artıyor. Bu yönden baktığımızda oldukça iddialı bir hedef olarak gözüküyor. 2035’e kadar %35 hedefi, kabaca tüm otomobillerin yarısının elektrikli olması, -bu yaklaşık 8-9 milyon otomobil demek- beraberinde tüm hanelerin yarısının ısı pompalı sisteme geçmesi, doğalgazın ve kömürün terk edilmesi, -bu da yaklaşık 12-13 milyon haneye denk gelir- ve yine beraberinde sanayinin de şu an %30’luk elektrifikasyon oranının %50’lere kadar çıkmasını gerektiriyor. Bu yönden elektrifikasyon hedefinin oldukça iddialı olduğunu söyleyebilirim.”

Elektrifikasyonun bir arz tarafı meselesi değil, nihai tüketimde dönüşüm meselesi olduğunu vurgulayan Gümüş, yıldan yıla rekor düzeyde yenilenebilir enerjileri sisteme eklesek de bunun nihai tüketimde elektrifikasyon oranının yükseleceği anlamına gelmeyebileceğine de işaret etti: “Eğer elektrik kullanımıyla fosil yakıtların kullanımı birlikte yükseliyorsa, elektrifikasyon oranı yine yükselmeyecektir. Hedeflediğimiz orana ulaşmamız için fosil yakıtlardan mutlaka çıkışı da planlamamız gerekiyor. Fosil yakıtlardan çıkışı ya da temiz enerji dönüşümünü sağlayamazsak elektrifikasyon oranını da yükseltemiyoruz.”

Elektrik üretimi tarafında da mümkün olduğunca yeşil üretimi desteklemek zorunda olduğumuzun altını çizen Gümüş, “Yoksa bir yerden, nihai tüketimden kazandığımız, tasarruf ettiğimiz emisyonları üretim tarafında geri alabiliriz. Böyle de bir risk var. Bir yandan elektrik tüketiminizi yükseltirken aynı zamanda fosil yakıt tüketiminizi de yükseltirseniz elektrifikasyon oranınız sabit kalır. Yenilenebilir elektrik üretim artış hızı fosil yakıttan hızlı gitmeli ki elektrifikasyon oranımız artsın. Bunun da tek yolu fosil yakıtlardan çıkış, yani dönüşüm” şeklinde konuştu.

Bu alandaki güncel çalışmalara da işaret eden Gümüş, özellikle hane halkı tarafında doğalgazlı kombi sistemlerinin hâlâ maliyet bakımından ısı pompalarına göre avantaj sunduğunu gördüklerini söyleyerek, “Bunun ana nedenlerinden biri doğalgaza uygulanan sübvansiyon. Isı pompalarına ise sübvansiyon yok, hatta tam tersine elektrik tüketiminiz fazla ise daha yüksek kademeden elektrik fiyatı almak zorunda kalıp daha yüksek fatura ödüyorsunuz” dedi.

“2026, Fosil Yakıt Krizlerinin Yılı Oldu”

Yatırımcının ya da hane halkının geleceği planlayabilmesinin önemini vurgulayan Gümüş, “Türkiye’de elektrikli araçların yükselişi, maliyet avantajı olduğu zaman dönüşümün gerçekleştiğinin bir kanıtı” diyerek bunun haneler, sanayi ve binalarda da yaygınlaşması gerektiğini belirtti. 2026 yılının özellikle “fosil yakıt krizlerinin yılı” olduğunun altını çizen Gümüş, sözlerine şöyle devam etti: “Yılın başında yaşadığımız Hürmüz Boğazı krizinin etkileri halen devam ediyor; Türkiye için de bu yıl yaklaşık 14 milyar dolarlık ilave yük geleceğini hesaplıyoruz. COP31 sırasında gündemlerden birinin bu olacağını düşünüyorum. Avrupa tarafına baktığımızda da doğalgaz fiyatlarının oldukça yüksek seyrettiğini görüyoruz. Dünyada bu krizlerden etkilenmeyen çok az yer var. Umarım liderler, yöneticiler, karar vericiler; fosil yakıtların başkalarının elinde fiyatlandığını, lojistikten etkilendiğini, kirli bir yakıt olduğunu, her yönden ‘tabiri caizse geleceğimizi kararttığını’ düşünürler, diye yine umut ediyorum” diyerek Türkiye’nin elektrifikasyon hedefini bu noktada oldukça olumlu bulduğunu sözlerine ekledi. Elektrifikasyonun, yerli ve yenilenebilir enerjiyle sağlanabilecek ve düşük maliyetli bir teknoloji olduğunu ifade eden Gümüş, COP sonrasında uygulama fikrinin netleşmesini umduğunu söyleyerek değerlendirmelerini tamamladı.